Bir kelime bir cümle

Yazarımız Muzaffer Ayhan Kara, her hafta Cumhuriyet Ege'de önemli isimleri ağırlıyor, onlara kelimeler verip her biri için bir cümle kurmalarını istiyor. Ayhan Kara'nın bu haftaki konuğu soruşturmacı gazeteci - TV programcısı Uğur Dündar...
Yayınlanma tarihi: 13 Eylül 2019 Cuma, 10:24

TRT: Benim televizyonculuğa başladığım ve çok şey borçlu olduğum kurum. TRT o zamanlar çok değerli yayıncıların elinde kartaldı. Şimdi iktidarın elinde papağan oldu!

Özel televizyonlar: Çok sayıdalar, ama tek kanaldan yayın yapıyormuş gibiler; birkaç bağımsız kuruluşu bir yana bırakırsak, özel televizyonlar israftan başka bir şey değiller çünkü tek sesliler; madem göbeklerinden AKP’ye bağlılar, ne gerek var bunca kanala?

Hürriyet: Medyanın amiral gemisinden geriye kalan isim!..

Sözcü: Halkın sözcüsü, halkın gerçekleri öğrenme hakkının cesur temsilcisi; iyi ki Sözcü var, iyi ki gazetecilikten başka işi olmayan Burak Akbay var.

Halk TV: Yazık oldu yedi yıl boyunca tek kuruş almadan verdiğim emeklere...

Soruşturmacı gazetecilik: Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Çiğdem Toker, Murat Ağırel gibi isimler de olmasa, sizlere ömür!

Arena: Televizyon tarihimizin ilklerine imza atılan, Türkiye’ye ilk kez uluslararası başarı ödülleri getiren, yayımlandığı gecelerde halkımızın nefesini tutarak izlediği bir televizyon klasiği; muhteşem bir ekip çalışması, efsane...

Halk Arenası: Türkiye’nin nefes aldığı özgürlük saatleri; meydanlara 60 bin seyirci toplayabilen, haber kanallarında o güne kadar bir benzeri görülmeyen, etkisinden ürkenlerce seçimler öncesinde sekiz hafta süreyle cezalandırılan; bağımsız ve o nedenle de güçlü TV programı.

Medya: Iktidarın görmek ve duymak istediklerini halka iletme, olmadı uyutma aracı; amblemi de penguen (Tabii Sözcü, Cumhuriyet, BirGün, Yeniçağ gibi gazetelerle, Fox TV, TELE-1 TV ve diğer birkaç bağımsız kuruluşu ayrı tutuyorum; saygın internet ve YouTube yayıncılarını da) !..

TGC: Çay ve simit partileri, aylık yemek organizasyonları ve ödül (!) törenleri de olmasa, düşünce-basın özgürlüğünün ağır baskılar altında tutulduğu şu süreçte, varlığından haberdar olamayacağımız basın (meslek) kuruluşu!..

9 Eylül: Cephelerde savaştığı için sekiz yaşından beri göremediği babası Çetmili Kara Halil Çavuş’a Dumlupınar’da kavuşan, 31 Ağustos’ta şehit düştüğünde onu kollarında taşıyan, kendisi de Alay Sancaktarı olarak 9 Eylül 1922’de, İzmir’e giren birliklerin en önünde ilerlerken şehit olan 19 yaşındaki Mehmet Onbaşı; Mustafa Kemal ve askerlerinin emperyalizmi, onun yerli hain işbirlikçilerini denize döktüğü muhteşem zafer; her şeyimizi borçlu olduğumuz kurtuluş ve kuruluş...

İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC): Atila Sertel’in başkanlık yaptığı dönemde FETÖ’nün cadı avı ve kumpaslarla zindana attığı meslektaşlarına korkusuzca sahip çıkmış ve Misket Dikmen döneminde de bunu devam ettirmiş “İyi ki Hasan Tahsin’in kentinde var” dediğimiz saygın meslek kuruluşu.

Basın Konseyi: İşlevsizliği ve suskunluğu nedeniyle varlığını unuttuğumuz, bu haliyle kurucusu değerli Oktay Ekşi Ağabeyimize “Keşke kurmasaydım” dedirten meslek örgütü.

Kitap: M. Kemal (Yılmaz Özdil), Karamazov Kardeşler (Dostoyevski), İçimizdeki Şeytan (Sabahattin Ali), Sardalya Sokağı-Tatlı Perşembe-Yukarı Mahalle Üçlemesi (John Steinbeck), Tüm Hikâyeleri (Sait Faik).

Tunç Soyer: İzmir’in arka semtlerinde öylesine unutulmuş sokaklar, teneke duvar, naylon çatılı evler var ki, insana “Burası gerçekten İzmir mi?” dedirtiyor ve işte bu unutulmuşluktan kurtarılmayı bekleyen insanlar için Tunç Soyer bir umut; çeperden Liman’a doğru kenti kucaklayacak devrim gibi kentsel dönüşüm hem İzmir’i bu coğrafyanın çekim merkezi hem de Soyer’i “Efsane Başkan” yapar; inanıyor ve destekliyorum.

İzmir: Çocuklarımın eğitimi nedeniyle geçici olarak geldiğim, ama konuksever, güler yüzlü ve Cumhuriyet sevdalısı insanlarını tanıdıkça, burada doğup büyümüşüm gibi hissettiğim ve hayatımın en güzel dönemlerinden birini yaşama şansını bulduğum harikulade kent; ayrıca Milli Mücadele’nin açık hava müzesi...

A+ A-