Metin Uca: Başarının arkasında siyasi mizah ve ironi var

Gazeteci, sunucu, yazar, seslendirme sanatçısı, eğlenceli insan Metin Uca, Cumhuriyet Ege’ye konuştu. Yeni projelerinden bahseden, gündemi değerlendiren Uca, “Cumhuriyet yine bizim Cumhuriyet, çünkü o da benim keçi inadım” dedi.

12 Temmuz 2019 Cuma, 09:19

- Toplum sizi birçok mecrada gördü ve tanıdı, şimdilerde ise YouTube kanalınız popüler. Biraz anlatır mısınız?

İnsanlar beni öncelikle televizyondan, sabah haberleri ve yarışmalardan tanıyorlar. Kendimi anlatıcı olarak tanımlıyorum. İyi ki gazeteciliğin tükendiği hatta yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde, başka alanlarda da ürün verme yoluna gitmişim. Bu aralar yarışmayı taşıdığımız YouTube kanalının popülerliği gündemde. En azından YouTube’da günlük iş üretilebileceğini, yarışma programı yapılabileceğini ortaya koydum. Geri dönüşü de çok iyi oldu, başta sanatçılar olmak üzere her kesimden insan bizimle birlikte orada “10 Soru Bükücü”de yarıştı ve en güzel yanı da ampirik bir reyting hesabı yok, her şey meydanda net olarak görünüyor. Bu alan, özellikle Türkiye’de televizyonu ne yazık ki giderek medya-iktidar ilişkilerinin tuhaf, içler acısı bir hale dönüşmesi sonrası yeni bir özgürlük alanı olarak ortaya çıktı. Aklınızda ne var derseniz “Hap” diye yeni düşündüğümüz bir proje var. Hap gibi anlatacağım, hop diye geçecek, ama insanların hayatında küçük nitelik sıçramaları yapacak bir proje. Orada çok fazla anlatan insan istemiyorlar, çok fazla öğreten insan istemiyorlar, ama paylaşan insan güzel oluyor bence, biz de paylaşan insan olarak kalmayı düşünüyoruz. Zaten benim kimseye ders niteliğinde anlatacak bir şeyim yok, ama paylaşacak çok şey var ve YouTube’da buna devam edeceğim.

‘Man a Man’ başlıyor

- Yeni gösteri ve proje var mı ?

Sahne üstü gösterileri devam ediyor. 2 tane oyunum var. “Bunu mu Demek İstedim” adlı gösterim ve Türkiye’deki dilin, birbirimizi anlamama halinin karikatürize edildiği “Dilinizi Eşek Arısı Soksun” adlı bir tek perdelik sahne üstü gösterisi. Bir de tıp tarihi anlatıyorum. İnsanlığın bilim ve aklı terk etmesinin nerelerde ve nasıl garip ve komik sonuçlar doğurduğunu anlatan özel bir söyleşi gösteri. Şimdi şarkıcı Yaşar ile birlikte “Man a Man” diye bir gösteriye başlıyoruz. 5 Ağustos günü Datça Açıkhava’da, 22 Ağustos günü de Bodrum Açıkhava’da ilk kez seyirci karşısına çıkacak bu gösteri. Yaşar’ın olağanüstü şarkıları ve hatta Yaşar’ın söylemediği ama müzik tarihimizdeki önemli şarkılar, onların kimilerinin ilginç öyküleri, arada aşk ve insanlık tarihi boyunca aşkın öyküsü.

- Size göre mizah bireyi yeteri kadar harekete geçirebiliyor mu?

Mizah insanlığın aptallığına karşı çok önemli bir savunma biçimi. “Bana felsefe yapma, bana caz yapma bana edebiyat parçalama” diye kavga başlayan bir ülkede siyasi mizah yapmanın da ne kadar zor olduğunu pek çok örnekle yaşadım. Ama Şener Şen ve babası Ali Şen’in karşılıklı konuştukları bir sahnede “ne kadar namussuzsun damat, baba sen benden daha namussuzsun” repliğine filmden alıp kullandığımda bile buna tepki gösteren insanların ülkesi oldu burası. Kraldan çok kralcıların duyar kasarken kendilerinin de ikiyüzlülüklerini ortaya çıkaranların dünyası. Böyle bir ortamda siyasi mizah her zaman zordu. Ama demode değil. Çünkü Gezi sürecinde başlayan muhteşem genç bir ruhla ve akılla desteklenen çok özel bir mizah var. Ben onlardan büyük ve yaşlı olmama karşın onları geri kalmamak adına yakaladım. Bu zor dönemde bu mizah bizi taşıyor. Bence Ekrem İmamoğlu’nun seçim çalışmasında ve başarılı her işin arkasında siyasi mizah ve ironi var. Tabii ironiyi anlayabilmek için de beyninin esir olmaması gerekiyor. Ama en yetkin ağızların mizah ya da karşı duran her şeyi düşmanlık olarak algıladığı bir dönemden geçtiğimiz ya da böyle kabul ettirildiği için her espri yaptığımda bu esprinin yaratıcılığından çok, kimin ne tepki vereceğini düşünme noktasına gelindiği bir Türkiye’de yaşıyoruz ne yazık ki.

Özür dilemesini bilirim

- Mizah yaptığınızdan pişman mısınız? Zorlukları var mı?

Kendi yaptıklarını çok büyüterek anlatacak bir ruh halinde de değilim, böyle birisi de değilim. Ama iyi ki yapıyorum diyorum, pişmanlık hissetmiyorum, sonuçlarına da katlanıyorum. Son olarak 3 yıl boyunca farkında olarak veya olamayarak yetişkin erotik filmlerinde oynayan bir oyuncu pek çok sağ yayın organında örtülü kadın kimliğiyle kullanıldı ve İstanbul’da yeni belediye başkanı mazbatayı almadan iki gün önce yine görevden alınan kadın olarak fotoğrafı kullanılan birini ben kullandım aynı mantıkla “lütfen görevden almayın” diye. Bir ironi olduğu belli olduğu halde ne yazık ki ciddi bir saldırıya uğradım. Bunda da tabii ki şöyle söylemek lazım, şizofrenik tedavi olması gerekirken kanaat önderi gibi düşünülen Melih Gökçek’lerin, Fatih Tezcan’ların kışkırtmasıyla oldu. Dediğim gibi çok fazla önemsemedim, bana değil başkalarına zarar verdiğini düşündüğüm için resmi kaldırdım. Burada hep altını çizdiğim bir şey vardı, artık bu kadını bir daha kullanamayacaklar. Çünkü bu kadının profesyonel oyuncu olduğunu artık hem kandırıldıkları 3 yıl boyunca hem de kendileri kullanarak ikiyüzlülükle bana saldırdıkları 3 yıl boyunca bu kadının kim olduğunu çok iyi öğrendiler. Türkiye’de en bilinen yetişkin erotik film oyuncusu o Lübnanlı hanımefendi. Bu da bir sosyal deneyim oldu benim açımdan. Ama burada “duyar kasan” kendince bunu yapanların da ikiyüzlülüklerinin en az suçlayan ve topluca linç girişiminde bulunanların kadar ikiyüzlü olduklarını fark ettim. Özür dilemesini bilen bir adamım, ama özür dilenecek bir şey yaptığımda. Siyasi mizah üretmek, ironi yapmak ve anlaşılamamak her zaman karşılaşabileceğimiz bir durum. Belki mecra yanlış olmuştur.

- Siz de eski ve deneyimli bir gazetecisiniz. Günümüzde de gazetecilerin gördüğü muamele ortada. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gazeteci saygınlığı ve medyanın gücünü yine araya serpiştirilmiş, nereden geldiği belli olmayan ve asla bu iktidar dışında profesyonel olarak gazetecilik yapamayacak bazı zavallıların eliyle yok edilmesi, 5 binin üstünde gazetecinin işsiz bırakıldığı bir ülkeye baktığınızda temel sorunun medya sahipleriyle iktidar ilişkilerinin ne noktada olduğu sorunu görülüyor. Şunu demek istiyorum; satmayan gazeteler, izlenmeyen televizyonlar bunları oluştururken ya da bunlarda ısrar ederken parayı başka alanlardan kazanan patronlar. El değiştirmelere baktığımızda bugün, geçmiş dönemde eleştirilen ama medya kökenli bazı patronların mumla arandığını görüyorsunuz. Akıllı patronlar gazete satarak ya da medya organları sayesinde her dünya görüşünden insanlara yer vererek gelir elde ederler. Sonuçta ticari kuruluşlardır. Buradaysa zararı devletten aldığı başka ihalelerle kapatan tuhaf, garip, iktidar destekçisi patronların egemen olduğu ama hem satılmayan hem saygınlığı ve gücü olmayan bir medyadan söz ediyorum. Gazetelerin hali meydanda, baktığınızda ne demek istediğim çok net anlaşılıyor. Bugünkü haline bakınca da dışarıda kalmış gazetecilerin, tabii ki içeride emeğiyle mücadele eden insanları da buna dahil ediyorum. Ama çok azınlıkta kaldılar, çünkü bırakın editöryal bağımsızlığı bir yana kavram olarak konuşulamayacak, tartışılamayacak noktada, yazıların neden orada kullanıldığı ve neden bu kadar görüldüğünün bile tartışıldığı bir dönem.

‘Her şey çok güzel olacak’

- Siz bu son gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Her şey güzel oldu mu?

Olması için adım atıldı. “Her şey çok güzel olacak” diyen o küçük kardeşim Berkay’ı da kazananlar arasına eklemek gerekiyor. Bu büyük bir umuttu, her şeyin çok güzel olması için bir adım atıldı. Ama en önemli adım da korku ikliminde sona gelindi. İnsanlar bunun için daha önce küçük ölçekli pek çok girişimde bulunmuşlardı. Halkın tamamının tepkisiyle kibrin, siyasi despotluğun yenilebildiğinin ve bunun önünde hiçbir engelin olmadığı görüldü, bu çok önemli bir adımdır ve başlangıçtır. Ayrıca öğretilmiş çaresizlikten kurtulduk, yani 17 yıl önce yavruyken ayağı bağlanmış, biz filler her ileriye gittiğimizde zincir bizi çekiyordu. O zinciri çıkardığımızda bile nasıl olsa çekilecek diye gitmeyecekken artık öyle olmadığını gördük. 15 binin üstünde gönüllü çalıştı İstanbul’da. Bu insanlar bıçak kemiğe dayanınca her türlü işini gücünü bırakıp gelip mücadele eden insanlardır, kahramanlardır bence. Ekrem İmamoğlu kadar, il başkanı kadar güçlüdürler ve bence çok daha anlamlıdır güçleri. Artık “iyi” hâkim olsun diye, kötülük son bulsun diye, zulüm bir şekilde kendi içinde kaybolsun diye bu insanlar özel çaba gösterdiler. Bu inisiyatifi ortaya çıkaran nedenler aynı zamanda bizim umut beslememizi sağlayan umutlardır da diye düşünüyorum.

DEĞİŞMEZ DEĞERLERİMDEN BİRİ

 - “Cumhuriyet” size ne ifade ediyor? Ben sosyal demokrat bir aileden, küçük bir memur ailesinden geliyorum. Babacığım evimize süt ve ekmek ile birlikte Cumhuriyet alırdı. O geleneği sürdürmeye çalışan birisiyim. Ekmek daha az yesem de Cumhuriyet’i bırakmadım, sütü de keçi sütü yaptık, ama Cumhuriyet yine bizim Cumhuriyet, çünkü o da benim keçi inadım. Demokrasinin, aklın, bilimin, Atatürk devrimlerinin yanında duran haliyle ve belli dönemlerde gazeteci olarak çalışmaktan ya da aynı dönemlerde gazetecilik yapmaktan gurur duyduğum birtakım insanların şu an yönetimde olduğunu görmenin huzuruyla konuşuyorum şu anda. Ama hayatımda değişmez dediğim değerlerden biridir Cumhuriyet gazetesi. Benim için Cumhuriyet neyse Cumhuriyet gazetesi de odur. Yani Cumhuriyet nasıl zorluklardan geçtiyse Cumhuriyet gazetesi de öyle zorluklardan geçti, o yüzden ayrıdır. Cumhuriyet’in Ege ekini de yeniden canlandırması beni çok mutlu etti.