[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Eğitimde kritik eşik: İlk 3 yaş

Psikologlar ve eğitimciler uyarıyor: Eğitime ne kadar erken başlanırsa çocukta o kadar ilerleme olur. Aksi halde geç verilen eğitimin bir faydası olmaz
24 Temmuz 2018 Salı - SİBEL BAHÇETEPE
[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Engelli çocukların eğitim olanaklarının yetersizliği sıklıkla gündeme gelen ancak somut bir adım atılamayan konuların başında geliyor. Eğitimciler ve psikologlar, “Eğitime ne kadar erken başlanırsa çocukta o kadar ilerleme olur. Aksi halde geç verilen eğitimin bir faydası olmaz” görüşünde birleşiyor. Uzmanlar şunu da ekliyor: “Beyin gelişiminin hızlı olduğu ilk 3 yaş bu konuda en önemli zaman dilimidir. Bu yaşlarda mümkün olan en yoğun şekliyle eğitim almalıdırlar. ” 

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Yönetim Kurulu, “ Eğitim her çocuğun hakkıdır” vurgusunu yapıyor. Engelli çocukların ise eğitim ihtiyaçlarının fazla olduğunu ve bu ihtiyaçları doğrultusunda desteklenmeleri gerektiği vurgulanıyor.

Eğitim yetersiz’

Açıklamada, beyin gelişiminin hızlı olduğu ilk 3 yaşın bu konuda en önemli zaman dilimi olduğuna dikkat çekiliyor. Devletin engelli çocuklara haftalık 2 saat şeklinde ödediği eğitim saatinin yetersizliği vurgulanan açıklamada,“Aslında erken dönemde bu çocuklara daha fazla bütçe ayırmak, ileri yıllarda oluşacak olacak masrafı da azaltacaktır. Devlet ödeneği az olunca, eğitim konusunda bilinçli olan aileler kendi imkânları konusunda çocuklarını desteklemeye çalışmaktadır. Bu durum özellikle maddi imkânı az olan aileleri çok zora sokmaktadır. Çocuğuna eğitim aldıramayan aileler de ciddi bir çöküntü yaşamaktadırlar” ifadelerine yer veriliyor.

Ötekileştirme sorunu

Toplum olarak son yıllarda ‘ engelli’ konusunda artmış bir bilinçlilik düzeyinin olduğu ancak bunun yine de yetersiz kaldığını belirten Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği üyeleri, şöyle devam ediyor: “Bu konuda henüz kat etmemiz gereken daha uzun bir yol var. Çünkü artmış bu bilinç dışarıya, aşırı duyarlılık olarak ya ‘acıma duygusu’ ya da ‘kahramanlaştırma’ şeklinde yansıtılmaktadır. Oysa engelli birey, ihtiyacı olan desteği alarak toplumun bir üyesi haline gelir ve ‘normal’ bir birey gibi yaşama hakkına sahiptir. Babası ile parka giden engelli bir kızın geldiğini gören parktaki diğer çocuğun annesinin, çocuğun oyuncaklarını toplayarak uzaklaşması; yine bir kafede engelli çocuğu ile oturan bir annenin yanına gelip ‘bu çocuğun nesi var’ diye meraklı sorular sorması; pazarda bağıran engelli bir çocuğun annesine, ‘çocuğunuza eğitim verin, madem bu durumda, onu sokağa çıkarmayın’ diye söylenilmesi, bir kaynaştırma öğrencisi için diğer velilerin ‘çocuğumuzun eğitimini aksatır’ şeklindeki yaklaşımına, bir özel kreş öğretmeninin down sendromlu bir çocuğu ‘diğer çocuklara bulaşır düşüncesi ile kaydetmek istememesi’ toplum olarak sanılanın aksine henüz yeterince bilinçli olmadığımız ve engelliyi ötekileştirdiğimizin örnekleridir.”

Dayanışma güçlendirir

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Yönetim Kurulu, engelli çocukların ailelerine, çocukları doğduğu günden itibaren neler yapması ve nasıl yaklaşması gerektiği konusunda ise şu önerilerde bulunuyor:

  • Öncelikle ailelerin durumu kabullenmeleri önemlidir. 
  •  Kabullenme süreci için en önemli adım, ailelerin çocuklarının engel durumunun detayı hakkında bilgilenmeleridir. Süreçte ‘kendilerini neler bekliyor, çocuğun eğitimi nasıl olacak, fizik tedavi ihtiyacı ne kadar, neler yapılabilir’ iyice öğrenmelidirler. Bu noktada, uzmanları referans alıp yola devam etmek ve her aşamada onların danışmanlığı almak gerekir. Yoksa her söylenene kulak verirler ve bazen ‘umut tacirlerinin’ eline düşebilirler. 
  • Aileler, çocuğun eğitim, sosyal ve yasal hakları konusunda bilgi sahibi olmalılar. Beyin gelişimi yaklaşık 3 yaşlara kadar oldukça hızlı ilerleyen bir süreçtir. Bu yılları eğitim açısından bir fırsat bilip kaçırmamak önemlidir. 
  •  Panik yapılmamalıdır. Annenin çoğunu sevmesi, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması ile eğitim zaten başlar. 
  •  Benzer engeli olan çocukların aileleri ile bir araya gelmek ve dayanışmak, onlarla görüşmek de yüklerini hafifletmek konusunda faydalıdır.
  • Engelli bir çocuğa sahip olmak, genelde beklenmedik bir durum olduğundan, böyle bir çocuk sahibi olunca ‘sadece bizim çocuğumuz böyle’ duygusu yoğun yaşanır. Engelli çocukların aileleri ile görüşmek, varsa derneklere üye olmak, bu açıdan da destekleyici olacaktır. Bu yaklaşımlarda engelli ailelerini koruyacak güç, çevrelerinde kendilerine destek olacak aile bireyleri ve dostları ile bu süreci yönetmeleridir. 
  • Devlet desteğini arkalarında hissedebilmek de ailelerin kabul sürecini hızlandıracak önemli bir faktördür.

‘İhtiyaçları karşılanmıyor’

Zihin engelliler öğretmeni Sami Urhan da “Ülkemizde engelli çocuklar birçok hakka sahip olarak gözüküyor, ancak uygulamada malesef yetersiz kalıyoruz’’ diyor. Tıbbı alanda da engel oranına bağlı maaş ödeme yapıldığını anımsatan Urhan, şöyle devam ediyor: “Bu ödeme yetersiz olduğu için kalan kısmını ailenin kendi imkânlarıyla karşıladığını ve çok fazla zorluk yaşadıklarını görebiliyoruz. Özellikle maddi durumu kötü olan engelli birey ve ailelerin en çok karşılaştığı problem prosedürlere takılması olarak görüyoruz. Bireylerin kullanımı için acil öneme sahip olan protez, bez gibi ihtiyaçları tam olarak karşılanmıyor. Kalan kısmını ise ailenin kendisi karşılamak zorunda kalıyor. Gereken prosedürler aşılsa da bu sefer sonuçlanması zaman alıyor.”

Engellilik nedenleri 

[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

Odyoloji ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı Yeliz Yekdar ise engellilik nedenlerini genetik yatkınlık, annenin yaşı, gebelik dönemindeki beslenme, annenin gebelikteki ruh hali, geçirilen kazalar, hastalıklar, enfeksiyonlar, sigara ve alkol kullanımı, akraba evlilikleri, tanı amaçlı yapılan amniyosentez ve doğum sırasındaki komplikasyonlar şeklinde sıralıyor. “Ülkemiz de engelli birey sayısı artıyor mu” sorusuna Yekdar, şu yanıtı veriyor:
“Artış vardır ama bu artışın gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılır bir durumdur. Tanı yöntemleri gelişmiştir. Bebeklerin doğum sonrası birinci günde işitme taramaları yapılmaktadır, böylece olası kayıplar erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Erken tedavi ve eğitime başlanmalıdır. Verilen eğitim ve rehabilitasyon çalışmaları ile çocukların günlük hayatlarında kendi kendilerine yetebilmeleri, kendilerini ifade edebilmeleri öncelikli amaçtır. ”

‘Sokağa bile çıkarmıyorlar’

Özel bir eğitim ve rehabilitasyon merkezinde öğretmen olan Tarık Tarakçı ise toplumda engeli çocuk olmasının sanki bir utanç nedeni olarak düşünüldüğünü belirterek “Her nedense ailelerin çoğu engelli çocuğunu sokağa bile çıkartmıyor. Bu bir ayıpmış gibi algılanıyor” diyor. Tarakçı, şunları kaydediyor: “Toplumun içine karışması en zor olan engelli birey grubu bedensel engeli olan bireyler. Çünkü tekerlekli sandalyeye mahkûmsa eğer tek başına toplum içine çıkamıyor, karışamıyor. Altyapı onun yaşamını kolaylaştırmıyor. Bir toplum çocuklarına yaşlılarına ve engelli bireylerine verdiği değerle ölçülür. Toplumun gelişmişlik düzeyine bakınca da bunun çokta Avrupa düzeyinde olduğunu söyleyemeyiz. ”

 

‘4 YAŞINA KADAR KONUŞAMADI’

Zihinsel engelli Samet Y.’nin annesi Fatma Y. oğlunun doğum sırasında yüzündeki kılcal damarların çatlamasıyla yüzünün yarısında leke oluştuğunu, Sturge Weber Sendromu teşhisi konulduğunu anlatıyor. Oğlunun 40 günlükken havale geçirdiğini söyleyen anne Fatma Y. şöyle devam ediyor: “Samet 40 günlükken havale geçirdi ve doktora gittiğimiz zaman bu durumun genetik olduğunu, ömür boyu böyle olacağını söyledi. Dört yaşına kadar konuşamadı ancak BAZADER’e geldiğimiz de eğitmenler gereken eğitimi vererek konuşma, okuma-yazma öğretti. Devletin eğitim imkânlarından yararlandık ancak bunlar yeterli değildi.”

'İmkânlar yetersiz’

Bakırköy Zihinsel Engellileri Eğitim Derneği (BAZADER) Başkanı Nurgen Eryavuz, zihinsel engelli çocukların durumunu anlatıyor. Zihinsel engelli çocukların tam gün eğitim alacağı okulların gerekli olduğu fakat devletin bu konudaki imkânının yeterli olmadığını belirten Eryavuz, “Erken yaşta eğitim ne kadar erken başlarsa o kadar iyi olur. Engelli çocukların eğitimi için ilk önce bireysel eğitim alması gerek, aksi halde çocuk için sıkıntı olur” diyor. Çocukların nasıl bir eğitim alacağı, nerede, hangi konuda eksiklikleri varsa ona göre eğitim almaları gerektiğini vurgulayan eğitimci Esra Türkmenlio ise şunları dile getiriyor:

“Zihinsel engelli çocukların ilk önce gelişim nörolojisinde teşhisi konuluyor ve bazı testlerden geçirildikten sonra nerede, ne kadar eksiği var, hangi durumda iyiyse ona göre eğitim planı yapılıyor. Eğitimlerde, çocuğun takvim yaşına göre değil zekâ yaşına göre eğitim veriliyor ve yaşam içerisinde öğrenmesi gerekenleri öğretiyoruz ve sosyal hayatta var olduklarını öğretmeye çalışıyoruz.”

‘Öğretmeni farketti’

Doğum esnasında kordon dolanması nedeniyle zihinsel engelli olarak dünyaya gelen Sami D.’nin annesi Gönül D. ise yaşadıklarını şöyle özetliyor: “Sami, dünyaya geldiğinde onu normal bir çocuk olarak gördüm, anlamadım. Anasınıfına kadar normal sanıyorduk. Ama ilkokulda yapamadığını görünce ve öğretmeninin uyarmasıyla farkına vardık. İki kuzeni de havale geçirdi ama genetik tanı konulmadı. Eğitim almaya başladıktan sonra okumayı, resim yapmayı herşeyi öğrenmeye başladı. Örneğin, para nedir bilmiyordu, parayı öğrendi ve para sayesinde hayatta nasıl geçinileceğini öğrendi.”

Yarın: Engelli çocuğu olan aileler anlatıyor...

[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]

İlişkili Haberler

[Yükleniyor...]

[Yüklenemedi...]