Daron Acemoğlu ve James A. Robinson'dan 'Dar Koridor'

MIT’de ekonomi profesörü olan Daron Acemoğlu ile siyaset bilimci ve ekonomist James A. Robinson’a göre özgürlük “doğal” bir durum değil… Güçlü bir sivil toplum ile güçlü ama prangalanmış bir devletin birbirlerini dengelemesiyle, süreç içinde elde edilen bir kazanım. Bu zor şartlar sağlandığında girilen “dar koridor”da kalmak ise sürekli bir çaba gerektiriyor.

05 Mart 2020 Perşembe, 10:42

Bazı toplumlar özgürken, diğerleri neden otoriter yönetimler altında veya anarşi içinde yaşadılar ve yaşıyorlar? Özgürlük Batı’ya özgü bir durum mu? Özgürlüğün ve demokrasinin sonu ne olacak?

MIT’de ekonomi profesörü olan Daron Acemoğlu ile siyaset bilimci ve ekonomist James A. Robinson’a göre özgürlük “doğal” bir durum değil…

Güçlü bir sivil toplum ile güçlü ama prangalanmış bir devletin birbirlerini dengelemesiyle, süreç içinde elde edilen bir kazanım. Bu zor şartlar sağlandığında girilen “dar koridor”da kalmak ise sürekli bir çaba gerektiriyor.

Dar Koridor okuru tarihte uzun bir yolculuğa çıkarıp özgürlüğün doğuşu, sürdürülebilirliği ve geleceği hakkında çarpıcı sonuçlara ulaştırıyor.

Daron Acemoğlu ile Dar Koridor çerçevesinde, gezegenin tarihsel sürecinde; özgürlüğün doğuşu, sürdürülebilirliği ve geleceğini konuştuk.

ÖZGÜRLÜK, HAREKETLİ TOPLUM VE DEVLET!

Dar Koridor adlı çalışmalarında, ilk kertede özgürlük hakkında olduğunu imledikleri çalışmalarında; devleti kontrol edebilme yetisine sahip, sivil itaatsizlik gösterebilme iradesine sahip, siyasete katılan, gerektiğinde protesto eden ve gerekirse hükümeti seçimle düşürebilen hareketli bir toplumun gerek şart olduğunu vurguluyor Daron Acemoğlu ve James A. Robinson.

Kitaptaki iddiaları özgürlüğün oluşması ve yeşermesi için sadece tetikte, gereğinde sivil itaatsizlik gösterebilecek bir toplumun değil devletin de güçlü olması gerektiği.

Bu bağlamda mükemmel oranı uygar gözükenlerin dahi ne geçmişte ne günümüzde yakalayamadığını ödedikleri/ödemekte oldukları bedellerle coğrafyaların demografik, ekonomik, folklorik geçmişleri görecesinde çeşitlendirerek sunuyorlar.

Çok eski tarihlerine değin inerek derinlemesine sunulan örneklerden yola çıkarak; özgürlük, hareketli toplum, güçlü toplum ve devlet bağlamlarında vardıkları sonuçları paylaşıyorlar. Devlet-toplum ilişkilerinin zaman içindeki evrimi hakkındaki temel vargılarını açımladıktan sonra özgürlüğe giden dar koridoru tanımlıyorlar.

Özgürlük hemen her zaman toplumun seferberliğine ve devletle seçkinlere karşı kendini koruyabilmesine bağlıdır” görüşlerine atfen; devlet ve seçkinler incelemede sıklıkla irdelenen bir birliktelik, birlik!

LEVIATHAN METAFORU VE TÜRLERİ

İncelemeyi okuyanların en sık karşılaşacağı niteleme ise Thomas Hobbes’un, engelleyici bir merkezi otoritenin yani devletin varlığı ve gücüne ilişkin metaforlaştırdığı LEVIATHAN...

İncelemede, “Hakkında konuştuğumuz zaman aslında yöneticiler, siyasetçiler, onu kontrol eden liderler gibi siyasi seçkinlere ve bazen de onun üzerinde orantısız etkisi olan iktisadi seçkinlere atıfta bulunuruz” diyerek despotizmin DNA’sında olduğunu ve iki yüzlü olduğunu vurguladıkları Leviathan’ı tüm türevleriyle ele alıyorlar.

Leviathan tam olarak nasıl oluşur? Leviathan’dan önce ne beklenir? Çalışmada bu soruların yanıtlarının ardından; bekleneni yerine getiremediği ve getiremediğinde hızla dönüştüğü şeytani despotik yüzünün bedelini başta kendi insanlarına canlarıyla ödeten Leviathanlar çeşitli ülkelerden örneklerle mercek altına alınıyor:

Güçlü bir devlet yaratan, iktisadi refahı sınırlı ve eşitsizce arttıran Despotik Leviathan; baskı ve hâkimiyet konularında Despotik Leviathan ile aynı düzlemde seyreden, tarih sahnesine geç çıkmış ve yükselişi sancılı olmuş, koruyup denetlemesi hayli zorlu, toplumun siyasete müdahil olmasının devletle yarattığı güç dengesinin dar koridorunda ortaya çıkışı irdelenen Prangalanmış Leviathan; Kâğıttan Leviathanlar ve oldukça yaygın olmalarının nedenleri…

ÜLKELERİN KORİDORLA İMTİHANI

Kitabın evreni insanlık tarihi kadar geniş dense yeri! Tam olarak özetlenemez olsa da deneyelim:

Siyasi, iktisadi ve toplumsal hâkimiyet biçimlerince kısıtlanmayan gerçek özgürlük nasıl bir koridorda ve süreçte ortaya çıktığı… Ülkeleri bu koridora sokan ve koridordan çıkaran temel etmenler… Ekonomik koşullar, demografik şoklar ve savaşlar gibi çeşitli yapısal faktörlerin devletin ve ekonominin gelişimine etkileri evreninde; devlet ile toplum arasındaki güç ve denge sarkacının ve özgürlük dinamiğinin bundaki rolü… Koridordaki ulusların karşılaştıkları zorluklar… Bir toplumun koridora girdiğinde hangi eğilimle davrandığı...

Kıtanın büyük bölümünü koridorun yakınına veya içine yerleştiren Avrupa makasının iki bıçağı...

ABD deneyiminin bir toplumun koridora girme biçimine dair barındırdığı önemli çıkarımlar ve bu sürecin sadece özgürlüğün kapsamıyla değil, geniş ölçekli küresel öneme sahip pek çok politik ve toplumsal tercihle de ilgili sonuçlara sahip olduğu… Bu bağlamda Amerikan Leviathan’ınından neyin anlaşıldığı…

Koridor konusuna Çin’in ne açıdan istisnai bir örnek olduğu? 2000’lerin başında Türkiye’nin koridora girmek için kendine nasıl bir fırsat yarattığı yola nasıl çıktığı?

KIZIL KRALİÇE ETKİSİ!

İncelemede Leviathanlar kadar sıklıkla anılan Kızıl Kraliçe etkisinin nasıl bir duruma işaret ettiği, normlar kafesini nasıl zayıflatttığı ve devlet ile toplum dengesi gibi merkez noktalarından kaynaklanan kırılgan doğasına rağmen amacının ötesine geçerek neleri sağladığı… Toplumun (özellikle de seçkin olmayanların) siyasete geniş biçimde müdahil olmasının Kızıl Kraliçe etkisindeki yeri...

Neden birçok toplumun Leviathan’sız kaldığı ve neden merkezi otorite yaratıp ardından onu prangalamadığı, neden Kızıl Kraliçe etkisini harekete geçirmediği…

AKP, KORİDOR VE YEREL SİYASi DENEYLER!

AKP’yi kurumsal reform sürecine bağlayan çıpaların birer birer ortadan kalkmasıyla despotik devlet kontrolünün bir safhasından diğerine geçen Türkiye’nin girme fırsatını kaçırdığı koridorla imtihanının seyri... Bu noktada, Acemoğlu ve Robinson’ın toplum ve yerel yönetimlerin gücü, işlevine atfen, “Başarılı yerel siyasi deneyler ilerideki ulusal değişimler için bir model sunabilirler” vargıları…

Daron Acemoğlu ile Dar Koridor çerçevesinde, gezegenin tarihsel süreç ve sicili içerisinde; özgürlüğün doğuşu, sürdürülebilirliği ve geleceğini konuştuk.

NAMEVCUT, DESPOTİK VE PRANGALANMIŞ LEVIATHAN!

- İlk olarak özgürlük hakkında olduğunuzu imlediğiniz çalışmanızda; devleti kontrol edebilme yetisine sahip, sivil itaatsizlik gösterebilme iradesine sahip, siyasete katılan, gerektiğinde protesto eden ve gerekirse hükümeti seçimle düşürebilen hareketli bir toplumun gerek şart olduğunu vurguluyorsunuz.

Kitaptaki iddianız özgürlüğün oluşması ve yeşermesi için sadece toplumun değil devletin de güçlü olması gerektiği. Tetikte, gereğinde sivil itaatsizlik gösterebilecek bir toplum…

Bu bağlamda mükemmel oranı uygar gözükenlerin dahi ne geçmişte ne günümüzde yakalayamadığını, ödedikleri/ödemekte oldukları bedellerle coğrafyaların demografik, ekonomik, folklorik geçmişleri görecesinde çeşitlendirerek sunuyorsunuz.

Çok eski tarihlerine değin inerek derinlemesine sunduğunuz örnekler özgürlük, hareketli toplum, güçlü toplum ve devlet bağlamlarında sizi hangi sonuçlara ulaştırıyor?

Devlet-toplum ilişkilerinin zaman içindeki evrimi hakkındaki temel vargınız nedir?

Ve özgürlüğe giden dar koridoru nasıl tanımlıyor, dar koridordan neyi kastediyorsunuz?

İçinde varlığını sürdürdüğü koridorun dar olması özgürlüğün doğasından ileri gelir. Kitabın ana fikirlerinden biri, üçlü bir ayrımın şart oluşu: Namevcut Leviathan, Despotik Leviathan ve Prangalanmış Leviathan. Ne Namevcut ne de Despotik Leviathan özgürlük getirir. İlkinde yasalar, fırsat eşitliği, eşit muamele ve özgürlüğün gerektirdiği hiçbir kamu hizmeti mevcut değildir. İkincisindeyse özgürlüğe zıt bir olgu olan despotizm söz konusudur. Özgürlüğü muhafaza edebilmek için hem güçlü bir devletin hem de güçlü bir toplumun gerekliliği savımızın temelini oluşturan budur.

Tarih okumalarımızdan ve kavramsal çerçevemizden çıkardığımız bir diğer nokta bu ilişkinin devingen oluşudur. İkisi de sürekli bir yarış halinde olmalı, biri diğerine yetişebilmek için hep hızlı koşmalıdır -buna Kızıl Kraliçe etkisi denir -.

ÇOK GÜÇLÜ TOPLUMLARA İHTİYAÇ VAR!’

Peki bu neden böyledir? Anlaşmazlıkları çözmek üzere, kapsamlı ve adil bir şekilde uygulanabilecek yasaların var olması için güçlü bir devlete ihtiyacınız var. Ayrıca insanların fırsatlardan yararlanabilmesi için şart olan kamu hizmetleri, ancak güçlü devletlerin varlığıyla mümkündür ki vatandaşlar özgürlüklerini hayata geçirebilsin. Eğitim alamıyor, sağlık hizmetlerinden faydalanamıyor, düzgün bir altyapıya erişemiyorsanız, nasıl gerçekten özgür olabilirsiniz ki? Öte yandan liderlerini denetleyip kontrol edebilmek için hakkını arayan, politik olarak aktif, güç sahibi insanlardan emir almak istemeyen çok güçlü toplumlara da ihtiyacınız var. Güçlü bir toplum yoksa, güçlü devletler despotik yönetimlere dönüşür.

Ayrıca güçlü devletler ile güçlü toplumların işbirliği içinde olması gerekir. Böyle olunca devletler gelişip daha fazla sorumluluk üstlenirken toplumlar da politikacıları, büyük şirketleri ve bürokratları kontrol altında tutmak için yeni yöntemler bulabilirler. Fakat güçlü devletlerle güçlü toplumlar arasındaki bu denge tehlikelerle doludur. Bir taraf haddinden fazla güçlenebilir. Bir taraf gardını düşürebilir.

TETİKTEKİ TOPLUM ENGELLER!’

Bir de her zaman özgürlüğü kısıtlamak isteyenler vardır. Büyük şirketler çalışanları üzerinde daha fazla kontrol elde etmek ya da daha iyi anlaşmalar yapabilmek için hükümet yetkilileriyle yakınlaşmak isteyebilir. Liderler basında yüksek sesle dile getirilen eleştirileri susturmak, muhalefete karşı kendilerini avantajlı konuma getirmek ya da kendi arkadaşlarını ve yandaşlarını kayırmak isteyebilir.

Bunların hepsi özgürlüğün erimesine yol açar. Bunların hepsi sürekli yaşanan şeylerdir ama bunları yaşamak ille de gerekli değildir. Eğer toplum tetikte olursa bunların çoğunu engelleyip daha geniş bir özgürlük alanı yaratır.

SEÇKİNLER...

- “Özgürlük hemen her zaman toplumun seferberliğine ve devletle seçkinlere karşı kendini koruyabilmesine bağlıdır” vargınıza atfen; devlet ve seçkinler incelemenizde sıklıkla irdelediğiniz bir birliktelik, birlik! Seçkinler derken kimler dahil oluyor?

Bu önemli bir mesele. Seçkinlerin kim olduğu duruma göre değişir. Eğer 18. yüzyıl İngilteresini ele alırsanız, seçkinler sınıfına Doğu Hindistan şirketini ve diğer güçlü şirketleri de dahil etmeniz gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu’nın erken dönemlerinden bahsediyorsanız, tüccarın ya da diğer iş adamlarının seçkinler sınıfına dahil olup olmadığı net değildir. Fakat askeri sınıf, bazı üst düzey bürokratlar ve güçlü ayan muhtemelen seçkinler sınıfındandır. Yani bir anlamda, seçkin tanımı, o kişilerin güce ne derece yakın olduklarıyla ilişkilidir.

Çoğu toplumda güç, devleti kontrol edenlerin elindedir - Berlin Duvarı yıkılmadan önceki Komünist devletleri hatırlayın -. Ama pek çoklarında da, ekonomik gücü yüksek bireyler ve ailelerin iktidara erişimleri vardır ve ekonomik güç, politik gücü de doğurur.

LEVIATHAN EN İYİ ZAMANDA BİLE İKİ YÜZLÜDÜR’

- İncelemeyi okuyanların en sık karşılaşacağı niteleme ise Thomas Hobbes’un, engelleyici bir merkezi otoritenin yani devletin varlığı ve gücüne ilişkin metaforlaştırdığı Leviathan... “Hakkında konuştuğumuz zaman aslında yöneticiler, siyasetçiler, onu kontrol eden liderler gibi siyasi seçkinlere ve bazen de onun üzerinde orantısız etkisi olan iktisadi seçkinlere atıfta bulunuruz” dediğiniz, despotizmin DNA’sında olduğunu ve iki yüzlü olduğunu vurguladığınız Leviathan’ı ne yönde ele aldınız?

Özgürlüğü kısıtlamak isteyenler hep vardır. Kitaptaki bir başka önemli fikir de budur. Devlet, seçkinler ve devlet kurumları da dahil olmak üzere, ihtiyaçlarımıza kayıtsız kalabilir, bizi baskılamaya çalışabilir ve sorumsuz politikacıların ya da yöneticilerin elinde çok güçlü araçlar olabilir. Ama öte yandan, yasaları uygulayarak, fırsat yaratarak ve kamu hizmeti sunarak özgürlüğün çok önemli bir parçası da olabilir. Leviathan bu yüzden en iyi zamanlarda bile ikiyüzlüdür. İyi yüzünü görmemizi garantilemek tamamen kurumlara ve toplumun seferberliğine bağlıdır.

DESPOTİK LEVIATHAN BÜYÜME SAĞLAYABİLİR FAKAT...’

- Güçlü bir devlet yaratan, iktisadi refahı sınırlı ve eşitsizce arttıran Despotik Leviathan’ın belirleyici niteliği nedir, ne değildir?

Despotik Leviathan büyüme sağlayabilir. Büyüme için gerekli kamu hizmetlerini sağlamak bir tarafa, kargaşayı ve suçu kontrol edemeyen, yasayı uygulamayan Namevcut ya da fazlasıyla güçsüz Leviathan’la kıyaslandığında bu durum son derece açıktır. Yani, Despotik Leviathan’ın sağladığı düzen ve öngörülebilirlik, ekonomik büyümeye öncülük edebilir.

Fakat vurguladığımız üzere, bu despotik büyümedir, tabandan ekonomik değişimden çok farklıdır. Bu durumun bir sonucu eşitsizliktir; despotik büyüme çoğu zaman toplumun daha küçük bir bölümünün yararınadır.

Bir diğer sonucu da, inovasyon ve deneyleme yoksunluğunun despotik büyümeyi daha istikrarsız ve kısa süreli kılmasıdır. Bu meseleden bir önceki kitabımız Ulusların Düşüşü’nde bahsetmiştik fakat Dar Koridor’da, bu konuyu daha detaylı bir biçimde ele alıyoruz.

NORMLAR KAFESİ

- “İnsanlık tarihinde özgürlüğe çok nadir rastlanır. Leviathan’ın ortaya çıktığı yerlerde, özgürlüklerin geliştiği nadiren görülmüştür. (…) Bazı alanlarda yasaları uygulayıp barışı tesis etse de Leviathan çoğunlukla despotik olmuştur” diyorsunuz.

Öte yandan Kongo Yağmur Ormanı’ndaki mbuti pigmelerinden batı Afrika’daki modern Gana’da ve Fildişi Sahili’nde yaşayan Akan halkı gibi, şiddeti denetim altına alabilmiş Leviathansız yönetimde çok sayıda devletsiz, bir dizi geniş tarım topluluğuna kadar birçok örnek topluluk olduğunu da vurguluyorsunuz.

Bunu nasıl başarabildiler, neden sadece bazı toplumların bunları geliştirmekte başarılı olabildi?

Bu kitabın temel argümanlarından bir diğeri. Thomas Hobbes, devlet olmazsa sonsuz bir şiddetin içine düşüleceğine inanıyordu. Bu fikir gerçeklerle örtüşmüyor. Devlet olmaksızın barış içinde yaşayan pek çok toplum var. Bunu nasıl başarıyorlar? Leviathan’la değil, sonuç veren ve sıklıkla da çatışmaları önleyen normlar belirleyerek yapıyorlar.

Buraya kadar her şey güzel. Ama belirttiğimiz gibi, bu normlar hem kendi sosyal hiyerarşisini oluşturuyor hem de bireysel davranışı o kadar kısıtlıyor ki bir normlar kafesi inşa edip özgürlüğü yok ediyor. Dolayısıyla, özgürlüğü destekleyip geliştirme sorunu, bu normlar kafesini gevşetmekle yakından ilişkili.

DEVLET İLE TOPLUM ARASINDAKİ REKABET

- Normların Despotik Leviathan himayesindeki rolleri nelerdir? İlk 5. ve 6. yüzyıllarda ortaya çıkan Prangalanmış Leviathan’ın ayırdı, kendine özgü yönleri nelerdir? En güçlü ve en derin devlet kapasitesini geliştiren neden Despotik Leviathan değil de Prangalanmış Leviathan olmuştur? İsviçre, Prangalanmış Leviathan’ın nasıl bir örneğidir?

Kuramımızın vardığı şaşırtıcı bir nokta var: Bazı başka siyaset bilimcilerin iddialarının aksine, daha geniş kapasite, devletlerin ve liderlerin tartışmasız gücünden doğmuyor. Devlet ile toplum arasındaki rekabetten doğuyor. İşte bu yüzden Prangalanmış Leviathan en köklü devlet kapasitesini geliştiriyor. Bunu İngiliz tarihinde görebilirsiniz. Norman işgali, gücü merkezileştirdi fakat devlet kapasitesinin gelişimi daha çok halkın Norman gücüne kafa tutmasına bağlıydı. Aynı şey İsviçre için de geçerli.

TAHAKKÜM ALTINDA OLMAK KADERİMİZ DEĞİL!’

- Doğrudan alıntılayarak burada da dile getirmenizi rica edersem; “Tahakküm biçimlerinden birini seçmek zorunda mıyız? Savaş durumu veya normlar kafesiyle, despotik bir devletin boyunduruğu altında kalmak arasında sıkışmış halde miyiz?”

Hayır, despotik devletlerin ya da normlar kafesinin tahakkümü altında olmak kaderimiz değil. Koridorun en muhteşem yanı da bu. Bu iki tahakküm biçimi arasında, devlet ile toplum arasındaki dengenin gelişimi, başka türlü bir politika ve başka bir normlar grubu, özgürlüğün önkoşullarının ortaya çıkmasını sağlar.

AFRİKA ÖRNEĞİ...

- İncelemenizin aslan payında yerini bulan Afrika kıtası hele ki Batı Afrika, anarşiyle adeta özdeşleşen yapısıyla ezberleri nasıl bozdu/ bozuyor? Afrika örneği ne diyor?

Bunun pek çok sebebi var. Birincisi, tarih boyunca, Afrika’daki merkezi devletler, dünyanın başka bölgelerindekilerden daha güçsüzdü. Ardında pek çok sebep var ama cevabımı kısa tutmak için tarih öncesi döneme dayanan sebepleri es geçeceğim.

İkincisi, Afrika’da devlet inşası, köle ticareti de dahil Avrupa sömürgeciliği yüzünden, ve aynı zamanda Afrika’nın doğu kıyılarında yapılan Müslüman köle ticareti yüzünden aksadı. Üçüncüsü, Avrupalı sömürgecilerin dolaylı yönetim biçimi, devlet kurumlarını daha da zayıflattı. Bugün pek çok Afrika devleti hâlâ epey zayıf.

Fakat Afrika’yı anarşiyle eşit görmenin yanlış olduğunu da vurguladık. Bazı bilim insanları böyle gördüler, ancak yanıldıkları ortaya çıktı. Nijerya’nın başkenti Lagos, anarşi örneklerinden biriydi. Şimdiyse, çok daha işlevsel bir şehir çünkü yerel yönetim bazında kendi Prangalanmış Leviathan türevini geliştirdi. Bunun nasıl ve niçin gerçekleştiği ders niteliğinde ve okur kitapta cevapları bulacak.

YAKLAŞIMIMIZ KARAMSAR DEĞİL’

- Siyasi, iktisadi ve toplumsal hâkimiyet biçimlerince kısıtlanmayan gerçek özgürlük nasıl bir koridorda ve süreçte ortaya çıkar?

Yaklaşımımız karamsar değil. Özgürlüğün yalnızca Avrupa’ya has bir olgu olmadığını iddia ediyoruz. Özgürlük her yerde filizlenebilir. Fakat iyimserliğin dozunu kaçırmamak önemli. Özgürlüğün temelini sağlamlaştıran devlet-toplum dengesi hassas bir denge. Ya devlet çok zayıflar ya da çoğunlukla olduğu gibi devlet ve seçkinler haddinden fazla güçlenir. Her iki durum da, özgürlüğü yok etme kapasitesini barındırır.

Tüm bunlara eklenen zorluklardan biri de seçkinlerin sık sık özgürlüğü doğrudan baltalamasıdır çünkü özgürlük aynı zamanda halkın politik seferberliği anlamına gelir; bu da seçkinleri dezavantajlı konuma sokar.

Bir diğer zorluk da, ekonomik ve küresel değişimlerin devlet müdahalesi ve düzenlemesi - mesela sosyal güvence sağlamak, eşitsizlikle savaşmak ya da büyük şirketlerin gücünü sınırlamak - gerektirmesidir ve bu da toplumun daha çok hareketlenmesi gerektiğini gösterir. Devlet ve toplum arasındaki bu tür bir dans, koridor için gerekli denge için daha ciddi tehlikeler oluşturur.

ABD, HEM BAŞARI HEM GÜÇSÜZLÜK ÖRNEĞİDİR’

- 10. bölümde, ABD deneyiminin bir toplumun koridora girme biçimine dair önemli çıkarımlar barındırdığını; bu sürecin, sadece özgürlüğün kapsamıyla değil, geniş ölçekli küresel öneme sahip pek çok politik ve toplumsal tercihle de ilgili sonuçlara sahip olduğunu açımlıyorsunuz.

Bu bağlamda öncelikle Amerikan Leviathan’ınından anlaşılan nedir? Amerikan Leviathan’ının yükselişini bir başarı öyküsü olarak görmek neden mümkün, hatta belki de gereklidir?

ABD, prangalanmış Leviathan’ını ne yönde tavizler vererek yarattı ve koridorun içinde kalmayı başardı? ABD anayasası bu anlamda ne yönde bir örnek teşkil eder?

Amerika örneği karmaşık olduğundan kitapta bu konuya uzun bir bölüm ayırdık. Bu, bir anlamda bir başarı öyküsüdür. Amerika, çok başarılı bir ekonominin temellerini atan bir Prangalanmış Leviathan yaratmıştır. Öte yandan, bu aynı zamanda inanılmaz bir güçsüzlük öyküsüdür.

ABD’nin kurucu babaları iki ödün vermiştir. Brincisi, İnsan Hakları Bildirgesi meselesinde görülebileceği gibi, gücün kötüye kullanılmasından endişe duyan insanlara güvence vermek amacıyla federal devletin elin kolunu bağlamak olmuştur - Sonuç olarak İngilizlerle savaşmalarının nedeni, onların gücü kötüye kullanmalarıdır -.

Bu çoğunlukla iyi sonuç vermiştir, ama ABD’nin gelişimini büyük ölçüde kısıtlayan etkiler de yaratmıştır. ABD devleti, önemli alanlarda aktif rol oynamakta zorlanacak kadar kısıtlanmıştır. Altyapı yatırımı yapmak, yargı erki kurmak ve vergi gelirlerini artırmak konusunda eli kolu bağlanmıştır. 20. yüzyıl boyunca, yoksullukla mücadelede de son derece güçsüz olmuştur.

Fakat kurucular kuvvetli sonuçlara gebe başka bir dizi daha ödün vermiştir ve bunlar son derece olumsuz sonuçlardır. Güneyli üreticileri yönetime yakın tutmak için Birleşik Devletler’in güneyinde kölelik sistemini kabul etmişlerdir. Böylece toplum henüz kuruluş aşamasındayken iki sınıfa ayrılmıştır.

Bu aynı zamanda federal hükümetin zayıf kalması ve pek çok farklı dönemde yoksullukla mücadele etmekte başarısız ve isteksiz olmasının sebeplerinden biridir.

Fakat, bu bir anlamda bir başarı öyküsüdür çünkü Amerikan sistemi her zaman görece esnektir. Kriz dönemlerinde yeniden yapılanmaya gidebilmiştir. Sosyal güvenlik ağının başlangıcı olan ilerlemeci dönemde bu yaşanmıştır.

Afro-Amerikalıların vatandaşlık haklarının teslim edildiği ve ABD’nin Güney’inin dönüştüğü sivil haklar döneminde de yaşanmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca, daha iyi sosyal refah programlarının oluşturulma sürecinde de aynı şekilde. Fakat sıklıkla yavaş, bazen verimsiz ve yetersiz bir süreç olmuştur bu.

ÇİN, KLASİK BİR DESTOPİT LEVIATHAN VAKASI!’

- Çin koridor konusuna ne açıdan istisnai bir örnektir? (midir?)

Çin bizim için klasik bir Despotik Leviathan vakasıdır. Güçlü (pek çok yüksek kapasite kriteri barındıran) bir iktidar tarihi vardır ama hiçbir toplumsal organizasyon, toplumun sesini duyuracak hiçbir kurum, hiçbir devlet-toplum işbirliği anlayışı söz konusu olmamıştır.

Bu durumun başlangıcının izini, müteakip hanedanlarca sistematik ve istikrarlı bir biçimde sürdürülen güçlü, despotik yönetim prototipinin ortaya çıktığı, savaşan devletler olarak adlandırılan döneme kadar sürdük. Tarih boyunca manza güçlü iktidar, zayıf toplum olmuş.

Çin’i müstesna kılansa, elbette, hızlı ekonomik büyümedir. Fakat bazı yönlerden ilk başta göründüğü kadar istinai değildir. Tarihte pek çok despotik büyüme örneği bulunur. Asıl soru bunun sürdürülüp sürdürelemeyeceğidir.

Çin tek bir açıdan benzersizdir: Despotik modelinin zayıf yönlerinin farkındadır ve bu yüzden teknolojiye ve inovasyona bu denli yatırım yapmaktadır. Ama ben yine de bunun işe yarayacağı konusunda iyimser değilim. Politik özgürlüğün yokluğu bilimsel faaliyeti, ekonominin işleyişi etkiler ve bundan inovasyon temelli büyüme elde etmek zordur.

TÜRKİYE’NİN ZAYIF NOKTASI ETKİSİZ TOPLUM!’

- “Tarımda uzmanlaşan ülkeler için koridor daralabilir. (…) Tersine, imalat sanayiinde, hizmetlerde ve yüksek teknoloji faaliyetlerinde uzmanlaşmak, koridoru daha da genişletecek ve Prangalanmış Leviathan olasılığını artıracaktır” değerlendirmenizin 2000’lerin başında koridora girmek için yola çıkmış Türkiye özelinde karşılığına yorumunuz?

Kitabımızın bakış açısından Türkiye’nin zayıf noktası son derece belirgindir: çok güçsüz, organize olmayan ve etkisiz bir toplumu var. Dolayısıyla Türkiye’nin koridora girmesi için, diğer pek çok benzer örnekte olduğu gibi, toplumunun daha aktif olması ve hakkını savunması gerekir. 2000’lerin başında, bunun gerçekleşme ihtimali varmış gibi görünüyordu. Fakat nihayetinde olmadı. Devlet, toplumsal hareketliliği bastırdı ve Türkiye koridorun dışında kalmaya devam etti.

KÂĞITTAN LEVIATHANLARIN TEMELİ

- Kâğıttan Leviathanlar… Namevcut ve despotik Leviathan’ın en kötü özelliklerinden hangilerine sahiptir?

Evet, Kâğıttan Leviathanlar, Despotik ve Namevcut devletlerin en kötü özelliklerini bünyesinde toplar. Despotturlar, sıklıkla da baskıcıdırlar çünkü topluma kulak vermezler. Topluma hükmetmeye çalışırlar.

Fakat öte yandan, kapasitelerini çok fazla geliştirmezler. Esasen, bürokrasi ve yargı kurumları oluşturmaktan korkarlar çünkü bu, - sıklıkla kayırmacılık ve böl-parçala-yönet stratejilerine dayalı - yönetim biçimleri için tehlike arz eder.

Kitapta Kâğıttan Leviathanların temelini, baskılama araçlarıyla dolaylı yönetim yöntemini doğuran fakat devlet kapasitesine gerçek bir Despotik Leviathan yaratacak kadar yatırım yapmayan Avrupa sömürge yönetiminden aldığını tartışıyoruz.

KORİDORUN DİNAMİĞİ VE ALİCE HARİKALAR DİYARINDA!

- İncelemenizde Leviathanlar kadar sıklıkla andığınız bir niteleme de Kızıl Kraliçe etkisi… Devlet ve toplum dengesi gibi merkez noktalarından kaynaklanan kırılgan doğasına rağmen amacının ötesine geçerek neleri sağlar?

Devletle toplum arasındaki rekabet ve yarış haline Kızıl Kraliçe etkisi diyoruz. Bu terimi kullanmamızın sebebi, Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında’sını anımsatması. Her iki taraf da gücünün yettiği en yüksek hızda koşmalı ki diğerine göre yerini koruyabilsin. Bu, koridorda hayatın nasıl devam ettiğini yansıtan bir dinamiktir.

Devletin sıklıkla yeni sorumluluklar üstlenmesi gerekir. Seçkinler gücü kullanmanın yeni biçimlerini bulacaktır. Toplum hareketliliğini artırmalı ve devleti kontrol etmeye ve güce ortak olmaya yarayan kurumsal organlarını güçlendirmelidir. Koridoru bu denli ilginç ve farklı kılan budur. Bir grubun diğeri üzerinde hâkimiyet kurması değildir.

Koridor, farklı gruplar, devlet ve toplum, sıradan insanlar ve seçkinler arasında sürekli bir rekabet ve yarışın yeridir. O zaman bu rekabetten işbirliği doğabilir.

DEVLET KAPASİTESİNİ BELİRLEYEN ETKENLER

- Siyaset sosyoloğu Charles Tilly’nin 17. yüzyıldaki askeri devrimin ardından artan savaş tehditlerinin modern devletlerin oluşumuna yol açtığını ve bunun siyaseti de değiştirdiği savunusuna nereye kadar hak veriyorsunuz?

Çerçevemizden çıkan ilginç bir sonuç, devlet kapasitesini belirleyen etkenlerdir. Pek çok siyaset bilimcisi, sosyolog ve tarihçi “yapısal etkenler” dedikleri şeylere vurgu yapar. Coğrafya, ekonomik faaliyet türü ya da demografik eğilimler gibi bazı yapısal etkenlerin, devlet kapasitesini oluşturmaya yaradığı iddia edilmiştir.

Muhtemelen bu kuramların en meşhuru Charles Tilly’nin devlet kapasitesinin temelinin savaşan ya da savaşa hazırlanan devletten geldiğini söylediği kuramdır. Bizim kuramımız, aksine, aynı yapısal etkenlerin hâkim devlet-toplum dengesine bağlı olarak çok farklı etkiler doğuracağını savunur.

Şöyle düşünülebilir: Aynı saik sizi koridora itebilir de, koridordan dışarı atabilir de. Bunu, Charles Tilly’nin fikirlerini tartışarak gösterdik fakat İsviçre, Avrupa savaşından kaynaklanan bir dizi tehditle koridora itilirken, erken modern dönemde oldukça modern görünen parlamenter kurumlardan çok despot ve baskıcı bir devlet yaratınca koridordan atılmıştır.

SAĞ POPÜLİZM HER YERDE YÜKSELİYOR’

- “Toplum eğer Kızıl Kraliçe dinamiklerinin giderek seçkinlerin lehine olacağı ve seçkin despotizmine yol açacağı konusunda kötümserleşirse, seçkinlerin denetimindeki bir rejime kıyasla hesap vermeyen bir otokratın kendi çıkarlarına daha fazla yarayacağını düşünerek, iktidarı ona devretmeyi tercih edebilir. (…) Otoriter bir lidere ve - eğer iktidara getirilir ve despotik güçleri önündeki tüm sınırlamalar kaldırılırsa - halkın çıkarlarını koruyacağını iddia eden bir harekete yönelmek çok daha çekici hale gelebilir.”

Toplumun Prangalanmış Leviathanlarına elveda demesi… Bu açıdan bakıldığında bu olaylar ve bugün dünyada özellikle de Türkiye’de yaşananlar arasındaki paralellikleri burada da vurgular mısınız?

Çerçevemizin uygulama alanlarından biri de sağ popülizmin yükselişidir. Bu, her yerde gördüğümüz bir durumdur. ABD, Filipinler, Brezilya, Macaristan, Türkiye, hatta Birleşik Krallık bile şu an bu durumda. Peki bu nereden geliyor? Tarihte bu durumun pek çok örneği olduğunu savunuyoruz.

Ekonomik ve sosyal değişimler toplumdaki çatışmayı derinleştirince, bazı gruplar kurumları yetersiz ya da kendilerine karşı önyargılı bulunca, bu durum ortaya çıkar. Böylece, köklü bir değişiklik isteseler de toplumdaki diğer gruplarla birleşemeyeceklerine, kurumlara güvenemeyeceklerine inanırlar. Böyle zamanlarda, toplum istemediği halde onları temsil edeceğini vaat eden diktatörlerin çekiciliği artar.

OTORİTERLERE KARŞI KURUMLAR GÜÇLENDİRİLMELİ’

Bu tek adamlar topluma doğrudan seslenir ve istediklerini (insanların isteklerini yerine getireceklerini iddia ederler ama bu çoğunlukla doğru değildir) yapabilmeleri için kurumsal denetleme mekanizmalarından kurtulmaları gerektiğini söyler. Böyle zamanlardan geçiyoruz.

Küreselleşme ve otomasyon, insanların çoğunu çemberin dışına iten ve tedirgin eden sosyal ve ekonomik değişimleri getirdi. Bunlar, kurumların otoriter liderlerin lehine bir kenara fırlatılması değil, güçlendirilmesi gereken zamanlar.

AKP VE TÜRKİYE’NİN KORİDORA GİRMEME HİKÂYESİ

- AKP’yi kurumsal reform sürecine bağlayan çıpaların birer birer ortadan kalkmasıyla Despotik devlet kontrolünün bir safhasından diğerine geçen Türkiye’nin girme fırsatını kaçırdığı koridorla imtihanının seyrini nasıl yorumladınız?

AKP iktidara geldiğinde, ordu ile ülkeyi baskıcı bir biçimde yöneten devlet bürokrasinin bazı kesimlerine muhalifti. Nispeten zayıf bir partiydi. Dolayısıyla, toplumun siyasete dahil olma arzusuna dayanıp bu arzuyu büyüttü.

Bu dönem, ekonomiyi daha da açtıkları dönemle denk düşer - Ve bu yüzden 2000’lerin başında ciddi ekonomik büyüme gerçekleşti ve etkileri müteakip on yıl kadar hissedildi -.

Fakat AKP güçlenmeye başlayınca, başlangıçta kendi koyduğu hedeflere yüz çevirdi. Devlet kurumlarının kontrolünü ele geçirdi, toplum hareketliliğini engelledi ve Türk siyasetini büyük ölçüde niteleyen örüntüyü bir kez daha teyit etti: topluma kulak tıkayan devlet ve seçkinler. Çok kısaca, Türkiye’nin neden koridora girmediğinin hikâyesi bu.

- Sonraki çalışmanızın kapsamı hakkında bilgi vermenizi rica ederek bitirelim söyleşimizi.

Sizinle paylaştığım analizlerden bazıları, koridorun daha istikrarlı ve dışında kalan ülkeler için daha çekici olması için kurumların herkesin iyiliğine çalışmasını sağlayacak daha iyi yollar bulmamız gerektiğini gösteriyor.

Bu da, küreselleşme ve otomasyondan nasıl daha iyi biçimde faydalanabileceğimizi anlamayı ve ayrıca siyaseti daha iyi düzenlemek ve kutuplaşmaları azaltmak için çareler bulmayı gerektiriyor. Bunlar, şu sıralar üzerinde çalıştığım konulardan bazıları.

Ekonomik cephede ise modern teknolojileri ortak refah araçlarına nasıl dönüştürebileceğimiz üzerine çalışıyorum. Siyaset ayağında ise, devlet kapasitesinin kökenleri, siyasi uzlaşmanın nasıl ortaya çıktığı ve işbirliği normlarının nasıl geliştirilebileceğini araştırıyorum.

Dar Koridor - Devletler, Toplumlar ve Özgürlüğün Geleceği / Daron Acemoğlu, James A. Robinson / Çeviren: Yüksel Taşkın / Doğan Kitap / 648 s.