Kapat

Son Haberler

A+ A-

Tapınaklar vadisinden ölüm tarlalarına

İstanbul'dan Tayland'ın başkenti Bangkok'a uçuş ve kuzeye doğru karayoluyla Kamboçya'ya aldığım bilet ile yola koyulduk. Beş-altı saat süreceğini sandığımız yolculuk, Tayland sınırını aştıktan sonra farklı bir zaman dilimini yaşar gibi yavaşladı.
Yayınlanma tarihi: 24 Eylül 2008 Çarşamba, 10:24

Sınırı geçince değiştirdiğimiz araç ve toprağa dönüşen asfalt yol, hedefimize ulaşmamızı geciktiren diğer unsurlarla ittifak kurdular: Toprak yolda öyle derin çukurlar var ki oturduğunuz koltuktan zıplayarak gerisin geri koltuğumuza düşüyoruz. Uyku yastığımı bu düşüşlerde bel fıtığımın nüksetmesinin önlemi olarak kullanmaya başladım. Geldiğimiz bir noktada dere yatağı üzerindeki köprü zemininin çelik levhalarının değiştirilmesi için beklenen iki saat ve iki tarafta oluşan uzun araç kuyruğu. Azalacağını umut ettiğimiz yoldaki çukurların ülke nüfusundan fazla olması ve hızlı gidemememiz hepimizi perişan etti. Neredeyse bir Fillandiyalı ile araçtan inip geçen bir motosiklet ile yola devam etmeyi düşündük. Mola verilen her yerde değişmemecesine iki saat yolunuz kaldı yalanı ile sabah altıda başladığımız 300 kilometrelik yolu akşam 21’de perişan bir şekilde bitirdik. İtiraf ediyorum ki hayatımın en kötü-eziyetli yolculuğuydu. Nihayet Siem Reap yani Angkor Wat’tayız. Angkor tapınakları Kamboçya ulusunun ruhu ve kalbidir, Kymerlerin terör ve soykırımından sonra da bu tapınaklar yeni hayatın kuruluşunda gurur ve esin kaynağı olmaya devam etmektedir. 12. yüzyıldan kalma Kral ikinci Suryavarman adına yapılmış ve günümüze kadar çok iyi koşullarda gelmiş görkemli bir tapınak kombinesidir. Önce Vişnu adına bir Hindu tapınağı olarak, daha sonraki dönemlerdeyse bir Budist tapınağı olarak kullanılmıştır. Çok geniş bir alan kaplayan tapınaklar bölgesinde Ankor Wat’ın dışında yine farklılığı ve görkemiyle Angor Thom, Ta Prohm, Pre Rup, Preah Khan, Terrece of Elephant adlarında muhteşem tapınaklar bulunmakta. Gönlünüzce gezebilmeniz için üç günlük kombine bilet almanız zaman kaybı olmayacaktır. Kara yoluyla Kamboçya’ya girişte yaşadığım eziyet nedeniyle, başkent Phnom Penh’e nehir(göl) yolu-tekne seçeneğini öğrenir öğrenmez biletimi aldım. Tonle Sap gölünde dört saatlik seyirlik, sürat motorlu bir yolculuk ile başkente bu kez rahat bir şekilde ulaştım.

Ölüm tarlaları

Bir başkentin “ölüm tarlaları” filmi ile hatırlanması ne kötü; beni tekneden alan ve hostelime yerleştiren motosikletli taksi ile şehir dışındaki katliamlardan toplanan iskeletlerin “ibretlik” müzesi Ölüm Tarlaları’na toz toprak yolları katederek vardık ve hüzünlü saygı duruşundan sonra hızla uzaklaşmak istedim bu katliam bölgesinden, bu kez başka ibretlik müzeye ulaştım. “Tuol Sleng” soykırım müzesine. Ülkenin en başarılı, saygın kişilerinin mezun olduğu “Lise”yi işkence merkezi haline getirerek bilim-eğitim ve insanlıktan intikam alan Pol Pot’un bu vahşiliği, acımasızlığını, müzenin duvarlarında sergilenen binlerce fotoğraf ve öyküyü göz yaşlarıma engel olmaya çalışmadan gönüllü tanığı olmaya bıraktım kendimi. Psikolojik olarak çökmüş halde hostelime döndüm. Bu atmosferi dağıtmak üzere güneşin Tonle Sap Gölü üzerindeki batışını elimdeki soğuk bira ile seyrederek, hayatın her şeye rağmen güzel olduğunu fısıldadım kendi kendime. “Bulutsuzluk Özlemi”nin o güzel şarkısına bıraktım kendimi “Ne olursa olsun yaşamaya mecbursun”. Bugün bütün zamanımı Royal Saray’ı, Bağımsızlık Anıtı ve Phnom Wat tapınağı, Müslüman azınlığa ait bir camiyi ve sokakları, çarşıları, lokantaları gezerek Kamboçya’ya bu seferlik yeter deyip, yarın Vietnam’a Ho Shi Min’e güneyinden girmek üzere acentelerden birine otobüs bileti almak için girdim. Çin tarafından desteklenen Kızıl Khmer ve Pol Pot yönetimi 1975-79 yılları arasında üç milyonu aşkın okumuş-meslek sahibi yurttaşını işkencelerle katletmiştir. Hem de ne uğruna; nüfusun tamamı köylü sınıfı olmalı, onlardan daha temiz ve yeni bir toplum oluşturmalı diyen gerici-hasta Pol Pot ideolojisiyle, geriye kalan tüm sınıfları ve okumuşları düşman kabul etmiş ve yok etmiştir. Yaşanan onca dramın ironik tarafı da Pol Pot’un kendisinin de Fransa’da Üniversite eğitimi almış ve Fransız Komünist Partisi üyesi olması. Bu katliamı, komşu Vietnam’ın Kamboçya’yı 1991’deki işgalinin sona erdirmesi ve bugüne kadar hiçbir Khmerlinin de yargılanamaması başka bir üzüntü kaynağı “insanlık” adına.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler