A+ A-

Üç nükleer santral projesi tepkilere karşın gündemde

Akkuyu ve İnceburun’da nükleer santral için harekete geçildi. Sırada İğneada var. Uzmanlar, santralların doğaya ve ülkeye zarar vereceği ve bölgeleri nükleer atık deposuna dönüştüreceği uyarısını yapıyor.
Yayınlanma tarihi: 04 Şubat 2018 Pazar, 22:41

[Haber görseli]

Türkiye büyük bir nükleer santral tehditi içerisinde. Nükler santrallara karşı çıkan uzmanların, çevre aktivistlerinin ve özellikle santral yapılması planlanan bölgelerde yaşayan yurttaşların sesi her gün daha güçlü çıkıyor. Türkiye’de termik santral ve İstanbul’da Kanal İstanbul projesinin etkilerini anlatan dosyalarımızın ardından “Nükleer” dosyasını da açıyoruz. Fukuşima faciasının 7. yıldönümü yaklaşıyor. Uzmanlar ise bölgedeki radyasyonun etkisinin 100 yıl daha silinmeyeceğini söylüyor. Türkiye’de Mersin Akkuyu ve Sinop İnceburun’da nükleer santral kurulması için harekete geçildi. Üçüncü nükleer santralın ise Kırklareli İğneada’ya yapılması düşünülüyor. Bu bölgelerin ortak özelliği ise eşsiz güzellikteki doğaları. Greenpeace “Nükleer enerjinin tarihi kısmi erimelerden radyoaktif sızıntılara, atık sorunundan uranyum madenciliğinin kirli yüzüne, nükleer endüstrinin yalanlarından oluşan bir tarihtir. Çernobil ve Fukuşima’dan sonra dünya bu tarihe farklı bir yön vermeye başladı. Nükleer çağ kapandı ve temiz enerjilerin tarihi yazılmaya başlandı” diyor ve yenilenebilir enerjinin önemini vurguluyor.

[Haber görseli]

Türkiye’nin nükleer yolculuğuna dönüp baktığımızda uzun karanlık bir tünel ile karşılaşıyoruz. Hükümetler yaklaşık 60 yıldır nükleer enerjiyi ülkeye getirmek için uğraşıyor. Yurttaşlar ise “nükleer”, “radyasyon”, “santral” gibi sözcüklerle 24 Nisan 1986 günü tanıştı. Yüzyılın en büyük nükleer kazası Çernobil’i yok ederken Türkiye’de eski bakan Cahit Aral’ın çaydaki radyasyonun tehlikeli olmadığını kanıtlamak için kameralar önünde çay içmesi tarihe geçti. 11 Mart 2011’de gerçekleşen Fukuşima felaketi de bize nükleer enerjinin ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha anımsattı. Dizimizin ilk gününde Mersin Akkuyu Santral planını mercek altına aldık. Yıllardır nükleere karşı mücadele sürdüren Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Dönem Sözcüsü Alpay Antmen ve Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Hukuk Danışmanı Deniz Bayram’a kulak verdik.

Türkiye’de nükleer

Dünya enerji üretiminde yeni yollar ararken nükleer enerji ülkemiz için bir alternatif haline geldi. 1956 yılında Başbakanlık’a bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kuran Türkiye, 1957’de Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) üye oldu. Türkiye’de ilk nükleer çalışma ve araştırmalar ise 1962’de İstanbul’da Küçükçekmece Gölü kıyısında kurulan 1 MW’lık TR-1 araştırma reaktörüyle başladı. Elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallarla ilgili ilk etütler 1967-1970 yılları arasında yapıldı. 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kuruldu. TEK’e bağlı olan Nükleer Enerji Dairesi ise 1972 yılı başında çalışmaya başladı. 1970’li yılların başlarında, nükleer santral sahası için fizibilite ve yer araştırmaları gerçekleştirildi. Bu çalışmalar kapsamında, nükleer santralın kurulabileceği yerler olarak; Mersin-Akkuyu, Sinop- İnceburun ve Kırklareli-İğneada sahaları belirlendi. Akkuyu sahası için TEK tarafından saha lisans çalışmaları gerçekleştirildi. Yapılan yer etütlerine ve araştırmalarına dayanarak Akkuyu için “Yer Raporu” hazırlandı. Bu rapor, lisanslama otoritesi olan Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu’na sunuldu. Lisanslama otoritesi, 1976 yılında Akkuyu Sahası için “yer lisansı” verdi.

Kaza ders olmadı

1986’da meydana gelen Çernobil felaketi sonrası nükleer santrallarla ilgili çalışmalar bir süre askıya alındı. 1988 yılında TEK Nükleer Santrallar Dairesi Başkanlığı kapatıldı. Ancak kaza ders olmadı ve nükleerden vazgeçilmedi. 1990’ların sonuna doğru elektrik enerjisi üretmek üzere nükleer güç santralı yapımı için çalışmalar hız kazandı. Ocak 1993’te Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmi Gazete’de yayımlanarak tekrar yatırım programına alındı.

Santralın Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvuru dosyası, 2 Aralık 2011’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunuldu. Santralın ÇED süreci 21 Mayıs 2012’de sona erdi.

Dava sürüyor

Akkuyu Nükleer Santralı’nın temeli Nisan 2015’te atıldı. Çevre aktivisleri, santrala karşı çok sayıda dava açtı ve ÇED raporunun iptalini istedi. Bilirkişiler, koruma altındaki Göksu Deltası ve nesli tükenmekte olan Akdeniz foklarının santral yapımı ve sonrasında tehlike altında kalacağını tespit etti ancak bu durumun santral yapımına engel olmayacağını savundu. Açılan dava sürüyor. Önümüzdeki günlerde karar çıkması bekleniyor.

MERSİN KENETLENDİ

Tarım, ekosistem ve turizm biter, çöplük gelir

[Haber görseli]Yıllardır santrala karşı mücedele sürdüren Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) adına sorularımızı Dönem Sözcüsü avukat Alpay Antmen yanıtladı. “Mersin, santralın yapılmaması için, büyük oranda kenetlenmiş durumda. Santral yapıldığı anda buranın yaşanamayacak, tarım yapılamayacak, turizmi olmayacak bir yer haline geleceğini biliyoruz” diyen Antmen şöyle devam ediyor:

“Türkiye’nin elektrik enerjisi anlamında nükleer santrala ihtiyacı olmadığını düşünüyoruz. Yıllık elektrik üretim ve tüketim verileri ile gerek üretim ve gerekse dış satın alma kapasitesi dikkate alındığında Türkiye’nin nükleer santrala ihtiyacı yok. Ayrıca nükleer santral kazalarının sonuçları Çernobil ve Fukuşima da görülmüşken bu riskin alınması akıl kârı değildir. Herhangi bir nükleer kaza olmasa dahi, nükleer santralların çevreye, doğaya, insanlara vereceği zararlar geri dönülemeyecek boyutlara varmakta. Bu santralın Akkuyu’da yapılması, kentimize, ülkemize, ekonomimize, doğamıza, yaşam alanımıza sayısız, geri dönüşsüz ve telafisi imkânsız zararlar doğuracak. Santral Akdeniz’in ekosistemini bozacak, tarımını, turizmini, insan sağlığını, yaşamı tehdit edecek düzeyde etkileyecek. Bölgemiz nükleer atık deposuna dönüşecek.”

‘Ağaçlar kesildi’

Santralın yapımı ve işletmesine ilişkin sözleşmenin kamu yararına ve ulusal çıkarlara aykırı olduğuna dikkat çeken Antmen şöyle devam etti: “Bu sözleşme enerji arz ve güvenliğimizi tehdit ediyor. Sözleşmenin karşılıklı edimleri, devletimizi zarara sokacak hükümler içermekte. Yakın tarihte dünyada yaşanan nükleer santral felaketleri yüksek teknolojinin dahi bu santrallarda kazayı önleyemediğini, bu kazaların insan sağlığı ve yaşamı üzerinde telafisi imkânsız zararlar doğurduğunu kanıtlamış. Bunun yanında ülkemiz ve özellikle bölgemiz, doğa ve insan dostu yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengindir. Nükleer santral yerine bu seçeneklere yatırım yapılması kentimiz, ülkemiz ve insanlık açısından doğru bir tutumdur. Henüz ÇED süreci tamamlanmadığı halde Akkuyu’daki santral bölgesinde ağaçlar kesildi, hafriyat yapılıyor. Doğa katledilmeye başlandı” diye konuştu.

[Haber görseli]Türkiye’nin ihtiyacı yok

Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Hukuk Danışmanı Deniz Bayram şöyle diyor:

“Elektrik piyasasında faaliyet gösteren TEİAŞ ve EPDK verilerine göre 2018’de yeni bir elektrik üretim tesisine ihtiyacımız yok. 2026 yılında da olmayacak. Yenilenebilir enerji konusunda teknolojik gelişmeler hayata geçirilirse, nükleer santrala ne Türkiye’nin ne de dünyanın ihtiyacı var. Enerji Bakanlığı verilerine göre, Aralık 2017 itibarıyla Türkiye’nin kurulu gücü, 83.229 MW’tır. Elektrik tüketim değerlerine baktığımızda, bu kurulu gücün yarısı oranında bir tüketim söz konusu. Yani yaklaşık olarak kurulu gücümüzün yarısı oranında enerji üretim arz fazlası var. Gelecekteki enerji ihtiyacımızı değerlendirdiğimizde ise TEİAŞ’ın yayımlandığı 2016- 2026 10 Yıllık Talep Tahmin Projeksiyonları’na göre, yüksek talep senaryosunda dahi, 5000 MW fazla arz olduğu ve 2030’lu yıllara kadar yeni bir tesise ihtiyacımız olmayacağı açık. Nükleerin ekonomik tarafına baktığımızda ise yaptığınız bir alışverişte, yaşamsal risk taşıyan bir ürünü on kat daha pahalıya hem de hiç güven telkin etmeyen bir satıcıdan satın alıyormuş duygusuna kapılmamak mümkün değil. Akkuyu Nükleer Santralının ekonomik anlaşmasını değerlendirdiğimizde, TETAŞ, ilk ünitenin üreteceği enerjinin yüzde 70’ini, üçüncü ve dördüncü ünitenin üreteceği enerjinin yüzde 30’unu 15 yıllık bir satın alma anlaşması süresince KDV hariç, 12.35 ABD senti/kWh ortalama fiyattan satın almayı garanti ediyor. Oysa son dönem piyasa koşullarına baktığımızda, 2017 yılı ortalaması, 4.14 ABD senti/kWh’tır. Hazinenin kasasından çıkacak alım garantisi karşılığı satın alınan elektrik, piyasa koşullarında elde edilen elektrikten 3 kat daha fazladır. Görüyoruz ki nükleer hem elektrik piyasası koşullarından, hem de yenilenebilir enerjiden kat be kat ekonomik külfettir. Bu külfet hepimizin. Doğa için yıkıcılığı geçmişteki felaketler ile aşikâr olan nükleerin hayatlarımıza ne ekonomik ne de toplumsal geri dönüşü var.”

[Haber görseli]

MEVZUAT VE ALTYAPI EKSİK

Greenpeace’nin Akkuyu Nükleer Santralı ÇED süreci hakkında itirazları şöyle:

1 Dünyada nükleer enerjiye yaklaşım, Fukuşima felaketi sonrası değişmesine karşın Akkuyu Projesi’nde, Fukuşima sonrası güncel değerlendirmeler yapılmamış, güncel çalışmalar kullanılmamıştır.

2 Türkiye ile Rusya arasında imzalanan ikili sözleşmenin Türkiye mevzuatına aykırı hükümleri geçersiz kabul edilmelidir. Nükleer enerji konusunda Türkiye’de mevzuat ve idari altyapı eksiktir.

3 ÇED süreci, şeffaflık ve katılımcılık ilkelerine aykırıdır. “Halkın Katılımı” by-pass edilmiştir.

4 Sınanmamış, test edilmemiş bir reaktör Rosatom tarafından Türkiye’de denemeye açılmaktadır.

5 Nükleer kaza halinde, ekonomik, sosyal, toplumsal ve çevresel sorumluluğun kim tarafından üstleneceğine ilişkin mekanizmalar kurulmamıştır.

6 ÇED Raporu’nda nükleer kaza ve alarm durumunda, tahliye planı eksik ve hatalı yapılmıştır.

7 Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın 1976 tarihli yer lisansları ile ilgili çalışmaların revize edilip edilmediğine ilişkin bilgi mevcut değildir. Yer lisansları ile ilgili günümüze uygun koşullar değerlendirilmemiştir.

8 Akkuyu NGS Projesi’nin deniz ve kara ekosistemine vereceği zararlara ilişkin ÇED Raporu kapsamında bilimsel verilere dayalı değerlendirmelere yer verilmemiştir.

9 “Depremsellik” konusu ÇED raporunda yeterli ve gerçekçi verilerle değerlendirilmemiştir.

10 Atık yönetimi konusunda belirsizlikler, eksiklikler ve yanlış değerlendirmeler bulunmaktadır.

11 Atıkların Boğazlar yolu ile taşınması alternatifinin risk değerlendirmesi ve kaza modellemesi yapılmamıştır.

12 Projenin turizm ve tarımsal üretime etkileri değerlendirilmemiştir.

13 Türkiye’nin taraf olduğu Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi (Barselona Sözleşmesi) kapsamında Akdeniz Eylem Planı’na ilişkin tedbirler, yükümlülükler, Türkiye’nin kıyıdaş ülkelere olan sorumluluklarına ÇED raporunda yer verilmemiştir.

14 Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın sökümüne ilişkin hiçbir bilgi ve değerlendirme ÇED raporunda yer almamıştır.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer