Kapat

Son Haberler

A+ A-

Hedef: Dağdaki terörist

Dağda hedef olan teröristin iki türlü kimliği bulunuyor. Bunlardan birincisi, dağa çıkmadan önce sahip olduğu değerlerle bilinen insan kimliği, diğeri ise, dağa çıktıktan sonra kaybettiği değerlerle ortaya çıkan robotik kimlik...
Yayınlanma tarihi: 22 Eylül 2008 Pazartesi, 13:44

Askeri operasyonların hedefinde dağdaki terörist vardır, “Son terörist de etkisiz hale getirilinceye kadar operasyonlar sürecek” diyen Genelkurmay’ın açıklamaları hedefin bu olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir; dağdaki terörist. Siyasi iradenin de hedefi dağdaki teröristtir çünkü yıllardır dağdakileri aşağı indirmeye çalışmaktadır, eve dönün, yuvaya dönün, düz ovada siyaset yapın diyerek. Ulusal kaynaklarımızın da hedefinde dağdaki terörist vardır çünkü her bir teröristin etkisiz hale getirilmesinin bugünkü bedeli yedi milyon dolardır ve bunu bize hükümetin bir bakanı söylemektedir. Otuz yıldır süren terörle mücadelede TSK ile gelen giden her hükümet dağdaki teröristi hedef almış olmasına karşın bu dağdakiler hiç bitmemektedir. Otuz bini etkisizleştirilmiş olmasına rağmen hala dağdaki çatışmalar sürmektedir. Çıkarılan yasalara rağmen dağa çıkış durdurulamamakta ve ulusal kaynaklar sonuç vermeyen bir mücadelede tüketilmektedir. Türkiye’de terörle mücadeleye ilişkin her şey konuşulmuştur ama mücadelenin hedefinde olan dağdaki terörist nedense gündeme yeterince taşınmamıştır. Dağdakilerin psikolojisi hakkında pek çoğumuzun bilgisi ya hiç yoktur ya da zaman zaman medyada yer alan haberlerle sınırlı kalmıştır. Öncelikle şu sorunun cevap bulması gerekmektedir; kimdir bu terörist? Türkiye’nin dinamiklerini böylesine uğraştıran bu dağdakiler kimdir nedir, hiç düşündünüz mü bunu?

Dağdakiler

Yaşadığımız olaylardan edindiğimiz tecrübelerin ışığında şunu açıkça söyleyebiliriz; dağdaki hedef olan teröristin iki türlü kimliği vardır; birincisi, dağa çıkmadan önce sahip olduğu değerlerle bilinen insan kimliği, diğeri ise, dağa çıktıktan sonra kaybettiği değerlerle ortaya çıkan robotik kimlik. Dağdakiler, dağa çıkış öncesi bir insandır, bizim gibi ekmek yer ve su içer. Yine dağa çıkış öncesi bir anası vardır bizim gibi, belki bir sevdiği, anıları hayalleri vardır. Ancak dağa çıkış sonrası bu değerleri, zorlu bir öğretim ve vahşi bir eğitimle elinden alınır ve uzaktan kumanda edilen içi boş bir robota dönüştürülür. Dağdakilerin yurttaşlıkla bir ilgileri olmasa da, büyük çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşır, yani kağıt üzerinde de olsa bunlar Türk’tür. Dağa çıkış nedenlerine gelince, genelde birbirinin aynıdır; ya kaçırılmıştır çocuk yaşta, ya kandırılmıştır ağabeyleri tarafından ya da tanımını bilmediği bir özgürlüğü bulabilmek umuduyla çıkmıştır dağa. Çıkanların erkeği sayıca kızlardan fazladır, yaşları da çıkış tarihi itibariyle 8’den başlar 16’ya kadar yükselir. Nerede yetiştiklerine gelince, bizim ülkemizde yetişir, Türkiye’de. Ama yaşam süreleri alışagelmişin aksine kısadır; her bir çıkan altı yılını doldurmadan dağda ölür. Can alıcı soru ise şudur; böylesi yaşta insanları dağa çıkışa yönlendiren koşullar nedir? Sivrisinek bataklık benzetmesiyle yola çıkanların bu soruya cevap verebilmelerini düşünmek yanıltıcı olur, çünkü bu yaklaşımları yanlıştır. Bugünün katil robotları dağa çıkmadan önce sivrisinek değil insandır ve bizim ülkemizde insanlarımızın yaşadığı bir bataklık da yoktur. Yüreğindeki hainliktir, diyerek söze başlayanlar da yanılır çünkü hainlik doğuştan değil sonradan edinilen bir kişilik bozukluğunu yansıtır, kimse anasından hain damgasıyla doğmaz. Peki, öyleyse bunlar neden dağa çıkar?

Feodal yapı

Türkiye’nin doğusunda Osmanlı’dan beri süregelen bir feodal yapı vardır. Bu yapı aşiretler, ağalar, şeyhler ve şıhlarla şekillenir. Doğudaki bu yaşam biçimi çağdaşlıktan ve demokrasi kültüründen uzaktır hatta kırsalda yaşayanlar bu kavramları hiç bilmez. Sosyal hukuk nizamı yerine aşiret ve töre kültürü günlük yaşamı biçimlendirir. Kan davaları ile toprak davaları bu kültürün sonuçlarıdır ve çağdaş hukuk yerine kin ve intikam hisleriyle keskinlik kazanmış bir hak alma, hak verme düzeni kendine bu kültürde yer bulmuştur. Hakkı alan da veren de aşirettir; toprak ağası, köy ağası, kaçak ağası ve son otuz yıldır bizi hiç terk etmeyen terör ağaları gibi sıkça kullanılan bu unvanlar kişilerin kendi alanında otorite olduğunu gösterir. Doğudaki kırsalımız orta çağ görünümündedir; birbirinden uzak köy ve mezralar, şehirlere uzak ve bir dağın başına atılmış gibi duran çarpık yerleşimler ve bu yerleşim birimlerindeki alt yapı ve iletişim eksikliği insanları toplum düzeninden uzaklaştırır. Burada ayrı bir dünya vardır ve bu dünyada çağdaş yaşamdan ayrı kurallar, ayrı idare, ayrı hukuk, ayrı yargı hüküm sürer. Bu ayrı dünyada toplum düzenini şekillendiren aşiretler içe dönük kapalı topluluklardır ve kendilerine özgü bir yönetim biçimi geliştirmişlerdir. Bölge kırsalında yaşayan halkımızın bu yönetim içerisinde kendisine yaşam hakkı bulabilmesi olanaksızdır tıpkı patron-işçi ilişkisinde olduğu gibi; ağalık sistemi dışında kalan bireyler hiçbir hak ve hukuka sahip olmayan işçiler gibidir. Cehalet, yoksulluk, işsizlik ve aşırı nüfus bu gurup içerisinde yaygındır. 90’lı yıllarda terörden kaynaklı göçler bu olumsuzlukları daha da ağırlaştırmıştır. Çağdaş demokrasilerde böylesi bir çağ dışı yapı olamaz çünkü bu yapı içerisinde bireylerin temel hak ve özgürlüklerinden bahsedebilmek mümkün değildir. Haklar ağaların elinde, özgürlüklerin kullanımı da ağaların izin verdiği ölçüdedir. İşte dağa çıkış bu tablo içerisinde gerçekleşir. Bu tablo içerisinde çocuğun adı yoktur, sözü de varlığı da yoktur. Hele ki bu çocuk kız çocuğu ise, hak ve özgürlüğü, özgür iradesiyle ortaya koyacağı bir davranış biçimi hiç yoktur.

Dağa çıkış

Böylesi bir yapıda kişilik bulmayan çocuklar ve genç kızlar dağa çıkar ama hain olmak için değil, devlete karşı gelmek için değil, Türkiye’yi parçalamak bölmek için değil, sadece ve sadece yaşadığı sosyal baskıdan kurtulup özgür olmak için. 1999 yılında Van Erçiş’te köyün üç güzel kızı dağa çıkarken yakalandı ve soruldu neden, diye. Alınan cevap kısa ve netti; özgür olmak için. Artık öylesi bir duruma gelindi ki, televizyon aracılığıyla özgürlüğün ne demek olduğuna tanık olan kızlar sevdiği erkeğe verilmezse dağa çıkar oldu, çeşme sohbetlerine izin verilmezse dağa çıkar oldu, okula gönderilmezse dağa çıkar oldu, bu nasıl bir trajedi görebiliyor musunuz? Kız çocukları bir yana, bir de erkeği vardır bu trajedinin. Daha çocuk yaştakiler iş bulmak için, adam yerine konmak için, kan davasından kaçmak için, daha iyi bir yaşam bulmayı umut ettiği için, ağalarının sözünü dinlediği ya da dinlemediği için dağa çıkar oldu bizim ülkemizde. Daha çok nedenleri vardır dağa çıkışın; yarı cahil yetişen bir gençlik topluma uyum sağlayamadığı için, özgüveni olmayan bir gençlik kimlik bulabilmek için, cahil olan gençlik örgütün siyasi propagandalarına kandığı için dağa çıkar. Bir de önlenemeyen kaçırılma olayları vardır; örgüt tarafından yaşları 8 ila 12 arasında değişen binlerce çocuk kaçırılmıştır ve iradesi dışında terörist yapılmıştır. DGM kayıtlarına göre 84-99 arası PKK terör örgütü tarafından kaçırılan çocuk sayısı 3.165’tir. Aslında yetkili makamların üzerinde durup çare bulması gereken bu dramatik olaylar, oğlu örgüt tarafından kaçırılmış Süleyman Soğan isimli bir vatandaşımız tarafından, 10 Eylül 2008 tarihinde BM organizesinde düzenlenen “Terör Mağdurları Sempozyumu”nda dile getirilmiştir. Toplantıda konuşan Süleyman Soğan, “çocuğumu kaçıran PKK’lılar oğlumun artık örgütün malı olduğunu’ söylediler” diyerek uluslararası kuruluşlara PKK’nın çocuk kaçırma eylemlerine yönelik “acil yardım” çağrısında bulunmuştur. Süleyman Soğan toplantıda yaptığı konuşmada terör örgütünün adam kaçırma, haraç toplama, insan ticareti, uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama, silah ticareti, sahtecilik gibi organize suç eylemleriyle ayakta kalmaya çalıştığını anlatmış ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den yüzlerce çocuğun PKK tarafından kaçırıldığını açıkça ifade etmiştir. Sonuçta bu trajik tabloya bir bütünlük içerisinde bakıldığında dağa çıkışın tek ortak nedeni görülür; çaresizlik, umutsuzluktan doğan bir çaresizlik. İşte bu çağ dışı yapı ile işbirliği yapan siyaset ile bu yapının olumsuzluklarını gerek şahsi gerekse başka ülkelerin çıkarları için kullanan örgütün sözde lider kadrosu bunalımdaki gençliğe dağa çıkış için tüm kapıları aralar. Dolayısıyla gerçekle yüzleşmek isteyen bir Türkiye terörün nedeni olarak, bir yanda oy alıp iktidar olmak isteyen beceriksiz bir siyaseti, öte yanda insanların çaresizliğini ölüme dönüştüren hainliği yüreğine vurmuş bir avuç sözde lider kadroyu karşısında bulur.

Dağ yaşamı

Dağa çıkanlar bir insandır ister kız olsun ister erkek, ister çocuk olsun ister genç, neticede bir insandır ve bizim insanımızdır. Bu insan dağa çıktıktan ya da çıkarıldıktan sonra öylesi bir muameleye maruz bırakılır ki, çok kısa sürede insanlığını yitirir ve bir robota dönüşür, akıl ve mantığı olmayan bir robot. Terörün ağaları olan Osman Öcalan gibi, Karayılan gibi, Bayık gibi kumanda merkezlerinde görevli olanlar dağa çıkanların hemen kimliklerini toplar, resim, defter, çanta gibi geçmişlerine ait ne varsa üzerlerinden alır ve geçmişin anılarını hafızalarından siler atar. Dağa çıkanlara bir kod adı verilerek yeni bir kimlik yaratılır. Bu yeni kimlikle yeni bir varlığa bürünenler yoğun bir eğitime alınır, en aydın dediğimiz insanların dahi anlamakta zorluk çekeceği felsefi konular uzun cümlelerle anlatılır, yazdırılır ve ezberletilir. Bu eğitim sonucu dağa çıkanın belki de ömründe hiç tanışmadığı felsefi kavramlar sürekli beynini kurcalar, hafızasını zayıflatır, düşünme ve muhakeme yeteneğini ortadan kaldırır. Bu şekliyle kuramsal bir robot haline dönüşen dağdakiler öz duygularını kaybeder ve insanlık değerlerini yitirir. Bu değerlerin yerini terör kavramları almış ve öz düşünce yaratmak yeteneği artık yok olmuştur. Düşünce fonksiyonlarında bu kuramsallık çizgisi yakalandıktan sonra şeklen insan ama beyin işlevi olarak robota dönüşmüş olanların eline bir silah verilerek uygulamalı eğitime geçilir. Bu eğitimin ilk adımı silahın tetiğini, bombanın pimini çekmekle atılır. Amaç; bu robotlara suç işletmek ve zaten dar bir alana sıkışmış olan beynin işlev alanını daha da daraltmaktır. Tetiği çekmekle başlayan eğitimler insan öldürmek için yapılan eylemlere dönüşür, öldürmekle başlayan suçluluk psikozu kuramsal robotları eylemsel robota dönüştürür ve bir daha bu durumdan kendini kurtaramaz. Bu trajedimizin bir yönüdür, diğer yönüyle bakıldığında ise eylem yapan robot insan öldürmeye alıştırılır; insan öldürmek, can almak, işkence yapmak, vahşilik, canilik, katliam, dehşet ve şiddet gibi kavramlar robot teröristin tüm benliğini sarar ve bu özellikler artık bedeninin bir parçası haline dönüşür. Bu aşamadan sonra karşımızda kuramsal ve eylemsel terörist vardır; ölümü bilmeyen ama öldüren, acıyı bilmeyen ama acı çektirmekten vahşi bir zevk alan, kurşunu atan ama gelecek bir kurşunun canını alabileceğini kavrayamayan bir robot. İşte dağdaki hedef olan terörist budur; görünüşte insan olan ama insana özgü duyguları taşımayan, beyni olan ama programlananın dışında bir işlevi olmayan bir robot. Şehit ettiği insanlara işkence yapan, şehidin yanında halay çeken, yanındaki robotlar yedikleri mermi ile bir bir düştükleri halde gelen merminin üzerine düşünmeden giden bu varlıklar hakkında başka ne söylenebilir ki? Elbet hepsi, robot da olsa insan da olsa, hak ettikleri cezayı er geç bulacaktır ama asıl sorumlu robotlar mı yoksa insanı robota dönüştürenler mi, bu soruya cevap bulunmalıdır.

Hedef sözde liderler

Dağa çıkmak bireysel ya da toplumsal sorunları çözmek için çare değildir, olamaz, anlatmak gerekiyor bunu. Dağdan iniş ise kolay, her zaman çare bulunabilir ama asıl sorun; dağdan indirmek değil dağa çıkışı durdurabilmek için çözüm üretmektir, zor olanı da budur. Bu çıkış durdurulmadan ya da çıkışa giden yollar kapatılmadan dağdan inişi sağlamak çözüm değil, yeni sorunların başlangıcı olacaktır. Türkiye öyle bir açmaza girecektir ki toplumun huzur ve güvenliği eşi görülmedik bir biçimde riske atılmış olacaktır; bir yanda dağa çıkanlar ve dağdan inenler, diğer yanda dağda kalanlar. İnenler; hasta ruhlu, işsiz, mesleksiz ve yoksul oldukları için toplum düzenini bozacak, çıkanlar ise yeni çatışmaların habercisi olacaktır. Dağda kalan eskiler ise, bir yanda yeni gelenleri ölüme hazırlayacak, diğer yanda dağa çıkışı teşvik edecektir. Kısa vadeli bir çözüm ufukta görülmemektedir. Bununla birlikte, bir yanda ulusal bir siyaset ortaya çıkıp yüzyıllardır çözüm bekleyen temel sorunları aşmak için bir stratejik plan ortaya koyabilirse ve diğer yanda, dağdaki robotları idare eden örgütün sözde lider kadrosu çok kısa bir süre içerisinde etkisiz hale getirilip hak ettikleri cezalara çarptırılırsa eğer, Türkiye yeni bir ufka pencere açabilecektir.

Çare ulusal bir siyaset

Dağa çıkışı hazırlayan nedenler ülkemizin sorunudur ve çözümü şarttır. Bu sorunlar çözülmeden, doğuda demokratik sosyal hukuk nizamı yaygınlaştırılmadan, feodal zincirler kırılmadan ve insanı insanca yaşatmadan dağa çıkışa çare bulunması olası değildir. Dağdan inişe gelince, her zaman için bir çözümü vardır, bir seferberlik anlayışı ile ortaya konulacak reformlar inişi sağlayabilir ve inenler kazanılabilir. Hastane- hapishane-meslek edindirme gibi model üzerinde çalışılarak kalıcı çözümler üretilebilir. Ancak her iki halde de örgütün sözde lider kadrosunun etkisiz hale getirilmesi şarttır çünkü bunlar dağdaki robotların umududur, örgüte siyaset üretenlerin umududur, örgüt üzerinden siyaset yapanların umududur, insanların çaresizliğini siyasete ve paraya tahvil edenlerin umududur. Bu umudun kırılabilmesi için adına sözde lider kadro dedikleri, Karayılan gibi Bayık gibi, kumanda merkezlerinin yok edilmesi şarttır. Otuz yılda otuz bin terörist etkisiz hale getirilmiş ama Bayıklar, Karayılanlar hala ölmemiştir. Doğuda sosyal dokuyu çağdaş demokratik sosyal bir hukuk düzenine dönüştürecek reformist bir hareket, sözde lider kadroyu da etkisiz hale getirerek hem dağa çıkışı durdurabilir, hem dağdan inişin önünü açabilir hem de Türkiye’yi yıllardır özlemini çektiği huzur ve güvenliğe kavuşturabilir. Yıllardır “mücadelemiz kararlılıkla sürecek” diyerek çare ve çözüm üretemeyen siyaset yapıcıları artık ulusal bir strateji ekseninde çarenin de çözümün de içimizde olduğunu artık anlamalıdır.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler