[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Julian Barnes'dan 'Gözünü Açık Tutmak'

Julian Barnes, ‘Sanat Üzerine Denemeler’ alt başlığıyla yayımlanan “Gözünü Açık Tutmak” isimli kitabında, kalburüstü ressamların tablolarına bakıp getirdiği yorumlarla beraber, zaman içinde bunların nasıl değiştiğini, başka bir ifadeyle tablolarda gördüklerinin belli bir vakit sonra nasıl farklılaştığını anlatıyor.
09 Temmuz 2018 Pazartesi - Hakan Bora
[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Barnes’ın not defteri ve rehberi
 
Julian Barnes’ın ele aldığı ressamlar ve eserler, sanatsal dönemlerin kimliğini ortaya koyarken yazar, bir vakitler ilah saydığı kimi ressamlarla ilgili fikirlerinin daha sonra nasıl değiştiğini de anlatıyor. Bunda dönemin ruhuyla birlikte Barnes’ın bakış açısındaki çeşitlilik önemli rol oynuyor.

Barnes’ın yaptığı, resim özelinde sanatın hikâyesine odaklanıp gördüklerini hikâyeleştirmek. Bu nedenle “Bir felaketi sanata nasıl dönüştürebilirsiniz?” diyerek Géricault’nun ‘Medusa’nın Salında Yamyamlık Sahnesi’ adlı eserini yorumluyor. Aslında bu bakış, tablonun nasıl yapıldığına dair akıl yürütmeyi ve kotarıldıktan sonra hangi yorumları tetiklediğine dair hikâyeler içeriyor. “Sürekli şaşırtır” dediği Delacroix’yı yorumlarken “romantik mizacı olmayan romantik ressam” ifadesini kullanırken Courbet için de benzer bir yoldan ilerliyor.

Barnes, incelediği her tablo ve sanatçıda, resimdeki zaman sekansları ile ilerleme arasındaki farkı ortaya koyup imgeler, teknikler, konular ve tablolara yerleştirilen ayrıntılarla ilgilenirken bunların ait olduğu dönemin ruhunu atlamadan sanatçıların da eleştirmen olduğunu söylüyor.
Barnes, tablolar ve ressamlarla ilgili teknik bilgilerin yanı sıra onların edebi yorumlarına yönelerek meselenin, yalnızca resim değil, olayın bir de söz kısmının varlığından bahsediyor. Fantin Latour’un yüksek kaygılı ve kendisinden kuşku duyduğu hayatının eserlerine yansımasını anlatırken “amaçsız çalışmalarını”, hem çizgiyle hem de çizginin yorumuyla ele alıyor.

“Yapılamayacak olanı yapmanın kıyısına kadar giden” Cézanne’nı ya da kadın vücudunu gözlemleyip tuvale aktaran Degas’yı anlattığı satırlarında Barnes, yine resim ve edebiyat birliteliğinden söz açıyor. Bunun en belirgin noktası, Redon’u andığı satırlar: “Redon’un yapıtları iki düzeye ayrılır: Mesaja kayıtsız kalmakla birlikte daha sonraki renkli tablolarının ışıltısına hafifçe kararırız; oysaki Redon’un şöhretini oluşturan ‘noirs’ tablolar, dünyanın paylaşılmış mahrem hayal gücünün değişim gösteren ürünleri gibi tepemizde daireler çizer, aklımızdan çıkmaz ve var olmakta direnir.”
 
BİR SANAT YOLCULUĞU

[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Barnes, tablo ve sanatçıları sorgulayınca yolu, modernizme ve gerçekçiliğe çıkıyor. Adı geçen akımların, hem tabloları oluşturduğunu hem de tabloların onları yarattığını belirtip örneklerden genele, genelden de örneklere gidiyor.

Vallotton’un hayatından aktardığı anekdot önemli: “Resim yaptıkça yaptı Vallonton: Akıl sağlığını korumak için resim yapıyordu, bu yüzden de muhtemelen çok fazla yapıyordu. Git gide daha fazla nü resim sergiledi, bu da eleştirmenlerin hoşnutsuzluğunu artırdı. İnatçı bir şekilde resim yapmayı sürdürüyor ve git gide daha fazla nü sergisi açıyordu. Öteki ürünleri, haksız bir şekilde görmezden gelindi.”

Barnes’ın esprisi, resimden hareketle dünyayı dönüştürenler için saygı duruşunda bulunmak. Yaşlı dünyada genç resimler yaparak çığır açan Braque’ın ismini anarak “Gerilemekten çok bakan kişiye ilerleyen biçimlerin resmini yapıyordu” demesinin nedeni bu.

Barnes’a göre, sanat zamanla değişirken sanat olan şey de aynı akıbeti paylaşıyor. Sanatın nesne ve öznesi de bundan pay alıyor elbette. Dolayısıyla resmin gelişim çizgisi ve onu oluşturan isimleri bu pencereden bakarak değerlendiren yazar, başka bir gerçeği daha hatırlatıyor: “Çoğu sanat, elbette kötüdür; günümüzde sanatın büyük bir bölümü kişiseldir ve kötü kişisel sanat, bütün sanatların en kötüsüdür.” Fakat “her zaman yükseklerde ve aşağılarda bir hayat yaşadı; bir yanda dükler, düşesler, kraliyet ailesi üyeleri öte yanda, gangsterler ve bahisçiler” dediği “olay anlatıcısı” Lucien Freud’u ayrı bir yere koyuyor Barnes.

Sanat tarihinden seçtiği örneklerle bir yolculuğa çıkan Barnes, hem resmin hem de kendisinin resme bakış serüvenini anlatırken değişen perspektifleri, hayatı dünyayı ve akımları da atlamıyor. Bu bakımdan Gözünü Açık Tutmak, hem bir not defteri hem de bir rehber.
 
Gözünü Açık Tutmak / Julian Barnes / Çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu / Ayrıntı Yayınları / 272 s.    

[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]