19. yüzyıl iPod’u: Thèâtrophone

Proust çok uzak mesafedeki bir konseri evinde yatağına uzanarak dinleyebilmişti
Yayınlanma tarihi: 19 Ağustos 2019 Pazartesi, 11:24

Thèâtrophone’dan Victor Hugo da ilk kez dinlediğinde büyük keyif almıştı.

Ses geçirmesin diye duvarlarını mantarla kaplattığı odasında hasta haldeki Marcel Proust, büyük şaheseri Kayıp Zamanın İzinde’yi yazdığı sıralarda, hafif yatalak oluşunun da verdiği iç sıkıntısını müzik dinleyerek giderir. Yıl 1911’dir, radyo icat edilmiştir ama öyle canlı ya da banttan müzik yayınları yapmasına daha yıllar vardır. Teypten de herhalde söz edilemez.

Ama telefon günlük hayata yavaş yavaş girmiş, yaygınlık da kazanmıştır. Her dönemin akıllı girişimcileri vardır. İhtiyacı tespit ettiğinde ticari zekâları devreye girer malum bunların. Dönemin akıllı girişimcisinin de aklına kendisine herhalde büyük gelir de sağlayan işte bu telefonu kullanmak gelmiştir. Proust, bitkin bir halde uzanır yatağına, Claude Debussy’nin olağanüstü güzel operası Pelleas et Melsiande’yi dinler, gözlerini kapatarak. Kendinden geçmiş, biraz cızırtılı da olsa müziğin büyüsüne kapılmıştır. Opera o sırada büyük bir konser salonunda canlı olarak sergilenmektedir, ama Proust, evinde o salondakilerle birlikte dinlemektedir müziği.

İyi de nasıl ?

İlkel bir kulaklık vardır kulaklarında, kabloları telefona bağlıdır. Hepsi bu. Akıllı girişimci Clement Ader, ki telefonun mucidi Graham Bell ile birlikte çalışmışlığı da vardır, operanın seslendirildiği salonda sahneye onlarca mikrofon yerleştirmiştir. Telefonun ana merkezine kablolarla bağlı olan bu mikrofonlar sayesinde, dileyen evindeki telefondan parasını da ödeyerek bu konseri canlı dinleyebilmektedir. Çift kanallı ses sistemi olan bir düzenekti bu. Paris Opera binasının sahnesini, binaya yakın mesafede bulunan Paris Elektrik Fuar’ındaki odalara (Fuar bittikten sonra da kullanılmıştır bu odalar) bağlayan telefon vericilerinden oluşuyordu. Bu odalara gelen ziyaretçiler de iki kulaklık yardımıyla tüm konserleri dinleyebiliyorlardı. Proust, abone olduğu bu sistem sayesinde evinde yapıyordu müzik keyfini. Victor Hugo’nun da ilk kez dinlediğinde büyük keyif aldığını biliyoruz bundan. Bir notunda dile getirmiştir aldığı zevki. Ader tarafından tasarlanan bu sistem 1880 yılı civarında çoktan ticarileşmiştir bile. Birçok tiyatroya 80’den az olmamak kaydıyla telefon yerleştirerek tiyatro oyunlarını (radyo oyunu gibi) dinletmiştir binlerce meraklıya Ader.

İşin uzmanları müziğin telefonla yayımlanmasının telefonun kendisi kadar eski bir fikir olduğunu düşünüyorlar. Demek ki telefonun mucidiyle yardımcılarının aklının bir köşesinde olmuş bu hep. 22 Mart 1876’da Graham Bell’in diğer odadaki yardımıcısına “Watson, buraya gel. Seni burada istiyorum” sözlerinden tam on iki gün sonra dünyamıza giren telefon sayesinde, meclis oturumlarının da, müzik konserlerinin de evlere iletilebileceği anlaşılmıştı.

Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jules Grevy’nin açılışını yaptığı bu sistemden yararlanmak elbette son derece pahalıydı. Tanınmış oteller, barlar bu sisteme abone olmuş, müşterilerini müzikle ya da tiyatro oyunlarıyla buluşturmuşlardı. Kısa haberler de bu yayıncılığın bir parçasıydı elbette. Haberler bu sistemle düzenli aralıklarla yayımlanıyordu da. Théâtrophone varlığını 1932’ye kadar sürdürdü ama artık gittikçe yayılmaya başlayan radyolara bıraktı yerini yavaş yavaş.

Radyoya yenildi

Fransa, telefonla yayın yapan tek ülke değildi. 1895 ile 1920’lerin ortalarında, Londra’da Electrophone, Théâtrophone’la neredeyse aynı şekilde işlev görüyordu. Ama onun da ömrü kısa oldu, radyoya o da yenildi. Dönemin İpod’u olan Thèâtrophone ie Electrophone o sessiz dönemlerde, meraklılarını müzikle, haberle, tiyatroyla buluşturan harika gereçlerdi.

Kitabı üzerinde çalışırken yatağa uzanıp gözlerini kapayan Marcel Proust’un hem bedenini hem de ruhunu nasıl dinlendirdiğini gözünüzün önüne getirin.

“Teknoloji ne kadar ilerledi” diye düşünmüş müdür acaba?

A+ A-