Kapat

Son Haberler

A+ A-

Araya şeytanlar girmemeli

Türkiye, bölgedeki son gelişmeleri de dikkate alarak Ermenistan'la ilişkileri iyileştirmek ve bölgeyi savaşa sürükleyecek Dağlık Karabağ meselesini çözmek için sonucu riskli bir süreç başlattı. Olumlu sonuçlar doğurabileceği düşünülerek başlatılan bu süreç olumsuz bir dönemi de beraberinde getirebilir.
Yayınlanma tarihi: 22 Eylül 2008 Pazartesi, 13:28

Ermenistan’a güvenerek atılan adımların Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar vermesi hesaba katılmalı ve bu sonuca gidecek her türlü adımdan uzak durulmalı... Aksi takdirde yaşanacak olası gelişmelerden Türkiye-Azerbaycan değil Rusya-Ermenistan ikilisinin karlı çıkma olasılığı daha yüksek görünüyor.

Türkiye, bölgedeki son gelişmeleri de dikkate alarak Ermenistan’la ilişkileri iyileştirmek ve bölgeyi savaşa sürükleyebilecek Dağlık Karabağ meselesini çözmek için sonucu riskli bir süreç başlattı. Olumlu sonuçlar doğurabileceği düşünülerek başlatılan bu sürecin doğal olarak bir takım olumsuz sonuçları da olabilir. Biliyoruz ki sadece olumlu ya da olumsuz olasılıklardan yola çıkılarak gerçekçi sonuçlara varılamaz ancak önemli olan hangi olasılığın ağır basacağıdır. Bunun için Türkiye’nin Ermenistan açılımını tüm olasılıkları göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekiyor.

Güvenilen dağa kar yağınca

Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti sırasında Türk basınında sadece Azerbaycan’daki karşı tepkiler ön plana çıkartıldı; Azerbaycan Türkiye’nin sırtında bir yükmüş gibi tanıtıldı, hatta Türkiye için “Bakü mü Erivan mı” tartışmaları yaşandı. Ermenistan, Türkiye çıkarları açısından çok önemli bir devletmiş gibi gösterilirken bu “önemli” devletle ilişki kurmanın önünde en büyük engel olarak Azerbaycan gösterildi. Ermenistan’ın “soykırım” iddialarını “empati kurarak” kabul eden kesimler kendilerini “hümanist” açıdan savunurlarken Ermenistan’ın yaptıklarına karşı Azerbaycan kamuoyunun tepkisine aynı empatiyle yaklaşmamaktadırlar. Ermenilerin “soykırım” iddialarına karşı insani duyguları kabaranların Ermenistan –Azerbaycan meselesi gündeme gelirken nedense çıkar duyguları kabarıyor.

Azerbaycan’da ziyarete karşı olanlar olduğu gibi olumsuz tepki vermeyenler de vardı ve hatta Astana’da Gül-Sarkisyan diyaloğuna tercümanlığı Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yaptı. Abdullah Gül’ün de ifade ettiği gibi, Azerbaycan kamuoyu tarafından verilen tepkilerin benzerleri Türkiye’de de gösterildi. Türkiye’nin demokratik bir ülke olması ve Azerbaycan’ın da demokrasi yönünde ilerlemesi kamuoylarına, hükümetlerin politikalarından farklı tepkiler verme şansı sunmaktadır. Azerbaycan kamuoyunun ziyarete olumsuz yaklaşmış olmasının Türkiye’de anlayışla karşılanması gerekirken bilakis kızgınlığa neden oldu ve hatta gereğinden fazla abartıldı. Azerbaycan’ın psikolojisinde Ermeni düşmanlığı tazeliğini koruduğu için Ermeni algılaması, Türkiye’deki Ermeni algılamasından daha farklıdır. Zira Azerbaycan kamuoyunun sert tepkiler vermesinin kendine özgü nedenleri var.

Azerbaycan son iki yüz yıldır sürekli olarak Ermenilerin saldırılarına maruz kaldı ve bunun sonucu olarak toprak ve insan kaybına uğradı. Hatta Ermenistan ve Ermeni çeteleri tarafından yapılan bu işgal ve katliamların hangi yöntemlerle gerçekleştirildiği hala Azerbaycan halkının hafızasında tazeliğini korumaktadır. En son 1988–1994 yılları arasında Rusya’nın da desteğiyle saldırganlaşan Ermenistan, Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal ederken, işgal sırasında 30 bin Azeri öldürüldü, binlercesi esir alındı ve 1 milyonu da mülteci durumuna düştü. Ermenistan tarafından öldürülen ve esir alınan Azerbaycan vatandaşları, 1905 ve 1918’de olduğu gibi özel yöntemlerle işkence edilerek öldürüldü. Azerbaycan’da hemen her ailenin Karabağ savaşında en az bir şehidi vardır. Karabağ, Ermenistan işgalinde olsa da Azerbaycan insanı bu işgali meşrulaştıracak adımları kesinlikle kabullenmemekte ve masada bunu meşrulaştıran adımlara kesinlikle karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla işgal altındaki topraklarını kurtarmak umuduyla yaşamaktadır.

Tüm bu kötü hatıraların yanı sıra Hocalı’da Ermenilerin yaptıkları soykırımında önemli bir paya sahip olan bugünün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan Azerbaycan halkının psikolojisinde unutulması zor hasarlara yol açmıştır. Öyle ki Azerbaycan halkına Ermenistan ve Sarkisyan denildiği zaman gözlerinin önüne Hocalı soykırımında öldürülen yaşlı, genç, çoluk, çocuk tam 30 bin şehit geliyor. Dolayısıyla Azerbaycan halkının Gül’ün Ermenistan ziyaretine tepkisinin yadırganması Türk basınının Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’da Sarkisyan ve Koçaryan liderliğinde yaptığı insanlık dışı vahşetleri unuttuğunun göstergesidir.

Diğer taraftan İran, Rusya, ABD ve Avrupa ülkeleri işgal sırasında Ermenistan’a destek verirken, Türkiye, Dağlık Karabağ meselesinde Azerbaycan’a somut destek veren tek ülke oldu. Bu kadar somut destek diğer Türk cumhuriyetlerinden gelmediği gibi Ermenistan’ı işgalci devlet olarak tanıyan BM ve İran’dan da gelmedi. Bütün baskılara ve karşı karşıya kaldığı iç ve dış sorunlara rağmen hala Türkiye’nin somut desteğini devam ettirmesi Azerbaycan’da Türkiye’ye karşı bir beklenti uyandırdı. Bu dayanışma beklentisi, 1918’de Bakü’yü kurtarmak için Nuri Paşa önderliğinde Azerbaycan’a gelen Osmanlı Ordusu ve Kurtuluş Savaş’ı sırasında Azerbaycan kadının Türkiye’ye gönderdiği altınlar, gibi örneklerle pekiştirildi. Bunun sonucu olarak Azerbaycan Türkü’nün kafasında Anadolu Türkü başı sıkıştığında başvurabileceği bir sığınağa dönüştü. Türkiye-Ermenistan arasında gizli sürdürülen diplomatik görüşmelerin basına yansıması ise Azerbaycan’da amiyane tabir ile “Türkiye bizi satıyor” izlenimini yarattı ve bu ziyaretle bunun resmileştiği/tescillendiği düşünüldü.

Azerbaycan iktidarı ise bu ziyarete karşı çıkmadı ama ziyaretin hem Türkiye-Ermenistan ilişkileri hem de işgal altındaki Azerbaycan toprakları açısından ne anlama geldiğini dikkatle takip etti. Çünkü Türkiye-Ermenistan sınır kapıları Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ diplomasisini direk ilgilendirmektedir ve diplomatik görüşmelerde BM Güvenlik Konseyi kararları ya da Azerbaycan’ın Ermenistan’dan askeri anlamda kat kat üstün olması değil Ermenistan’ın yalnızlığı Azerbaycan’ın pozisyonunu kuvvetlendiren özelliğe sahiptir. Yalnızlık Ermenistan’ın diplomatik görüşmelerde üzerinde büyük bir baskıdır ve bu baskıyı kırabilmenin tek yolu sınırların açılmasıdır. Dolayısıyla Azerbaycan’ın Karabağ diplomasisine zarar vermek isteyenler için Türkiye-Ermenistan sınır kapılarının açılması yeterlidir.

Türkiye'nin işgale karşı tutumu

Azerbaycan, bağımsızlığını kazandığı günden itibaren Dağlık Karabağ “sorununu” kendi toprak bütünlüğü çerçevesinde çözecek her türlü diplomatik adıma destek verdi ve hatta bunun için Minsk Grubu aracılığıyla Ermenistan’la üçüncü ülkelerde görüştü. Bu görüşmelerde Minsk Grubu tarafından, ülkenin toprak bütünlüğüne zarar verecek her türlü teklif Azerbaycan hükümetleri tarafından reddedildi. Türkiye dahil olmak üzere 13 üyesi olmasına rağmen Dağlık Karabağ “sorununda” taraflar arasında arabululuculuk yapan Minsk Grubu’nun üç eşbaşkanı -ABD, Rusya, Fransa- bulunmaktadır. Türkiye bu grubun eşbaşkanı olmamasına rağmen defalarca Dağlık Karabağ “sorununun” çözümü için tekliflerde bulundu. Bu tekliflerin hepsinde Azerbaycan toprak bütünlüğü desteklendiği için Ermenistan tarafından, “Türkiye objektif değildir”, eleştirisi yapıldı.

Abdullah Gül, Bakü’de İlham Aliyev’le yaptığı görüşmeden sonra basın açıklamasında tarafları BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda diplomatik yolla çağırırken Türkiye’nin her zaman Azerbaycan’ı desteklediğini ve bundan sonra da desteleyeceğini ifade etti. Gül’ün ifade ettiği BM Güvenlik Konseyi kararları, 1992–1993 yıllarında alındı ve Ermenistan ve desteklediği Dağlık Karabağ Ermenilerinin işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çıkmasını talep ediyor. Ayrıca 14 Mart 2008’de Türkiye’nin de desteğiyle BM Genel Kurulu’nda kabul edilen kararda Ermenistan’ın biran önce işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi öngörülmektedir. Gül bu kararlara vurgu yaparak Türkiye’nin hala Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini ortaya koydu.

BM Genel Kurulu

Gül’ün Ermenistan ve Azerbaycan ziyaretinden sonra tarafların 28 Eylül–1 Ekim tarihleri arasında New York'ta yapılacak 63. BM Genel Kurulu toplantısında tarafların dışişleri bakanlığı düzeyinde üçlü bir görüşme yapacağı ve bu görüşmede üç ülke arasındaki sorunların çözümünün paket halinde görüşüleceği ortaya çıktı. Devletler arasındaki meselelerin paket halinde görüşülmesi bilinen bir uygulamadır ve Almanya, Fransa ve İngiltere ile İran arasında nükleer görüşmeler bu şekilde yürütülürken, Rusya-ABD arasında füze ve İran’ın nükleer çalışmaları gibi meselelerin de paket halinde görüşüldüğü bilinmektedir. Ermenistan tarafının Türkiye’nin içinde bulunduğu bu üçlü görüşmeye onay vermesi aslında olumlu bir gelişme olmasına rağmen Ermenistan’ın karşı tarafın şartlarını kabul edeceği anlamına gemlememektedir. Bunu üçlü görüşme kararı alındıktan sonra Ermeni yetkililerin yaptıkları açıklamalar da gösteriyor. Görünen o ki, Türkiye-Ermenistan sınırlarını açacak her çeşit gelişmeye onay veren Ermenistan, bu üçlü görüşmeyi de bu şekilde değerlendirmeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, “Ermenistan-Türkiye meselelerini ikili açıdan çözmek mümkün değil. Burada Ermenistan-Azerbaycan ilişkisi önemlidir”, ifadesi Türkiye’nin sınır kapıları meselesinde işgal unsurunu göz ardı etmediğini gösteriyor. Fakat bu görüşmelerden Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlayacak bir sonuç çıkmazsa bu görüşmeler, ucu açık bir sürece doğru yol alınmasına neden olabilir.

Son ziyaretlerde Abdullah Gül’ün ve Türk diplomatların Dağlık Karabağ “sorunu” konusunda yaptığı açıklamalar Türkiye’nin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü hala desteklediğini göstermektedir. Fakat Türkiye’nin ne şekilde Azerbaycan’ı destekleyeceği tartışma konusu oldu. Türkiye sınır kapılarını kapalı tutarak Azerbaycan’ı destekleyip Ermenistan’ı cezalandıracak mı yoksa, bu destek Türkiye’nin Gürcistan ve İran’ın, Azerbaycan toprak bütünlüğüne verdiği desteğe mi benzeyecek?

Türkiye, Ermenistan’la sınır kapılarını, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal altında tutmaya devam etmesi nedeniyle kapatmıştı.Yıllar içinde Türk hükümetleri net bir şekilde Ermenistan işgale son vermedikçe sınır kapılarının açılmayacağını ortaya koydu ve bazı tavizlere rağmen bu politikayı 15 yıldır uyguluyor. Hatta Abdullah Gül, Azerbaycan’ı kırmamak için korumalarının yolunu 600 km uzatarak Gürcistan üzerinden Ermenistan’a gönderdi. Fakat AKP’nin iktidara geldiği günden itibaren diğer dış politika sorunlarına olduğu gibi Ermenistan sorununa da farklı yaklaşım içinde olduğu görünmektedir ve Cumhurbaşkanı Gül de bu meselenin AKP hükümetinin sorumluluğunda olduğunu Ermenistan ziyareti sonrasında ifade etmiştir. Ermenistan’dan sonra Azerbaycan’ı ziyaret eden Gül’ün “Biz her zaman Azerbaycan’ın yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz” açıklaması sınır kapıları konusunda bir değişim düşünmediğini göstermektedir. Gül’ün bu açıklamasına rağmen son aylarda Türkiye-Ermenistan arasında yürütülen gizli diplomatik görüşmelere paralel olarak yaşanan bazı gelişmeler sınır kapılarının açılacağına dair şüphe uyandırmaktadır. “Türkiye’nin sınır kapılarını açması sorunların çözümüne yardımcı olabilecektir”, düşüncesinde olan diplomatların Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde ağrılık kazandığını görmekteyiz ki, Haziran-Temmuz aylarında taraflar arasında yapılan gizli diplomatik görüşmeler bunun sonucudur. Diğer taraftan Türkiye ile Ermenistan’ı bağlayan Gümrü-Kars demiryolunun onarımı ve Gül’ün Ermenistan ziyareti sırasında taraflar arasında imzalanan elektrik anlaşması da sınırların yakın bir zamanda açılacağı izlenimini uyandırmaktadır.

Türkiye'yi bekleyen tuzaklar

Ermenistan’a güvenerek atılan adımların Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar vermesi hesaba katılmalı ve bu sonuca gidecek her türlü adımdan uzak durulmalıdır. Aksi takdirde yaşanacak olası gelişmelerden Türkiye-Azerbaycan ikilisi değil Rusya-Ermenistan ikilisi karlı çıkabilir. Bu değişim Türkiye’nin Güney Kafkasya siyasetini derinden sarsacak geri dönülemez bir değişime sebep olabilir. Sınırların açılması Ermenistan’ın öneminin artırır bu ise Gürcistan’ın önemini azaltır ve Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan jeopolitik kutuplaşmasının ortadan kalkmasıyla sonuçlanabilir. Sonuçta Türkiye kozunu kaybederken Ermenistan taleplerinden vazgeçmemiş olur ve sınırların açılması Ermenistan’a kendini toparlama imkanı sunabilir. Bugün Azerbaycan iktidarları ve halkı Dağlık Karabağ’daki işgale engel olamamaları nedeniyle eleştirilebilir. Fakat özellikle bu konuda yapılacak eleştiriler Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini olumsuz etkilemek isteyenlerin eline koz verecektir. Bölgenin zor günler geçirdiği ve daha da önemlisi iki stratejik müttefikin bir birine daha çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde ayrıştırıcı noktalar değil birleştirici noktalar ortaya çıkarılmalıdır.

Gül’ün Ermenistan ziyareti sonrası Türkiye içinde ”soykırım” yapıldı tezini savunanların cesaretlendiği gözlemlenmektedir. Türkiye Ermenistan’a “1915 olaylarını tarihçiler tartışsın” baskısını yaparken, eski Türk diplomatları ve bir takım köşe yazarları “soykırım” yapıldı tezini savunmaya başladı. Hatta bu ziyaret sonrası bu açıklamalar, “Türkiye Ermenistan’dan özür dilemeli” ifadesine dönüştü. Türkiye içinde bu tartışmalar Ermenistan ve Ermeni lobisinin “soykırımı” Türkiye içinde kabul ettirme stratejisine destektir. Bunu Ermenistan eski Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan da şöyle ifade ediyor: “Bizim için önemli olan 1915 olaylarını Türkiye’nin soykırım olarak kabul etmesidir. Dünya bunu kabul edip de Türkiye kabul etmedikten sonra hiçbir anlamı yoktur”. Ermeni “soykırımı” Müzesi Başkanı Hayk Demoyan’ın, tarihçilerden oluşan komisyona “Türkiye tarafından “soykırım”dan dolayı yargılananlar da katılacaktır,” açıklaması aslında Ermenistan’ın “soykırımı” Türkiye içinde kabul ettirme peşinde olduğunu ortaya koymaktadır. Uzun zamandır Türkiye içinde devam eden bu süreç Türkiye-Ermenistan diplomatik ilişkilerinin kurulmasıyla psikolojik engeli aşmış olacaktır. Oysa ki, iki devlet arasında ilişkileri başlatmadan yana olanların ana iddialarından biri, Ermenistan’la “soykırım” için diaspora yapan Ermeni teşkilatları arasında farklılık yaratmaktı. Halbuki “soykırımın” uluslararası alanda tanınması ve sınır kapılarının açılması konusunda Ermeni diaspora teşkilatları ve Ermenistan’ın çıkarları örtüşmektedir. Kısaca bu süreç “soykırımın” uluslararası alanda değil Türkiye içinden tanınması için propaganda sürecine dönüşebilir. Ayrıca sınır kapısı karşılığında “soykırım” tezini geri plana atan Ermenistan’ın istediğini aldıktan sonra “soykırım”ı tekrar gündeme getirmeyeceğinin garantisini kimse veremez.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler