Çıkan da acaba dedi: Bazı kentlerde yasağın olmadığı saatlerde bile sokaklar boş kaldı

Kısıtlamaların yer aldığı genelgenin anlaşılmaması üzerine kurumlar art arda yasaklara açıklık getirmek zorunda kaldı. Buna karşın bazı şehirler, sokağa çıkma yasağının olmadığı saatlerde dahi boş kaldı.

22 Kasım 2020 Pazar, 02:00
Çıkan da acaba dedi: Bazı kentlerde yasağın olmadığı saatlerde bile sokaklar boş kaldı
Abone Ol google-news

AÜ İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, yasaklardaki karışıklığın kamu yönetimindeki karışıklığın bir göstergesi olduğunu belirterek “Karşılaştığımız karmaşa salgınla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının içinde bulunduğu karmaşadır” diye konuştu.

SORU VE YANITLI AÇIKLAMALAR

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrasında açıkladığı yeni tedbirler, yurttaşlarda kafa karışıklığına neden oldu. Sosyal medyada konuyla ilgili çok sayıda espri yapıldı. Yurttaşların karmaşıklığa tepki göstermesi üzerine resmi kurumlar, soru-yanıt şeklinde yeni yasakları anlatmaya çalıştı. Haber kanallarının, yasakların cuma 20.00’den itibaren başladığını ilan etmesi üzerine İçişleri Bakanlığı, ikinci bir açıklama daha yaparak cuma başlayan yasakların sokağa çıkma yasağı olmadığını belirtti. Bunun üzerine yurttaşlar, yasakları kendi hazırladığı çizelgelerle sosyal medyadan paylaşarak anlatmaya çalıştı. Ancak o da etkili olmadı. İnsanlar, yasakların hangi saatte başlayacağını bilmediği için kafa karışıklığı yaşadı. Van’ın merkez ilçelerinde yaşayanlar, sokağa çıkma yasağı olmayan saatlerde bile dışarı çıkmadı. 

‘HEM TRAJİK HEM DE KOMİK’

Genelgedeki anlaşılmazlığın arka planını değerlendiren Prof. Dr. Özdemir, “Bu genelgenin anlaşılmasında yaşanan sıkıntılar, çok daha büyük bir sürecin uzantısı olarak görülebilir” dedi. Sürecin üç boyutta ele alınabileceğini aktaran Özdemir, “İlk olarak, kamu yönetiminde eski sisteminin parçalanması ve yerine yenisinin konamaması gözleniyor. Bunun yansıması olarak devlet kurum ve kuruluşlarının sağlıklı ve koordineli bir işleyişten uzaklaştıkları görülüyor. Salgın yönetiminde de en başından beri belirli, tutarlı ve sistematik bir politika geliştirilemedi. Karşılaştığımız karmaşa salgınla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının içinde bulunduğu karmaşadır” dedi. 

Kamu yönetimindeki bu karmaşanın siyasal iletişim süreçlerinde de kendini gösterdiğine işaret eden Özdemir, “Siyasal iletişimin bir parçası olarak genelgelerin ele aldığı konuyu net, açık, anlaşılır bir şekilde kamuoyuna aktarması beklenir. Fakat hem son genelgede hem de salgın sürecinin tümünde açık ve şeffaf bir siyasal iletişim sürecinin işletilmediğini ya da işletilemediğini görüyoruz” dedi. Kamu kadrolarında liyakatın önemini vurgulayan Özdemir, “Son genelgede gördüğümüz karmaşıklık ve siyasal iletişimdeki bozukluk söz konusu kadroları sorgulanır kılıyor. Genelgenin kamuoyunda yarattığı tepki de tüm bu süreçlerin hem trajik hem de komik boyutlarıyla birleşmesidir. Burada aslolan, söz konusu tepkilerin siyasal iktidar tarafından ne kadar dikkate alınacağıdır” diye konuştu.

Genelgelerde anlaşılabilir bir dil kullanılması için toplumcu bir kamu yönetimi olması gerektiğini belirten Özdemir, şunları kaydetti:

“Kamu hizmetlerinin ve yönetiminin bütüncül, toplumcu, tüm yurttaşların refahını merkeze alan ve onların sosyal haklarını tanıyan bir perspektiften örgütlenmesi gerekir. Nasıl bir kamu örgütlenmesi gerçekleştirdiğiniz, nasıl bir siyasal iletişim diline ihtiyaç duyduğunuzu da belirler. Toplumcu bir kamu yönetimi, siyasal iletişimini de toplumun koşullarına, ihtiyaçlarına, beklentilerine uygun olarak örgütler. Bu da genelgelerin içeriğinden biçimine, genelgelerin oluşturulmasında önceliğin neye verildiğinden kimlerin sözlerinin bu belgelerde hakim kılındığına kadar oldukça geniş ve mücadele içeren bir alanı gösterir.”