Kapat

Son Haberler

A+ A-

Daha "Yeni Dünya Düzeni"

Uzun zaman önce ortaya çıkan "Yeni Dünya Düzeni" tanımı günümüzde bir anlam kayması yaşıyor. Toplumsal gruplar ve uluslararası ilişkilerde yeni bir sürecin başlangıcı olarak kabul gören yeni dönemde savaş ve savaş tehdidi olağan bir durum haline dönüşürken, savaş ve çatışmalar olağan bir durum olarak öne çıkıyor.
Yayınlanma tarihi: 22 Eylül 2008 Pazartesi, 14:51

Çok uzun zaman önce ortaya çıkan “Yeni Dünya Düzeni” tanımı günümüzde bir anlam kayması yaşamaktadır. Toplumsal gruplar ve uluslararası ilişkilerde yeni bir sürecin başlangıcı olarak kabul edebileceğimiz yeni dönemde savaş ve savaş tehdidi olağan bir durum haline dönüşmektedir. Bu yeni dönemde meydana gelen olayların çok çeşitli açıklamaları olmasına rağmen en belirleyici olanı savaşların ve savaş tehditlerinin her an hissedilmesidir.

Tek kutuplu dünya düzeni oluştuktan sonra ortaya çıkan konjonktürde, etnik ya da dini farklılıkları bulunan grupların kendinden olmayanları farklı ve öteki olarak görmesi sonucunda oluşan şiddet, terörizm veya çatışma halleri bulunmaktaydı. Ancak bu çatışma ve çatıştırma hali olayların içerisine yavaş yavaş devletleri de çekmeye başlamıştır. Balkanlardaki etnik çatışmalarla başlayan bu yeni dönem devletlerarası savaşa dönüşmüştür. Aynı şekilde Raunda-Tanzanya savaşı da benzer şekilde başlamış, Irak krizi de sonuç olarak ortaya büyük ve kanlı bir savaş çıkarmıştır. Bu örnekleri kolayca çoğaltmak mümkündür. Ancak bu, savaşa dönüşen gruplar arası çatışmaların arkasında hangi bölge dışı güçlerin olduğu bugüne kadar tahminlerden öteye gitmiyordu. Çünkü çoğu olayda birbirine düşman iki karşıt güç bulunamamıştı. Bugün için gelinen noktada ise bu soru anlamsız kalmıştır. Nitekim bugünlerde dünya kamuoyunu meşgul eden Gürcistan-Rusya Savaşı bu yeni dönemin en büyük örneğini oluşturmaktadır. Rusya Gürcistan’a hemen müdahale ederek eski parlak ve korkulan geçmişine geri dönüşün işaretlerini vermektedir. Bu müdahale aslında beklenen bir olayın icrasıdır. Çünkü ABD ve her şeye rağmen büyük krizlerde ABD’nin yardımcısı rolünden sıyrılamamış olan AB, Rusya’yı tartmaya çok önceden karar vermiş ve bu kararı uygulamaya başlamıştır. Balkanlardaki savaşta ve Afganistan’da, ABD Rusya’yı tam olarak oyuna dâhil etmese de dışarısında da bırakmamıştır. Ancak Irak Savaşı ve özellikle Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasıyla Rusya net olarak denenmiş, tartılmıştır. Ancak öncelikle iç meselelerini halletmeye yoğunlaşan Rusya, Gürcistan olayıyla küresel oyunda başrollerden birini almıştır. Avrupa kanalıyla Rusya’yı çevrelemeye çalışan ABD, böylece sınıra geldiğini anlamıştır.

Doğu Bloku

Eski Doğu Bloku ülkelerinden birçoğunu genişlemesine dâhil eden Avrupa Birliği, Gürcistan savaşında Sarkozy’e rağmen pasif ve birlik olmaktan çok uzak bir görüntü çizmiştir. Zaten bu ülkelerin sırasıyla NATO’ya dâhil edilmesi, söz konusu ülkelerin AB’den ziyade ABD ve NATO’nun güdümüne girmelerine neden olmuştur. Dolayısıyla NATO’dan bağımsız bir güvenlik ve savunma politikası oluşturmak isteyen AB, uzun zamandır uğraş verdiği ortak güvenlik ve savunma politikası oluşturma konusunda da yerinde saymaktadır. Askeri müdahaleden ziyade diplomasi ve insani yöntemleri tercih eden daha doğrusu askeri kapasitesi ancak o kadar olan Avrupa Birliği, ciddi bir oyuncu olarak görülmemektedir. AB Rusya’ya yaptırımlar konusunda bile ortak bir fikir ortaya koyamamıştır. Aynı şekilde Afrika ülkelerine yaptığı müdahalelerde de tam anlamıyla çuvallayan ve yaranın derinleşmesine neden olan AB, ciddi bir küresel güç olarak kabul edilmemekte hatta bir birlik olup olmadığı dahi sorgulanmaktadır. Çünkü her kriz döneminde AB içerisinde hiçbir şekilde ortak bir duruş sergilenememektedir. Bunun en belirgin örnekleri Irak işgali sırasında yaşanmıştır. İngiltere ve Polonya ABD’ye ciddi anlamda askeri destek verirken Fransa ve Almanya şiddetle karşı çıkmışlardır. Son Gürcistan Rusya savaşına AB’den gelen tepkilere bakarsak AB’nin yine birlikten çok parçalı bir yapı görüntüsü verdiği açıkça ortadadır.

Yeni pakt mı doğuyor?

Bu çok parçalı sesleri iki grupta toplamak mümkündür. Doğu Avrupa ve Baltık Devletleri (Polonya, Letonya, Estonya, Litvanya) ile İsveç ve İngiltere’nin oluşturduğu ilk grup sert tedbir ve yaptırımları savunmuştur. “NATO ile birlikte AB inisiyatif almalı ve AB’nin doğusuna yönelen Rus yayılmacılığı ve emperyalizmine karşı önlem almalı” demişlerdir. Bu grupta hâkim görüş Rusya’nın amacının etki alanları yaratarak kendi arka bahçesi olarak gördüğü yerlerde AB’nin etkili olmasını engellemektir. Almanya ve Fransa’nın başını çektiği ikinci grup ise Rusya’nın tepkisinin AB’ye değil ABD’ye yönelik olduğudur. Dolayısıyla AB ile Rusya’nın çözüm konusunda anlaşabileceğini düşünmektedirler. Ayrıca Rusya ile olan enerji mecburiyeti bazı devletleri daha ılımlı hareket etmeye de zorlamaktadır. Bu olayda açık ve net bir şekilde ortaya çıkan sonuç ise Avrupa Birliği’nin ulus devlet ile uluslar üstü yapılanmasının zıt düştüğü durumlarda ulus devlet ilkesinin ağır bastığıdır. Bu parçalı yapı ise hem kurumsal olarak AB’nin geleceğini tehdit etmekte hem de ciddiye alınmamasına neden olmaktadır. Ancak bu noktada “AB dış politikada tamamen başarısız olmuştur” da diyemeyiz. Zira her ne kadar çok hafif ifadeler kullanılsa da 1 Eylül’deki zirve toplantısında Rusya’ya karşı yaptırım ve tedbir kararları çıkmıştır. Bu kararın alınmasındaki temel sebep Rusya’nın AB dönem başkanı sıfatıyla imzalanan ateşkes antlaşmasına uymamasıdır. Kurumsal olarak bir tepki gösterilmiş ve çeşitli yaptırımlar uygulanacağından bahsedilmiştir.

Bu son savaşta net olarak ortaya çıkan durumdan sonra, Avrupa Birliği üyesi ülkeler dönüp kendilerine şu soruyu sormalılar: Avrupa Birliği bugün için nedir ve birliğe/bize gelecekte nasıl bir rol biçilmiştir? Bu sorunun cevabına göre ortak veya ayrı ayrı politikalar üretilmeli ve hedefe uygun adımlar atılmalıdır. Bu yeni dönemin gerçek manada da yeni başladığını düşünürsek ilerde bu tür durumların sıklıkla yaşanması kaçınılmazdır. Çünkü “şimdilik” öngörülen İran krizi, Polonya-Amerika antlaşması ve füze kalkanı krizi, Ukrayna’nın NATO’ya girme isteğinin yaratacağı krizlerin sadece uygun zamanı beklediği görülmektedir. Bütün bu muhtemel krizlerde AB ciddi bir oyuncu olarak yan rollerden kurtulmak için her şeyden önce adına uygun olarak gerçek anlamda birlik sağlamalıdır. Bütün üye, aday ve üye olmak isteyen devletler bu durumun muhakemesini yapmalı, AB’den ne beklediklerini ve gelecekte kendilerine ne rol biçildiğini belirlemelidirler. Aksi takdirde Türkiye’nin de büyük umutlar bağladığı Avrupa Birliği projesi, bugün Gürcistan-Rusya savaşında yaşadığı bölünmüşlüğün daha derinlerini yaşayacaktır.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler