‘Babıâli’nin Öteki Yüzü’nde Özal

13 Kasım 2018 Salı

“Babıâli’nin Öteki Yüzü” Tufan Türenç’in medya anılarını yazdığı kitabın adı.
İçinde çok ilginç anılar, çok özel ilişkiler, çok güzel bilgiler var.
Onunla medyada yollarımız hiç kesişmedi; ben Hürriyet’teyken o Milliyet’teydi; Hürriyet’e ise ben ayrıldıktan sonra geldi.
Bizim birlikte çalışmışlığımız olmadığı gibi özel bir ilişkimiz veya dostluğumuz da yoktur.

***

Erhan Akyıldız ile birlikte Faşist katillerce öldürülen Abdi İpekçi’nin hayatı üzerine yazdığı, “Gazeteci” adıyla yayımlanan kitap ile, gazeteciliğine ek olarak, yayın dünyasında da adını duyurmuştu. Nitekim anılarında, o kitabın yazılış öyküsünü ve okuru içine alan sıcak üslûbunu nasıl keşfettiğini de tatlı tatlı anlatmaktadır.
Bu anılar kitabının önemli bir özelliği, Erol Simavi’den Aydın Doğan’a, Abdi İpekçi’den Mehmet Barlas’a basın/medya patronları ve çalışanları hakkında olduğu kadar, kamuoyunu ilgilendiren önemli olayların da içyüzleri, arka planları hakkında bilgiler vermesidir. (Kitapta pek de önemli olmayan bir hata gördüm: Sayfa 55’te Aydın Bey’in konuşmasında “Hürriyet’ten” sözcüğü “Güneş’ten” olacak.)

***

Örneğin kamuoyunda, Kartal Demirağ Özal’a ateş ettiğinde, tabancadan çıkan kurşunun mikrofonun sapından sekerek Özal’ın elini yaraladığı, böylece Özal’ın mucizevi bir biçimde ölümden kurtulduğu efsanesi vardır.
Türenç “Özal’a Suikast” bölümünde bu olayın içyüzünü anlatıyor (ss. 81-90):
Özal’ın Ankara Belediye Başkanı yaptığı yakın arkadaşı Mehmet Altınsoy bir görüşmede Orhan Tokatlı’ya bunun yalan olduğunu, silah sesi üzerine kürsünün altına çöken Özal’ın elini o sırada yere düşen bardağın kestiğini anlatır.
Orhan Tokatlı bunu, Altınsoy’un da izniyle yeni yayımlanacak olan “Kırmızı Plakalar-Türkiye’nin Özallı Yılları” adlı kitabının önsözüne yazar.
Hürriyet iddiayı manşetten duyurur, ortalık karışır; ama kamuoyunda hâlâ “mikrofonun sapı” efsanesi egemendir.

***

Cahide Sonku benim müthiş merakımı çeken ve sırrını bir türlü çözemediğim bir kadındır:
Dünya güzeli bir genç kız, çok yetenekli bir tiyatro ve sinema artisti, herkes ona âşık, en ünlü insanlarla dost, en zenginlerden biriyle evleniyor, paranın, başarının, ünlü olmanın doruklarında dolaşıyor ve yoksulluk içinde, dilenerek ölüyor!
Türenç, “Bir Diva: Cahide” adlı bölümde bu konuya eğiliyor, Haldun Taner’in yazı dizisini de anlatıyor ama benim merak ettiğim “sırra” ışık tutmuyor. (ss. 91-94)
Nedir bu dünya güzeli, çok yetenekli, çok zengin kadını sefalet içinde dilenerek ölmeye mahkûm eden “lanetin sırrı”?
Depresyon gibi bir hastalık mı? Cehalet gibi bir özellik mi? Aşk ya da ihanet gibi bir olay mı? Kendini beğenmişlik gibi bir duygu mu? Yoksa bütün bunların bir toplamı mı?
Türenç, elindeki zengin bilgi ve belgeleri derinliğine incelemeli, bu “sırrı” çözmeli ve o çok iyi kullandığı “senaryo yazma tekniği” ile okurlara aktarmalıdır.
(Not: 10 Kasım’da Köln’deki Atatürk konferansımda beni onurlandıran tüm katılımcılara teşekkürlerimi sunuyorum.)  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yeni anayasa tuzağı 19 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları