Çardaş Prensesi ve Franz Josef

“Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkmıştı. İmparatorluk yok olup gitmişti, yollar paramparça, evler yıkık kırık, Viyana’nın dar sokakları karanlıktı. Ceplerindeki paranın değer yitirdiği insanlar karınlarını zor doyursa da, birkaç lambanın aydınlattığı buz gibi salonlarda oynanan opera ve operetlere akın ediyordu. Viyanalı aradan daha bir yıl geçmeden ayağa kalkmasını başarmıştı.” Stefan Zweig ilerde anılarında o günlerden böyle söz etmişti. “Özgürlüklerini arayan insanlarımızın sanata olan olağanüstü bağımlılığı ve tutkusu Viyana’yı bir kez daha kurtarmıştı... Özgürlüğün olmadığı yerde kültür ve sanat gelişemez.”

15 Aralık 2019 Pazar, 07:30


Viyanalının yaşam sevincine en güzel operetlerde tanık olursunuz. Bu akşam Emmerich Kalman’ın 17 Kasım 1915’te Viyana’da ilk gecesi yapılmış olan “Çardaş Prensesi” karşımızda. Espri dolu, büyüleyici sahneye konmuş. İzleyiciler daha ilk şarkılardan oyuncularla bütünleşiyor. 1898’den bu yana kapılarını yılın 300 akşamında açan Volksoper’in sanatçıları tıka basa dolu salonu coşturuyor. 1908-1954 arasında “Kontes Mariza”,  “Sirk Prensesi” gibi toplam 22 operetin altına imzasını atan Kalman, “Çardaş Prensesi”ni de coşturucu müzik, şarkı ve danslarla süslemiş, tiyatroyu, müziği ve dansı birlikte harmanlamış. Ünlü operet şarkılarıyla, danslarıyla sanatının doruğundaki Budapeşteli varyete yıldızı Slyva ile Viyanalı Prens Edwin arasındaki aşkı anlatıyor. Çoğu operette olduğu gibi burada da kıskançlıklar, yanlış anlamalar, aşk çıkmazları yaşanıyor. Çardaş dansları gerçekten baş döndürücü. Çoğu operet severin ezbere bildiği şarkılar hem neşeli hem de hüzünlendirici. 

“Çardaş Prensesi”ndeki Slyva Varescu rolüyle Viyana Volksoper’de ilk kez sahneye çıkan Elissa Huber gerçekten büyük bir şans. Prens Lippert rolünde Robert Meyer’in, eşi Anhilte rolünde Sigrid Hauser’in, Kont Boni’de Jakob Semotan’ın başarıları dorukta! Tüm operetlerde olduğu gibi sonunda aşk her şeyin üstesinden geliyor, herkes sevgilisine kavuşuyor. 

Viyanalı için opera, operet ve müzik hâlâ günlük politika kadar önemli. Neşeli ve alaylı şarkılar, hareketli danslar, yanılgılar, taşlamalar, rastlantılar ve ezgilerle dolu Viyana operetleri birer vodvil sayılır, bir an gelir ki konu içinden çıkılmayacak kadar karışır. Fakat sonunda her şey yine yoluna girer. Perde kapanırken müthiş bir alkış fırtınası kopuyor. Üç saatin ardından salonu terk eden mutlu insanlar yakındaki birahane ve şaraphanelere koşuyor... 

400 yıllık lokanta... 

Graben’de yürüdü. Köşeyi döndü. Lokantanın kapısından içeri girdi. “Zum Schwarzen Kameel”in girişteki barı o akşam da Viyana sosyetesinin beyleri ve hanımlarıyla doluydu. Tanıdıklarını selamlayıp hemen odasına geçti, üstünü değiştirdi, siyah pantolonunu, kırmızı ipek yeleğini, mavi uzun ceketini giydi, cekete uyan mavi kravatını da taktı. Kırlaşmaya başlamış gür bıyıklarına kadar inen uzun favorilerini de bir güzel taradı. Aynaya göz attı. Mâitre Johann Gensbichler gülümsedi. Şimdi nasıl da Kayzer Franz Josef’i andırıyordu! Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na 68 yıl boyunca hükmetmiş bu Kayzer’e olan hayranlığı sonsuzdu. Kısa süre önce emekli olmuştu, ancak Franz Josef görünümüyle yıllarca hizmet verdiği lokantasına uzak kalması düşünülemezdi. Gensbichler ona sadık kalan müşterilerine haftanın dört günü hâlâ hizmet vermeyi sürdürüyor. Masalarına gidip yine şarap ve yemek önerileri yapıyor, ayaküstü de olsa sohbet ediyor. “Haftada 70 saat yerine şimdi sadece 40 saat çalışıyorum”, derken gülümsüyor! Viyana’ya gelip de ağır ateşte sebzelerle pişirilen dana eti “Tafelspitz”i yememek olmaz. Kentin ünlü lokantaları bu yemeği sunuyor, ancak hepsi de “Zum Schwarzen Kameel”dekini aratıyor. Çatalınızı dokundurduğunuzda et dağılıyor. Yanında getirilen kremalı yaban turbu sosu ve kavrulmuş patates dilimleri de ayrı bir lezzet katıyor bu geleneksel Viyana yemeğine. “Zum Schwarzen Kameel” 2018’de kuruluşunun 400. yılını kutladı!

Mâitre Johann Gensbichler’le vedalaşıp dışarı çıkıyoruz, operaya doğru yürüyoruz. Hava soğuk. Tuchlauben, Graben, Kohlmarkt’da vitrinler ışıl ışıl, insanlar keyifli, hava özgürlük kokuyor. Bir an Stefan Zweig’ın I. Dünya Savaşı öncesi yıllarını anlatırken söyledikleri aklıma geliyor:  “Viyana’da kişi bütün dünyanın havasını ciğerlerine çektiği duygusuna kapılır, belli bir dilin, ırkın, ulusun ve idealin baskısında olmadığını hisseder, özgürlüğünü yaşardı.” Kayzer Franz Josef Viyanası’nda yabancı unsurların bir araya gelip ortak bir kültür oluşturması için yeterince “bereketli toprak” vardı.


[email protected]