Çelişkilerin ortasında İspanya: Sol azınlık hükümeti ve yükselen radikal sağ

Çelişkilerin ortasında İspanya: Sol azınlık hükümeti ve yükselen radikal sağ

09 Mart 2020 Pazartesi, 08:30

10 Kasım 2019 Genel Seçimleri ve Sonrasındaki Tablo

Uzun süredir hükümet kriziyle boğuşan İspanya, siyasette hakim olan kördüğümü çözmek için, 10 Kasım 2019 tarihinde, geçtiğimiz dört yıl içindeki dördüncü genel seçime gitti ve merkez solda konumlanan PSOE (“İspanya Sosyalist İşçi Partisi”), 28 Nisan 2019 seçimlerinde de olduğu gibi, birinci parti olarak seçildi. Fakat, partinin elde ettiği oy oranı, gene tek başına iktidar için yeterli olmadı ve PSOE lideri PedroSánchez, 48 saat içinde sol parti Unidas Podemos’un lideri Pablo Iglesias’la “ilerici bir koalisyon hükümeti” kurmak için bir protokol imzaladı. Ancak, PSOE ve Unidas Podemos’untoplam milletvekili sayısı, 350 milletvekilinden oluşan Kongre’de salt çoğunluğa ulaşmak için gereken sayı olan 176’ya ulaşmıyordu. Hatta, iki sol partinin 28 Nisan seçimlerinde 165 olan toplam koltuk sayısı, 10 Kasım’ın ardından 155’e gerilemişti. Dolayısıyla sermaye çevreleri, siyasi kördüğümü ileri sürerek, PSOE ve muhafazakar parti Partido Popular (“Halk Partisi”; “PP”) arasında kurulacak bir “büyük koalisyon” seçeneğini tek çıkar yol olarak savunan görüşlerindeki ısrarını artırdı.

Hassas Dengeler ve Pazarlıklar Sonucu Kurulan Azınlık Hükümeti

PSOE lideri Sánchez ise, sağ ile aritmetiksel olarak güçlü fakat özünde kırılgan bir koalisyon arayışının içine girmek yerine; kemer sıkma politikalarına karşı sokak gösterileriyle gelişen muhalefeti meclise taşıma amacıyla ortaya çıkan ve sonrasında sosyalist bir ittifak hareketi haline gelen UnidasPodemos ile ilerici ve sol bir koalisyon hükümeti kurma yönündeki iradesini göstererek, seçmenlerinin sesini dinlemeyi tercih etti. Siyasal yelpazenin sağındaki üç parti olan PP (muhafazakar sağ), Ciudadanos (“Vatandaşlar”; liberal sağ) ve Vox’un (radikal sağ) destek vermeyi kategorik olarak reddettiği sol azınlık hükümetine gereken destek ise;Kongre’deki milletvekili sayısı düşük olmakla beraber, bugünkü parçalı siyasal yapıda iktidar belirleyen (“kingmaker”) konumuna erişen bölgesel partilerden geldi. Bu partilerin bir kısmı, kurulacak azınlık hükümetine doğrudan “evet” ya da “hayır” yönünde oy kullanırken; Katalan meclisindeki ayrılıkçı kanadın solunda konumlanan ve Katalonya’daki bölgesel partiler içinde en fazla oy oranına sahip olan ERC (“Esquerra Republicana de Catalunya”) ve geçmiş dönemde ETA’yla olan bağlantılarıyla gündeme gelenBask ayrılıkçı partisi EH Bildu (“Euskal Herria Bildu”), güven oylamasında çekimser kalarak, sol azınlık hükümetinin yolunu açmış oldu. Böylece, 7 Ocak 2020 tarihinde yapılan ikinci güven oylamasında, 165 “hayır” oyuna karşılık 167 “evet” oyuyla çok kritik bir eşiği aşan PSOE – Unidas Podemoskoalisyonu, güvenoyu elde etti ve İspanya’nın 1970’lerin sonunda Franco diktatörlüğünden demokrasiye geçişinin ardından ilk koalisyon hükümeti kurulmuş oldu. Zira, bugüne kadar ülke tarihindeki iki büyük parti olan PSOE ve PP’denbiri, ya tek başına çoğunluğu sağlayarak ya da azınlık hükümeti kurarak ülkeyi yönetmişti.

İspanya’nın Üzerinde Dolaşan Franco’nun Hayaleti: Vox

İspanya’da demokrasiye geçilmesinin ardından bir ilk niteliği taşıyan bir başka durum ise, radikal sağ söylemleriyle öne çıkan Vox’un yükselişi. Bundan önce, diğer Avrupa ülkelerinin aksine radikal sağa karşı bir nevi bağışıklığı olduğu düşünülen İspanya’da; 2019’a kadar Kongre’de temsiliyeti olmayan, 28 Nisan seçimlerinde beşinci ve 10 Kasım seçimlerinde üçüncü parti konumuna yükselerek popülaritesini bir anda artıran Vox, artık İspanya siyasetindeki varlığını kabul ettirmiş durumda. Göçmen karşıtı, toplumun azınlıkta kalan kesimlerini ötekileştiren ve aşırı milliyetçi söylemlerle adeta Franco’nun hayaletinin yeniden İspanya’nın üzerinde dolaşmasına neden olan Vox, son yıllarda toplumsal kutuplaşmayı artıran Katalonya krizinin çözümsüzlüğü üzerinden de oy devşirmeye çalışıyor.

Solun Zorlu Mücadelesi Asıl Şimdi Başlıyor

Kuşkusuz, Avrupa’da son yıllarda yükselen radikal sağ karşısında önemli mevziler kaybeden sol siyasete bir umut ışığı olması bakımından; İspanya’da kısa süre önce görev başı yapan sol azınlık hükümetinin vaat ettiği sosyal reformları gerçekleştirmesi ve başarılı bir grafik çizmesi büyük önem taşıyor. Ancak, PSOE lideri Pedro Sánchez, onu başbakanlık koltuğuna getiren dengelerin ne kadar hassas olduğunun ve en ufak sendelemesinde güvensizlik oyuyla bir erken seçime zorlanabileceğinin farkında. Bunun için, PSOE – UnidasPodemos hükümetinin, siyasal yelpazenin sağındaki partilerle mücadeleyi ve ayrılıkçı Katalan partilerle, özellikle de ERC ile zorlu uzlaşı çabalarını aynı anda sürdürmesi gerekecek. Zira, PP, Ciudadanos ve Vox, hem Sánchez ve Iglesiasarasında imzalanan protokolde yer alan 10 maddelik sosyal reformları “fazla radikal” buldukları için sol hükümetin reform çabalarını boşa çıkarmak adına ellerinden geleni yapacak; hem de güvenoyu alabilmek için ayrılıkçı partilerle masaya oturan Sánchez’i milliyetçi söylemlerle marjinalizeetmeye çalışacak. Hükümetin kurulmasının üzerinden henüz iki ay geçmiş olmasına karşın; sağ siyasetçiler, şimdiden hükümeti ekonomik açıdan İspanya’yı Venezüela’yabenzetmeye çalışmakla ve ayrılıkçılara taviz vererek, İspanya’nın birliğine ihanet etmekle suçlamaya başladı bile.

Katalonya Krizi: Çözüm Ancak Sol Siyasetle Mümkün

Öte yandan, ayrılık yanlısı Katalanların güvenoyunda çekimser kalmak için koşul olarak öne sürdükleri “hiçbir kırmızı çizgi olmaksızın” diyalog masasına oturma çağrısının da, ilerleyen aylarda hükümeti zor durumunda bırakması yüksek bir olasılık. İspanya’da ayrılıkçılığa karşı İspanya’nın bütünlüğünü savunanlara verilen isim “constitucionalista”, bu da anayasaya bağlılık anlamına geliyor ve hükümet ortağı iki parti de kendini bu şekilde tanımlıyor. Bu duruş, yukarıda bahsedilen 10 maddelik reform paketinin bir maddesinde de, “Katalonya’da birlikte yaşamanın koşullarının sağlanması için Anayasa çerçevesinde siyasi normalleşme ve diyaloğun önünün açılması” şeklinde somutlaşıyor. Ancak, tabii ki hükümet ortakları arasında bir nüans da mevcut. Örneğin, 2017’de bağımsızlık yanlısı Katalan partilerin öncülüğünde düzenlenen ve İspanya Anayasa Mahkemesi’nin yasal olmadığına hükmetmesinin ardından polisiye önlemlerle engellenen bağımsızlık referandumuna ilişkin olarak, UnidasPodemos lideri Iglesias, referandumu Katalanların meşru hakkı olarak gördüğünü belirtirken; PSOE lideri Sánchez, Anayasa Mahkemesi’nin referandumu hükümsüz kabul eden kararını savunan açıklamalarda bulundu. Gene Katalonya krizinde çözülmesi gereken önemli bir konu ise, bağımsızlık referandumunu düzenledikleri gerekçesiyleyargılanan dokuz Katalan siyasetçinin, İspanya Yüksek Mahkemesi (Tribunal Supremo) tarafından 14 Ekim 2019 tarihinde verilen kararla, isyana teşvik ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi suçlardan 9 ilâ 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması. Hatırlanacağı üzere, bu kararın ardından Barcelona sokakları gene günlerce süren gösterilere sahne olmuştu ve buna koşut olarak siyasetin dili de hayli sertleşerek, gerek Katalanlar gerekse İspanya toplumunun diğer kesimleri arasındaki milliyetçi ve kutuplaştırıcı söylemler daha belirgin hale gelmişti. PSOE lideri Sánchez ise, Yüksek Mahkeme’nin kararını saygıyla karşıladığını ve verilen cezaların siyasi eylemlerden dolayı değil, ceza hukuku uyarınca suçun meydana gelmiş olmasından dolayı verildiğini belirtmişti. Ancak, Sánchez’denşu anda beklenen, 10 Kasım seçimleri öncesi merkezdeki seçmenlerinin sağ partilere kaymasını engellemek için bir nebze sertleştirdiği söylemini yumuşatarak, Katalanlarla bir uzlaşının yollarını araması olacaktır. Zira, ERC başta olmak üzere, Katalonya krizine çözüm bekleyen bölgesel partilerin desteği olmaksızın başbakanlığını koruması mümkün görünmüyor. Katalonya krizinde sağ partilerin önerdiği, ayrılıkçı partilerin kapatılması ve İspanya Anayasası’nın 155. maddesi uyarınca Katalan Bölgesel Meclisi’nin lağvedilmesi gibi çözümlerin ve Katalonya’daki sokak gösterilerine karşı polisiye önlemlerin, sorunu daha da çözülmez hale getireceği apaçık ortada. PP, Ciudadanos ve Vox liderleri bundan sonra da, PSOE – UnidasPodemos koalisyonunu zayıflatmak adına söylemlerindeki milliyetçi tonu artıracak gibi görünmekte. Ancak, İspanya’da azınlık hükümeti yoluyla da olsa iktidarı elde eden sosyal demokrat PSOE ile sosyalist Unidas Podemos’un önünde tarihi bir fırsat duruyor ve bu fırsat, sadece bu uğurda gerekensiyasi risk göze alınarak, sol siyaset adına bir kazanca dönüştürülebilir. Bu çerçevede, merkezi hükümet ve Katalanlar çözüm için masaya oturacak ve sonuçta oluşacak çözüm önerisi, Katalan halkının oyuna sunulacak. Bu diyalog ortamında, hapis cezaları kesinleşen Katalan siyasetçilerin affı dahi gündeme gelebilir ve böylece Katalonya krizinde toplumsal kutuplaşmayı azaltan bir uzlaşı kültürü siyaset ortamına hakim kılınabilir. Zira, PSOE ve ERC temsilcileri tarafından yapılan görüşmelerde, Katalonya krizinin siyasi bir sorun olduğu ve adli önlemlerden ziyade, siyasi çözüm önerileriyle bu sorunun aşılabileceği prensibi üzerinde anlaşıldı.

Halk Cephesi, İç Savaş, No Pasarán

PSOE– Unidas Podemos koalisyonuna, İspanya İç Savaşı’ndan bu yana sol karakteri en fazla öne çıkan hükümet gözüyle bakılıyor. Her ne kadar demokrasiye geçisin ardından PSOE’nin tek başına iktidar olduğu veya azınlık hükümeti kurarak İspanya’yı yönettiği yıllar olsa da; kemer sıkma politikalarına karşı sokaktan yükselen anti-kapitalist eylemlerden doğan Unidas Podemos’un koalisyon ortağı olması, bu tespite yol açıyor. Burada hem heyecanla hem de en az o kadar hüzünle anılan İç Savaş öncesi sol koalisyon ise, 1936 seçimlerini mecliste ezici bir çoğunluk elde ederek kazanan ve Franco’nun yönetimi ele geçirmesinden önce 2. Cumhuriyet’in demokratik yolla seçilen son hükümeti olma özelliğini taşıyan, PSOE önderliğindeki sosyalistler, komünistler, cumhuriyetçiler ve sosyal demokratlardan oluşan,Halk Cephesi (“Frente Popular”) olarak adlandırılan blok. Halk Cephesi’ne destek veren partiler arasında, yukarıda bahsi geçen ERC, yani Cumhuriyetçi Katalan Solu da vardı. Ancak, 1936 Şubatında göreve başlayan koalisyona karşı, sadece aylar sonra – Temmuz ayında – Franco önderliğindeki askeri ayaklanma başladı. İç Savaş sırasında faşizme “geçit vermeyeceğiz” (“No Pasarán”) şiarıyla direnen cumhuriyetçiler, sonunda Hitler ve Mussolini’nin de desteğini arkasına alan Franco’ya karşı kaybetti ve İspanya, 1939 yılından Franco’nun öldüğü 1975 yılına kadar tam anlamıyla bir istibdat rejimi altında yaşamak zorunda kaldı.

PSOE – Unidas Podemos Koalisyonu, Avrupa Soluna Umut Işığı Olabilecek mi?

Bugün de, pusuda bekleyen radikal sağın / faşizmin yükselişine, yüksek işsizlik oranlarına ve yoksulluğa karşı; sol azınlık hükümetinin öncelikle ayakta kalması, sonra öngördüğü sosyal reformları meclisten geçirmek için desteğine ihtiyaç duyduğu küçük partileri ikna etmesi ve Katalonya krizine, birlikte yaşama kültürünü yeniden inşa edecek şekilde kalıcı bir çözüm bulması gerekmektedir. Zira, PSOE – Unidas Podemos koalisyonunun yukarıda belirtilen gündem maddelerinden birinde başarısız olması, yeniden doğacak bir siyasal istikrarsızlık ortamında dengelerin sağın lehine kaymasına ve zaten yeterince kaygı verici şekilde hızlı yükselen Vox’un daha fazla mevzi kazanmasına, ayrıca Katalonya krizinin de içinden çıkılmaz bir kördüğüm haline gelmesine neden olabilir. Sol koalisyonun başarılı olması ve ülkenin önemli sorunlarına etkili çözümler getirmesi ise; sadece İspanya solu için değil, son yıllarda kaybettiği gücü yeniden toparlama arayışında olan Avrupa solu için de, Akdeniz’den doğan bir umut ışığı olacaktır.

Yazan: Mertcan İpek / Madrid Autonomi Üniversitesi