Kavga etmeyen sanatçı olmaz!

Ferhan Abi'yle yeni kitabı Gecedeste, tiyatro ve ülke meselelerine dair sohbet ettik. "Belirli bir olay üstüne değil ama Türkiye’nin ulaştığı noktada selam verilecek insanlar kalmadı. Dostum demediğim insanlar da var, sildim onları defterden. İrtibat kestiğim arkadaşlar var, AKP sürecinde hızlandı tabi onlar" diyor.

Enver Aysever
02 Aralık 2019 Pazartesi, 13:43

Ferhan Şensoy tutkunu biri olarak yeni yayınlanan Gecedeste’yi bir solukta okudum. Ferhan Abi'nin özgün, sözcüklere takla attıran dilini severim. Gecedeste beni ilk gençliğe götürdü. Özallı yıllar, darbe sonrası savrulan memleket derken, elbet kendi tarihimden yaprakların yere düşüşünü de anımsadım. Kitapta söz edilen tüm oyunları izlemiş, Şan Tiyatrosu cinayetine tanık olmuş ve bir santim ilerleme gösterememiş ülkenin yurttaşı olarak kederlendim.

İstiklal Caddesi’ne kaç zaman var ki uğramıyorum. Gezi Dirilişi’nden sonra ayaklarım geri gitti hep. Şimdi ağırlıklı olarak Arap turist işgali altında… Ses Tiyatrosu’na varınca o güzelim kokuyu içime çektim. Özlemişim. Ferhan Abi ile senli benli söyleşmemiz saygısızlıktan değil, kardeş hukukundan. Ona “Tiyatro Adam” desem doğrudur. Hem Gecedeste’yi konuştuk, hem de verdiği müjdenin ayrıntılarını…

Ferhan Abi, Şahları da Vururlar oyununu yeniden sahneye hazırlıyor. "İran’da olup bitenlerden sonra, Şah Rıza’dan sonra Humeyni falan gelmiş. Şimdi yeniden ses getirecektir" diyor.

Fotoğraflar: VEDAT ARIK

Tür olarak sen Gecedeste’yi nasıl tarif ediyorsun?

Gecedeste, Gündeste’nin devamı. Arkasından Dündeste var, bilgisayarda bekliyor, yarın çıkarmak istemiyorum. Deste deste devam ediyor. Ben muntazam günlük tutan biriyim. Tahir Alangu diye bir edebiyat hocamız vardı Galatasaray Lisesi’nde. Onun sayesinde oldu bunlar. Tahir Alangu bizim sınıfa ilk derse girdi. Lise 1’deyiz önümüzde edebiyat kitapları var. “Kaldırın o kitapları mollalar” diye girdi sınıfa. Elinde bir Sait Faik kitabı. Koydu birinin önüne, okuyun dedi. Yan sınıfta “Küfe Melahat” var. O da edebiyat hocası. O sınıftan hiç yazar çıkmadı. Bizim sınıftan Nedim Gürsel, Selim İleri, ben bir de Osman İlter vardı Şahap Sıtkı İlter’in oğlu çok genç öldü, o da çok iyi bir yazar olacaktı. Bunları Tahir Alangu’ya borçluyuz. “Küfe Melahat”ın sınıfında olsak mefâîlün fâilâtün. 

Ferhan Şensoy edebiyatın bütün gizli sokaklarında dolaşıyor. 

Vedat Günyol’un Yeni Ufuklar dergisi vardı. Orada Nedim, ben, Selim lisedeyken öykülerimiz yayınlanıyordu. Hemen başlamıştık o işe, yazar olmuştuk. Ortaokuldayken yazar olduk, telif aldık. Kutlanacak bir şey bu. 

Muzır Müzikal meselesini konuşalım mı? Özal dönemi bugünün temeli değil miydi?

Temeliydi ama durum bu kadar korkunç değildi. Özal mesela kendisinin eleştirilmesinden rahatsız olmayan bir adamdı. Şimdi başımızdaki her şeyden çok rahatsız oluyor.

PALDIR KÜLTÜR ÇIKTIM SAHNEYE

Ferhangi Şeyler’in son yıllarda artan, uzayan kuyrukları nasıl değerlendireceğiz? 

Ferhangi Şeyler’in birdenbire doğuşu da Muzır Müzikal’dendir. Şan Tiyatrosu’nda Muzır Müzikal oynuyorduk. Dolu oynuyorduk. Bir gece tiyatroyu yaktılar. Satılmış biletler var ve bunlar iade edilecek. Ortada başka oyunumuz yok. Küçük Sahne’de oynuyoruz o zaman biz. On gün içerisinde Ferhangi Şeyler’i yazdım. Daha oyun bitmeden afişini astık, bilet satışı başladı. Muzır Müzikal yangınından sonra insanlar koşup bilet aldı. İki haftalık bilet bitti ama daha oyun bitmemiş. İkinci perde çok kısa. Eee napacağım? Günün gazetelerini yorumlarım dedim, 25 dakikası günün gazetelerine ayrıldı.  Paldır küldür çıktım sahneye.

Bir cinayetle karşı karşıyayız. Türkiye’deki faili meçhul tiyatro cinayeti!

Faili meçhul ama hangi kitleden oldukları malum. Şahsen şu adam, bu adam diye bir bilgi yok elimizde. Zaten üstü hemen kapatıldı. 

Ertesi gün yapılan açıklamaları hatırlıyorum. 

Yalan dolan. Kimseyle görüşmedim ben bu konuda. Zaten Şan Tiyatrosu tekrar yapılsa ne olur, Muzır Müzikal batmış. Dekoruyla, her şeyiyle yanmış. 

Ferhan Şensoy’un bir tarafında hınzır bir çocuk var, bu çok açık. 

Bilmiyorum. Ben kendimi senin böyle baktığın yerden bakıp analiz etmiyorum. Günlük tutuyorum, yazıyorum, basılıyor. Ben böyle bir analiz yapma derdine düşmedim. 

Günlükte sansür yaptığını düşündüğün yer oluyor mu? 

Hayır, günlüğe yazıyorum. Günlükler de sonra belge olarak kalacaktır. Ben düzenliyim bu konuda. Benden sonra da oradan kullanılmamış şeyler kullanılacaktır. Bir de kullandıklarımın yanını çiziyorum. Şu kitapta, bu kitapta diye. Bunun arasında da kitaplara koymadığım şeyler var. Eşim Elif de yazar. Bunları o denetleyecektir herhalde. 

Anı/hatırat yazmak riskli iştir. Birilerinin kalbini kırmak vardır.

Hayır. Günlüğü kendime yazıyorum. Oradan her şeyi buraya koymuyorum.

İşte onu diyorum. O açığa çıktığı zaman kıyamet kopar mı?

Bilmiyorum. Ben olmayacağım burada, gökyüzüne uçmuş olacağım. (Gülüşmeler)

"Ben oraya (Saray) gidecek bir adam değilim, niye gidiyorlar bilmiyorum. Tanıdıklarım var da onlar pek görüşmediğim insanlar. Onlar utanılacak bir şey yaptıklarını düşünmüyorlar, ona inanmışlar. İnanmış gibi yapıyor ya da o biraz daha adi..."

Bana “Kalıcı olacağımı biliyorum zaten kalıcı olmayanlar da kalıcı olmayacaklarını bilirler” demiştin. 

Evet ama kalıcı derken yalnızca Türkiye’de kalmayacak. “2019” diye bir oyun yazdım ben 2009’da. Oynadık.  Şimdi Fransızcaya çevrildi. Basılmak üzere. Arkasından başka eserlerim de basılacak Fransa’da. Fransızcaya geçtiğinde başka dillere de geçecektir. “2019”un metnini nereden bulduklarını bir türlü anlayamadım. Nereden bulduklarını sorduğumda bana derme çatma bir metin yolladılar. Ben de orijinal metni gönderdim. Naomi adında kocası Türk bir çevirmen var. Oldukça başarılı çevirisi. “2019”dan sonra başka kitaplarım da gelecektir arkasından. Türkçeden Fransızcaya çevirebilen bir çevirmen var orada.

Zaman zaman Fransızca yazıyorsun Ferhan Abi.

Vanille Michael adında âşık olduğum bir kız vardı ben Strasbourg’dayken. Ben de para yok pul yok, babası Edward Michael’in fabrikasında yazları çalışıyorum. Bana kıyak yapıyor Edward Michael. Ben de oradan geçiniyorum. Vanille ile öyle bir aşk başladı aramızda. Fransızca olarak yazıldı onlar. Türkçelerini sonra yazdım.

ŞAHLARI DA VURURLAR'IN TAM ZAMANI

Yani aşkın orijinaline uygun! “Pera’daki Hayalet”e döneceğim. 

Beyoğlu’nda benim gençliğimde 36 tane tiyatro vardı. Şimdi bir Karaca Tiyatro var kullanılmıyor.  Ses Tiyatrosu var. Başka da yok. Küçük Sahne de yok sayılır. Ama Ses Tiyatrosu kalacaktır. Yalnız kızlarım ve eşim değil bütün Ortaoyuncular takımı; biz bir takımız. Onlar burayı yaşatacaklardır.

“Şahları da Vururlar”ı yeniden yapma fikrini konuşalım. Tam zamanı olduğunu biliyoruz da nasıl oluştu o fikir?

Tam zamanı olduğu için. Tam zamanı. (Gülüşmeler)

İlk ortaya çıkışını hatırlıyorum.

İran’da olup bitenlerden sonra, Şah Rıza’dan sonra Humeyni falan gelmiş. Şimdi yeniden ses getirecektir. Kitap imzalarken insanlar soruyor yeni oyun var mı diye. “Şahları da Vururlar”ı söylüyorum. “Evet, biz onu çok duyduk ama hiç görmedik” diyen de birkaç kuşak var. 

İlk kadrosu da efsane kadrodur.

Evet. Halit Akçatepe, Ulvi Alacakaptan sonra Zafer Diper Şah Rıza’yı oynadı.

BİZ MUHALİF TİYATROYUZ

Sahnede gericilik demekten hiç çekinmedin, yobazlık demekten hiç çekinmedin.

Ama işim bu niye çekineceğim. Biz muhalif bir tiyatroyuz. Bunu da koruyoruz. Bütün koşullarda koruduk. 

Yobaza yobaz denir.

Evet, başka ne denilecek ki.

Şimdi nasıl hissediyorsun ortamı?

Bilmiyorum her şey olabilir artık. Tahmin etmek çok zor. 

"Ruhen serseriyim ama çok disiplinliyim ben işimde. Serserilik kötü bir şey değil, Ernest Hemingway de serseriydi. Disiplinli serseri… Günlüksüz hiçbir yere gitmem. Bazen unutuyorsun ama yazdığın zaman tamam işte. Günlük her zaman çantada, turneye giderken yemek molasında bir olay yaşanıyor onu da yazıyorum. Birkaç dolap oldu günlükler, ortaokuldan beri tutuyorum."

Bugün diledikleri zaman diledikleri şeyi yasaklayabiliyorlar. 

Sanmıyorum. “Şahları da Vururlar” bu kadar zamandır oynamış bir oyun. Yeni bir oyun değil. Biz 586 bölüm oynadık 5 yılda. 587 ile başlayacağız. Eğer bana “bilmem ne” derlerse “586 bölüm oynadı, bu 587” derim. Yeni başlamıyor ki. Bir de kitabı var, satılıyor. Klasiklerden biri oldu “Şahları da Vururlar”. Oynadığımız zaman Türkiye bu kadar kötü bir durumda değildi. Şimdi gericilik ayyuka çıkmış durumda. 

Türkiye’de en çok turne yapan adamsın herhalde? 

Evet, muntazam turne. Türkiye’de gitmediğim yer yok denilebilir. Türkiye’nin her yerine turne yaptım ben. Yapmaya da devam ediyorum. 

Türkiye’nin yapısı değişti, gericilik her yerde arttı. Konya’ya da gidip oynuyorsun mesela.

Oynuyorum evet. Konya’da benim gibi düşünen, salonu dolduracak kadar izleyici var. Yobazlar gelmiyor beni izlemeye ama yobaz olmayanlar da var. Hatta onlar orada ezilmiş oldukları için koşarak geliyorlar, rahatlıyorlar. Evet onlar gibi düşünüyorum. Düşündüklerini söyleyemiyorlar orada. Ben söylüyorum alkış kıyamet oluyor Konya’da. 

Tehdit vesaire oluyor mu?

Hayır ama olsa da ben Çarşambalıyım. Gider oynarım.

Birçok radikal denemeyi risk alarak yaptın. Gemide Tiyatro da önemli bir işti. 

Evet çok tutmuştu. Biz kiralamıştık o gemiyi, bir kira ödüyoruz. Alt katta tiyatro oynuyoruz, üst katında geceleri kabare tiyatrosu yapıyoruz, doluyor. Diyelim ki 10 lira istemişti kira, 20 lira oluyor, 30 lira oluyor… Böyle bitti o hikâye. Fahiş paralar istediler. Burası doluyor da bir gideri var, o kadar çalışanı var, maaş alıyorlar. Al gemini sok bir yerine dedik biz de en sonunda. Boş bir gemiyken içine sahne yapıldı, kulis yapıldı. Yukarıya kabare tiyatrosu için bir düzenek yapıldı. Amacımız sadece İstanbul’u değil bütün Türkiye’yi dolaşmaktı. Ama o patron kiraya zam yapma derdine düşünce “tamam” dedik. Devam edemedik.

DİRENİLMESİ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM

Peki bugüne yaklaşsak Gezi isyanını nasıl yorumluyorsun? 

Gezi çok önemlidir tabi devamını da gönlüm istiyor, evet direnilmeli, direnilmesi gerektiğine inanıyorum. 

Direnci tarif eder misin? Saraya gidenler var, saraya giden tiyatrocuları nasıl görüyorsun?

Ben oraya gidecek bir adam değilim, niye gidiyorlar bilmiyorum. Tanıdıklarım var da onlar pek görüşmediğim insanlar. Her sanatçının dünya görüşü var, sanatlarını icra ediyorlar, sadece tiyatrocular da değil. Onlar utanılacak bir şey yaptıklarını düşünmüyorlar, ona inanmışlar. İnanmış gibi yapıyor ya da o biraz daha adi. Bu kadar fanatik bir pencereden dünyaya bakana da sanatçı diyemeyiz.

Ferhangi Şeyler’de senin bir sözün vardı: “Artık kimseye verilecek bir selamım yok benim” diye. 

Belirli bir olay üstüne değil ama Türkiye’nin ulaştığı noktada selam verilecek insanlar kalmadı. Dostum demediğim insanlar da var, sildim onları defterden. İrtibat kestiğim arkadaşlar var, AKP sürecinde hızlandı tabi onlar.

Haldun Taner’i bize hep hatırlatırsın.

Ondan çok şey öğrendiğinde usta çırak ilişkisi olur. Haldun Taner ve Jerome Savari iki ustamdır. Strasbourg’da asistanlık yapmıştım bir oyuna. Magique Circus’a asistan olmak isterim dedim. Ama o tiyatro değil ki dedi bana müdür. Ben de gittim Savari’ye buraya asistan oldum dedim ben asistan istemem dedi, ağlayarak döndüm. Perinetti’ye döndüm müdüre. Onun ekibinde çok milliyetten insanlar var Afganlar, İtalyanlar… Perinetti Savari’ye telefon etti Türk var mı sirkte dedi? Yok dedi o zaman hemen gelsin dedi. Sonra ben asistan oldum, asistanlık öyle olmaz oynayacaksın dedi. İlk ustam Haldun Taner ikinci ustam Jerome Savari. Devekuşu kabareye skeçler yazıyordum oynanıyordu, haneler benim oyunum olarak oynandı ilk olarak Haldun Taner de içine bir şeyler yazmıştı, ek yapmıştı. 68’li yıllar, sonra ilişkimiz de devam etti hep Haldun’la. 

ÖLÜMDEN KORKMUYORUM

Geçende arşivden izledim: “Daktiloyu balkona atarım 10-15 sayfa yazarım” diyor usta. 

Mahalleden geçenleri yazarım yazarlık yazma işidir. Yazacak bir konusu yoksa martı geçti vapur geçti diye yazılır disiplin korumak için yapılır o, örneğin ‘günlük tutumu molalar’ diyor Tahir Alangu’nun verdiği disiplin günlük tutmaktır örneğin ben günlüksüz hiçbir yere gitmem turneye gitmem sonra bir tarıyorsun günlüğü birkaç kitap çıkıyor içinden. Bazen unutuyorsun ama yazdığın zaman tamam işte. Günlük her zaman çantada, turneye giderken yemek molasında bir olay yaşanıyor onu da yazıyorum. Birkaç dolap oldu günlükler, ortaokuldan beri tutuyorum.

Yaşlılık?

Ben kendimi yaşlı saymıyorum ama 70’e de yakınlaşıyorum. Ölümden korkmuyorum niye korkacağım ki araba çarpar ölürsün. Benim külliyatım var arkamda, basılmamış oyunlar oynanmamış, bitmemiş oyunlar var arkamda, eşim ve çocuklarım onları ortaya çıkaracaktır. Zamanım yok benim turne yapmak zorundayım haksızlık değil bu, onlara vakit kalmıyor ama günlüğümü tutuyorum. O hep çantamda. 

Ruhen serseriyim ama çok disiplinliyim ben işimde. Serserilik kötü bir şey değil, Ernest Hemingway de serseriydi. Disiplinli serseri… 

"Akademide okurken Dev-Gençliydim. Komünistim ben, “Hacı Komünist” diye kitabım var. Küba’ya gittim hacı komünistim, Mekke’ye gidenler hacı oluyor. Sosyalistim diyenler neden utanıyor komünistim demekten. Komünistim demeye cesarete edemiyorlar sosyalistim diyorlar ama çok uzak değiller birbirlerinden..."

SONUNA KADAR KAVGA

Siyaseten kendini nasıl tarif edersin? Sıkı bir solcusun, sağlam aydınlanmacı… 

Senin tarifin doğru gençliğimden beri öyle, akademide okurken Dev-Gençliydim. Komünistim ben, “Hacı Komünist” diye kitabım var. Küba’ya gittim hacı komünistim, Mekke’ye gidenler hacı oluyor. Sosyalistim diyenler neden utanıyor komünistim demekten. Komünistim demeye cesarete edemiyorlar sosyalistim diyorlar ama çok uzak değiller birbirlerinden. Kitabın üzerinde purolu Che şapkalı bir fotoğrafım vardı. Fidel Castro yaşıyordu, ben de hacı komünist kitabımı yolladım ona. Türkçeyi anlamıyor da bana büyük bir havana puro kutusu geldi. Kitabın kapağındaki keyfiniz hep sürsün diye Fransızca yazıp yollamıştı bana. Bir film çektik Havana’da 1,5 ay kaldık, Türkler geldi film çekiyorlar, bu biliniyordu Havana’da. Bizim gittiğimizde Küba’da herkes çok mutluydu. Aç kalan zavallı sürünen birileri yoktu hiç, herkes çok mutluydu.

Umut…

Kavga etmek zorundayız, düşündüğümüz Türkiye için çaba sarf etmeliyiz, sonuna kadar kavga edeceğiz. Kavga etmeyen sanatçı olmaz. O zaman onarla ne diyelim?

.