“Bayram tatil demek değil... Adını da değiştirmişler şimdi; Şeker Bayramı! Bu dört dörtlük bir Ramazan Bayramı, ne Şeker Bayramı?”
Bu sözler Başbakan Erdoğan’ındı. 2008’de Şanlıurfa’daki bir iftar yemeği konuşmasında şunu da eklemişti: “Buna kültürel erozyon denir...”
O bayramda yazdığımı anımsıyorum; tatil bir yana, her yıl oruç tuttukları ramazanı izleyen bayrama “şeker” diyen rahmetli anam, babam ve nice büyüklerimiz “kültürel erozyon”da olabilirler miydi?
Çocukluğumuzdan bu yana “Şeker Bayramı”nı şekerlemelerle yaşayan bizler de belki dişlerimizi bozmuştuk ama kültürümüzü de mi yitirmiştik? Ama Başbakan kararlıydı ve sözünü şöyle bağlamıştı: “Buna fırsat veremeyiz, vermemeliyiz.” (24 Eylül 2008 - gazeteler)
Turizmin can simidi
O günden bu yana bayramın “tatil”ini iple çekenler eksilmedi; hatta arttı bile... Turizmcilerin “can simidi” hâlâ bayramlar değil mi? Dahası bayram hafta içine gelirse aradaki günlerin “resmi tatil” yapıldığı, yani Başbakan’ın düşüncesiyle bağdaşmayan hükümet kararları bile var.
Ne var ki büyüklerinden duydukları için “Şeker Bayramı” sözünü yeğleyenler arasında söylemlerini değiştirip “Ramazan Bayramı”diyenlerin çoğaldığını da görüyoruz. Bunda Başbakan’ın “fırsat tanımayalım” buyruğundan cesaret alarak “Şeker Bayramı diyenlerin İslamiyet düşmanı” olduklarını söyleyenlerin yarattığı “korku ortamı” da etkili olmalı...
Bir de şu iş ilişkileri adına yine Başbakan’ı dinlediklerini göstermek isteyenleri fark etmemek olanaksız. Tıpkı malum medyacılar gibi…
Oysa yinelemeliyim ki ne her arifede Hacıbekir’in yolunu tutan bizimkiler, ne de her bayram ziyaretine şekerleme kutularıyla gidenler, din düşmanıydılar. Tersine, ziyaretlerde sunulan nefis likörleri de orucunda, namazında nur yüzlü kadınlarımızın hazırladığını unutan var mıdır?
Hatta her likörün kadehi bile farklıydı; nane likörü vişne kadehinde ikram edilmez; hepsinin yanına bademle birlikte çikolata konulmazdı…
İslamiyete gönülden bağlı nice ailenin hesapsız, kitapsız ve hiçbir art niyet, kem düşünce içinde olmadan sürdürdükleri bu uygarlık kültürümüzü en iyi anlatan Selim İleri olduğu için sözü uzatmıyorum. Ancak bu geleneklerimizin Osmanlı’dan Cumhuriyete miras olduğunu da belirtmeden geçemiyorum...
‘Fitre’ ve ‘şükür’
Ramazan Arapçada “çok sıcak” anlamında “ramaza”dan geliyor. Bu nedenle ilk oruca sıcak aylarda başlandığı söylenir. Oruç ayı ise “kutsal” olduğundan, bittiği için “bayram” yapmak, yani “sevinmek”düşünülemez.
Nitekim bayramın asıl adının “Fıtır Bayramı” olduğu biliniyor. Yoksulların halinin “yaşanarak” kavranabilmesi için tutulan oruçla birlikte onlara yapılan yardıma da “fitre” denmez mi? İşte böylesi bir “insani” görevin bu yıl da “nasip” olmasına “şükür” edildiği bayram için halkın şeker demesini “şükür” sözcüğünün zamanla “şeker”e dönüşmüş olabileceğine bağlayanlar da var. Bir hadiste de “Rasûlüllah fıtır bayramına birkaç hurma yemeden hiç çıkmazdı” denmesi, şeker(li) tanımının dayanakları arasında sayılıyor...
Sözün kısası, bugün başlayan bayramın adı, ne din tarihinde ne de toplumsal tarihte asla Ramazan Bayramı değil. Fıtır Bayramı da denebilir ama o artık çok geçmişte kaldığından, bizim geleneğimizde Ramazan’a saygı içinde Şeker Bayramı’dır... Kutlu olsun…
19 Ağustos 2012 - Cumhuriyet
|
Cumhuriyet'i Ana Sayfanız Yapın | |