Kapat

Son Haberler

A+ A-

Bırakın çocuğu! Ayıptır...

Yüz yıl… Dile kolay… İki yıl sonra şair, mimar, komünist Nail V. Çakırhan 100 yaşına basacak. Bu yüzyılda koskoca bir ülkenin değil, dünyanın da tarihi yatıyor: Savaşlar, şiire biçilen cezalar, ayrılıklar, kavuşmalar, ödüller, düşler… O belki de Türkiye’nin en genç düşünce suçlusu… 15’inde hapislikten Atatürk’ün bir telefonuyla kurtuluyor…
Yayınlanma tarihi: 28 Eylül 2008 Pazar, 07:19

1930’da “1+1=Bir” adlı şiir kitabında ve 1930’lu, 40’lı yıllarda dergilerde çıkan şiirlerinde Nail V. imzasını kullanan, “Eski Tüfekler”in Nail Vahdeti adıyla andığı Nail Çakırhan 1910 Ula doğumlu. Edebiyata düşkünlüğü de polis sorgulamaları da çocuk yaşlarında başladı. 1925’te Konya Lisesi’ne yatılı geldiğinde Ahmet Hamdi (Tanpınar), Saadettin Nüzhet (Ergun) gibi hocaların öğrencisi oldu. Onuncu sınıfta “Kervan” adında bir dergi çıkardı. Bu dergide yayımladığı bir şiiri yüzünden 1927’de mahkemeye verildi, beraat etti. Lise sonda şiir bir kez daha başını derde soktu. Bu kez “Halka Doğru” dergisinde yayımlanan “Alev Yağmuru” şiiri yüzünden Konya Emniyeti’nde gözaltına alındı. Sorgulamalardan sonra emniyet müdürünün odasına alındı. O sırada Ankara’dan bir telefon geldi. Telefonun öteki ucundan verilen talimatı çok net olmasa da duydu: “Bırakın çocuğu! Ayıptır...” Bu talimatı veren Atatürk’tü. Oysa Atatürk’e hakaretten suçlanıyordu. Çakırhan ise “Ben bu şiirle Atatürk’ü değil, Muğla’daki ağaları benzetmiştim derebeylerine” diyordu. Atatürk biz gençler için müthiş bir deha, taptığımız bir insandı. Ona hakaret etmeyi düşünmem bile mümkün değildi.”

Nazım'la tartışma

Nâzım Hikmet çok beğendiği “Alev Yağmuru”nu “Hareket’ dergisinde yayımlatınca aynı şiir yüzünden bir kez de İstanbul’da yargılandı, temyizde beraat etti. Bu olay sayesinde Nâzım’la da tanışmış oldu. Basında çalışmaya Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlikle başladı. Şiirleri ise Resimli Ay’da yayımlanıyordu. 1930’da Nâzım Hikmet’le ortak kitapları “1+1=Bir”i çıkardılar. İki yıl sonra da “komünist teşkilatı kurmak”tan gözaltına alınıp, işkence gördüler. Bursa Cezaevi’nde iki buçuk yıl aynı koğuşta yattılar, 1934’te serbest bırakıldılar. Tahliyeden sonra yine basına döndü, Cumhuriyet ve Hayat Ansiklopedisi’nin düzeltmenliğini üstlendi. Ancak onun bütün merakı, ilgisi sosyalizmi öğrenmekti. Hem de uygulamanın yatağında, yani Sovyetler Birliği’nde. 1934’te Sovyetler Birliği’ndeydi artık. İlk işi komintern’le ilişki kurmak oldu. Moskova Doğu Halkları Üniversitesi’nde sosyalizm ve ekonomi dersleri aldı. Stalin, Tito, Hoşimin gibi önemli siyasetçileri gördü. Öğrenimi sürerken uygulamalara da katılmak amacıyla tekstil fabrikasında da çalıştı. Fabrikada ilk karısı Taisa’yla tanıştı.

Sekiz ay sonraydı. Dünya ikinci bir savaşın eşiğine gelmişti. Komintern, ülkesindeki yabancı sosyalistleri savaş karşıtı çalışmalar yapmaları için kendi ülkelerine gönderdi. Çakırhan da Türkiye’ye döndü. 1937 Nisan’ında veda ederlerken eşi Taisa hamileydi. Oğlunu yıllar sonra eşi Halet Çambel’in de çabalarıyla bulacak, baba-oğul gecikmiş bir sevginin, paylaşmanın tadına varacaktı.

Çakırhan’ı Türkiye’de ilk karşılayan yine polis oldu. Memleketi Ula’da sınırı pasaportsuz geçmekten tutuksuz yargılandı. 1938’de de Tan gazetesinde çalışmaya başladı.

Bir dönem kitapçılık yapan Çakırhan, Sorbonne mezunu arkeolog Profesör Halet Çambel’le bu yıllarda tanıştı. Çambel asistandı ve ailesi bu ilişkiye karşıydı. Gizlice evlendiler. Onlar artık hem eş hem de yol arkadaşıydılar. 1945’te Sertellerin çıkardığı “Görüşler”in dergi sekreteri oldu. İkinci sayı çıkamadan, 4 Aralık 1945’te Tan matbaası yakıldı. Bir yıl sonra bir kez daha tutuklandı. Bu kez nedenTürkiye Sosyalist Emekçi Partisi’nin kurucuları arasında yer almasıydı. Parti kapatılınca o da tutuklandı. Dört yıl yattıktan sonra 1950 affından yararlanarak serbest kaldı.

Üç hapishaneden mektuplar

Çakırhan-Çambel evliliği bu dört yıl boyunca mektuplarla sürdü. Çakırhan’ın Eylül 1947 Harbiye tarihli mektupla başlayan ve eve çıktığı Temmuz 1950 tarihli mektupla biten “Üç Hapishaneden Mektuplar Canım Halet’çiğim” adlı kitap insan ve mekân yönleriyle dönemin hapishanelerinde yaşanan dramları anlatan edebi bir belge; Nail Çakırhan Halet Çambel çiftini anlamak için de eşsiz bir kaynaktı. Bu mektuplar anı-kitap olarak 2002 yılında Türkiye Sosyal Tarih ve Araştırma Vakfı (TÜSTAV) tarafından basıldı.

Cezaevi aynı zamanda mücadelenin sürdüğü yerdi. Çakırhan ve arkadaşları Harbiye, Sultanahmet ve Aydın hapishanelerinde hem dayanıştılar, hem de politikalarını sürdürdüler. Cezaevi arkadaşları Türkiye’nin politikasına ve edebiyatına yön veren isimlerdi, Aziz Nesin, Esat Adil, Dr. Şefik Hüsnü, Dr. Hayk Açıkgöz… Dışarıda ise Mina Urgan ve Serterler, Halet Çambel’in en büyük destekçisi oldular. Elbette bir destek de yukarıda sözünü ettiğimiz mektuplardı. Bu mektuplarda cezaevindeki hayat da vardı ve dışarıya içerde neler olup bittiği Çakırhan’ın kalemiyle ulaşıyordu. “Hapishaneyi ve hapishane adamını tanımak-anlamak ne kadar güçse, onu anlatabilmek, tanıtabilmek belki ondan da daha güç” diye yazıyordu Çakırhan; “Hatta o hapishane adamı onu anlatmak isteyenin bizzat kendisi bile olsa.”... Hele aklıma koyduğum şekilde hiçbir yapmacık katmadan yazabilecek miyim”…

Harbin eşiğindeki Türkiye

Çakırhan, 1942 yılında Tan gazetesinde dünyadaki özellikle de Türkiye, Rusya ve Avrupa ülkelerindeki durumu değerlendiren imzasız dizi yazılar yazdı. “Harbin Eşiğindeki Türkiye” kitabında toplanan bu yazılar 2003 yılında gene TÜSTAV tarafından yayımlandı.

Araştırma ve deneyimin ürünü olan bu yazılar, onun okuru ne kadar ciddiye aldığının, Türkiye’nin durumuna ve geleceğine verdiği önemin de kanıtıydı.

Yakın tarihimizin titiz, güvenilir tanığı Nail Çakırhan, kuşkusuz bugün de bilinmesi gereken sosyo-politik, askeri değerlendirmelerinde dönemin bazı yazarlarını da eleştirmekten kaçınmadı. “Çete harbi/ileri gerilla mücadelesi bakımından şaheser örnekler veren Türk milli kurtuluş mücadelesini, saltanat idaresine karşı, ‘gayri resmi kıyam (ayaklanma)’ şeklinde mütalaa eden mürteci (gerici) bir zihniyetin artıklarıdır” diye yazdı “Bu ve buna benzer kasıtlı noktai nazar, temayül (eğilim) ve tecellileri (görüntüleri) milli benliği geniş ölçüde rencide eder (incitici) mahiyette olup, her fırsatta açığa vurulmaları milli bir borçtur”…

Kadın telakkisi

Değişik zamanlarda yazdığı şiir ve öyküleri Rasih Nuri İleri tarafından yayına hazırlandı, Kasım 1996’da, Scala Yayıncılık tarafından “Daha Çok Onlar Yaşamalıydı” adıyla basıldı. İleri, 1999’da hazırladığı genişletilmiş baskıya Çakırhan için yazılan birçok makaleyi de ekledi. Kitaptaki şiirler arasında en şaşırtıcısı aşağıda son bölümünü okuyacağınız 1931’da basılan “Kadın Telakkisi”. Şiirde çizdiği kadın Halet Çambel, “aile” hiç bozulmadan bugüne uzanan verimli beraberlikleriydi. Şaşırtıcı olan Çakırhan’nın bu şiiri Halet Çambel’le tanışmadan 1931’de yazması ve şiirin Haftalık Resimli Ay dergisinde basılmasıydı:

“.............

Ne ayal/ ne vebal.../ O benim:/ Kollarım, bacaklarım, dudaklarım,/ ve başımdır…/Yavrum, anam, öz kardeşim, karım,/ Hayat arkadaşımdır.

Ağa Han ödülü

Nail Çakırhan’ın mimarlığa yani yapı şiirini aramaya koyulması bir anda başladı. Halet Çambel’in kazı yaptığı Adana Karatepe’de müteahhitin kaçmasıyla avam projesini mimar Turgut Cansever’in yaptığı ilk açık hava müzesi inşaatı yarım kalınca, işi Çakırhan üstlenmek zorunda kaldı. Çelik kontrüksiyonun bir müzede kullanılması dünyada da bir ilkti. 1963’te Ankara’da, projesi yine Turgut Cansever’e ait olan Türk Tarih Kurumu binasını yaptı. 1970’te dinlenmek için yerleştiği Muğla Akyaka’da çocukluğundan beri soluduğu Ula yerel mimarisinin birikimiyle kendine bir ev yaptı. Geleneksel mimariden beslenen, doğayla bütünleşen küçük, zarif ve kullanışlı bu ev 1983’te, Çakırhan’a Ağa Han Uluslararası Mimarlık Ödülü’nü getirdi. Akademik çevrelerde kopan tartışmalara cevap olurcasına art arda siparişler geldi, Yücelen Otelini yaptı, Akyaka kısa sürede Çakırhan mimarisinin rengine büründü. Mimarlığı para için yapmayı sevmeyen Çakırhan ödülüyle Muğla’daki eski bir hanı kültürevi olarak restore etti. Letonia, Montana tatil köylerini, Datça’da Perili Köşk’ü tamamladı. Çakırhan’ın Ege yayınlarından 2005 yılında çıkan Türkçe/İngilizce “Yapı Sanatında Yarım Yüzyıl / Geleneksel Mimarinin Şiiri” kitabı bütün eserlerinin detaylı bilgilerini içeriyor.

Çakırhan büstü

Çakırhan, heykeltıraş Prof. Ferit Özşen’in yaptığı, Gökova Körfezi kıyısındaki Yücelen Oteli bahçesine, Çakırhan Konağı önüne dikilen büstünün açılışını 92 yaşında yaptı. Açılış’ta çalışmalarının en yakın tanığı Hamdi Yücel Gürsoy; “Nail Çakırhan paranın peşinde koşmadı. Bu büstün peşinde de koşmadı ama biz onun peşinden koşmalıyız” diyerek büstün altındaki satırları okudu: “Şair, Aydın, Yapı Sanatçısı. Türkiye’ye, Muğla’ya Akyaka’ya kattığı değerler ve güzelliklere şükranlarımızla.”

Çakırhan 98 yaşında

Nail Çakırhan yaşamı ve eserleriyle pek çok araştırmaya konu oldu. Nursel Duruel’in “Daha Çok Onlar Yaşamalıydı” kitabına verdiği yazıda çizdiği portre tam da Çakırhan’dır: “Çok sade, alçakgönüllü bir insan. Gülüşünde çocuk ışıltıları dolaşan Ulalı bir halk adamı... Evrensel bir aydın... Güzelliğe açık, herkese pay dağıtan bir şair mimar... Hayalleri, yaratma gücü, üretme arzusu hiç tükenmeyen 86 yaşında bir delikanlı”.

Nail Çakırhan 98 yaşın güçlükleriyle mücadele etse de aynı delikanlı. Siz bu satırları okurken sağlık kontrollerinin tamamlandığı Çapa İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Servisi’nden ayrılmış Muğla’da Hamdi Yücel Gürsoy’un Yücelen Hastanesi’nde istirahat ediyor olabilir. Türkiye’nin yakın tarihini öğrenmek isteyenler, bir ülke için taş taş üstüne bir taş daha koymanın, yaratmanın, sevmenin ama çok sevmenin, yol arkadaşlığının bilgeliğini kavramak isteyenler Nail V. Çakırhan’ın öyküsünde soluklanabilir, kendi şiirlerini yazabilirler… İnatla ve düşle...
Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler