Kapat

Son Haberler

A+ A-

Kiev'in üstünde Rus gölgesi

Rusya'nın 'çatışma sınırlarını' Gürcistan'da göstermesi, Ukrayna'da da bazı siyasilerin içlerine derin bir korku düşürdü. Coğrafi konumu nedeniyle Gürcistan'dan daha kritik bir öneme sahip olan Ukrayna'nın Moskova'ya karşı kozları oldukça sınırlı.
Yayınlanma tarihi: 29 Eylül 2008 Pazartesi, 16:00

SSCB’nin dağılmasıyla içine düştüğü bunalımları Putin’le aşarak, toparlanma sürecine giren Rusya uluslararası arenaya geri döndü. Rusya’nın dış politikadaki hedeflerinden en belirgin olanı, çok kutuplu dünyanın nüfuz sahibi büyük devletlerinden biri olarak, SSCB’den ayrılan ülkeler üzerindeki etkinliğini sağlamlaştırmaktır. Bu ülkelerin sınırları, Rusya’nın yeniden yaratmaya çalıştığı nüfuz alanının çizgilerini belirler. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi de bu politikanın aktif uygulamasıdır.

Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, ülkesinin beş dış politika hedefini açıkladığı konuşmasında, uluslararası hukukun prensiplerinin temel alındığı, çok kutuplu bir dünya düzeni içinde barışçıl politikalar gütmeyi amaçladıkları vurgusunu yapmıştı. “Rusya, her nerede olursa olsun vatandaşlarının yaşamlarını korumaya devam edecek”, Medvedev’in, dış politika hedeflerinden biri olarak sarf ettiği bu cümle, Güney Osetya ve Abhazya’ya gerçekleştirdiği askeri müdahaleyi meşrulaştırma çabası olarak görülebilir. Rusya savaş öncesinde Güney Osetya ve Abhazya’da çok sayıda Rus pasaportu dağıtarak bu bölgelere müdahalenin temellerini hazırlamıştı. Son yıllarda, Rusya’nın Ukrayna’da da pasaport dağıtıyor olması, “Ukrayna’nın da toprak bütünlüğüne müdahale edecek mi?” sorusunu akıllara getiriyor. Rusya, Ukrayna’nın sınırlarını uzun zaman önce tanıdığını vurgulamasına rağmen, pasaport dağıtımı meselesi, Rusya’nın özellikle seçimler vasıtasıyla Ukrayna siyasetine müdahale ediyor olması, Rus azınlık faaliyetlerine ve örgütlenmelere destek vermesi gibi davranışlarıyla beraber düşündüğümüzde şüphe uyandırıyor. Gürcistan’a, NATO üyesi olsa da kışkırtma durumunda saldırabileceğini dile getiren Rusya’nın, en az Gürcistan kadar NATO üyesi olmak isteyen Ukrayna için ne gibi planları var? Gürcistan’ın Güney Osetya ve Abhazya’ya saldırısına “11 Eylül’ümüz” yorumunu yaparken, Kırım’da oluşabilecek herhangi bir karışıklık durumunda olaya Ukrayna’nın “içişleri” anlayışıyla yaklaşabilecek midir? Kırım’la olan tarihi bağlarını öne sürerek bile müdahale nedenleri yaratabilecekken pasaport dağıtımı yapmakla işini sağlama aldığı izlenimi yaratarak şüphe uyandırmakta, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hakkındaki söylemleriyle ters düşmektedir.

Ukrayna’nın bağımsızlık kutlamalarının 17. yılında gönderilen mesajında da; "Rusya ve Ukrayna'nın asırlara dayanan, manevi, kültürel, tarihi bağlar, milli karakter ve örf-adetlerin benzerliği ile iki kardeş halkın duyguları iki ülkeyi birleştiriyor. İki ülkenin en önemli amacı bu değerleri kaybetmemek olmalı" vurgusunu yapan Rusya, bir şekilde Ukrayna’ya özüne dönmesi yönünde uyarıda bulunmuş olmaktadır.

Rusya'nın kozları

Ukrayna, jeopolitik konumunun sağladığı avantajla, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynaklarını Avrupa’ya ulaştıran hatların üzerinde bulunmaktadır. Kırım’daki Rus donanmasını barındıran limanıyla Rusya’nın Karadeniz’deki etkinlik alanını genişleten Ukrayna, Rusya için vazgeçilmez bir stratejik üs konumundadır. Bunun da ötesinde, Rusya’nın kendisinden uzaklaşmayı isteyen Ukrayna’ya karşı ciddi kozları bulunmaktadır.

Siyasi ve ekonomik yapısının zayıf ve kırılgan olması nedeniyle, Moskova yönetiminin Ukrayna üzerinde SSCB’den kalma ciddi bir etkisi olduğu söylenebilir. Tarihinden gelen bu avantajla Rusya, Ukrayna’nın her adımını kontrol altında tutabilmek için politikalarına yön verebileceği yönetimler yaratmayı amaçlamıştır. Bu nedenle de, seçim dönemlerinde Rus çıkarlarına uygun davranacak adaylara her türlü desteği sağlamaktadır. Rusya’nın desteğini alarak 2007 yılında Başbakan olan Yanukoviç ile Batı odaklı politikalarıyla bilinen Cumhurbaşkanı Yuşçenko arasında oluşan siyasi kriz parlamentoyu neredeyse işlemez hale getirmişti. Rusya, Ukrayna siyasetindeki etki alanını genişletmeyi amaçlarken, ülke ard arda gelen erken seçimlerle çalkalanmakta, istikrarsızlık ülkenin gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Rusya gibi bir ülkenin yanı başlarındaki varlığı bile politikacıları zaman zaman ideallerinden ödün vermeye zorlamaktadır. Örneğin, Rus-Gürcü savaşında Rusya karşıtlığıyla bilinen Turuncu Devrim’in liderlerinden Başbakan Timoşenko, Rusya’ya karşı gerekli pozisyonu almadığı gerekçesiyle devrimin diğer lideri Yuşçenko tarafından sert bir dille eleştirilmişti. Muhalefetin desteğiyle cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlayan yasanın parlamentodan çıkması bardağı taşıran son damla olmuş; Yuşçenko’nun partisi Bizim Ukrayna, koalisyondan çekildiğini açıklamıştır. Rusya, Turuncu Devrim liderlerinin bile arasına girecek kadar etkili bir duruş yaratmaktadır. Görülen o ki, son krizle birlikte Rusya bir kez daha beklediği fırsatı elde etmiştir.

Enerji kozu

Dünyanın en büyük doğalgaz ihracatçısı olan Rusya, yaptırım gücünün büyük bölümünü buradan alıyor. Yani Ukrayna’nın doğalgaz ihtiyacının yüzde 75’ini Rusya’dan alıyor olması, ülkedeki Rus baskısının bir diğer nedeni. Ülke çok kez fiyat anlaşmazlığı ve benzeri sorunlar üzerine gazın kesilmesiyle karşı karşıya kaldı. Bunun nedeninin sadece ekonomik olduğunu düşünmek mümkün değil. Kesintiler, aynı zamanda enerjinin koz olarak kullanılmasıdır. Nitekim enerji konusunda Rusya’ya olan bağımlılığı, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha ılımlı olduğu dönemlerde "ahbap fiyatı"ndan satın aldığı gaz için 2006 yılında dünya piyasalarındaki fiyattan ödeme yapmaya mecbur bırakmıştır. Anlaşmazlık, Rusya’nın Ukrayna’ya ve oradan da Avrupa’ya giden gaz vanasını kapaması ile sonuçlanmıştı. Düşündürücü olan, krizin tam da kışın tam ortasında Ukrayna’nın parlamento seçimleri öncesine denk gelmesidir. Seçimlerden Rusya’nın desteklediği adayın galip çıkması da, enerji konusunda tek enerji tedarikçisi olmasının Rusya’ya tanıdığı tartışmasız yaptırım gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Aslında, gazını Avrupa’ya dağıtabilmek için Rusya’nın da Ukrayna’ya ihtiyacı var. Çünkü Rusya, Avrupa’ya sattığı gazın yüzde 74’ünü Ukrayna toprakları üzerinden taşıyor. Yani özünde çift taraflı olan bu bağımlılığa rağmen Ukrayna bunu kendi lehine kullanamamaktadır. Zaten, Rusya’nın Baltık Denizi’nden Ukrayna ve Baltık ülkelerini devre dışı bırakarak Almanya’ya ulaşacak olan boru hattı projesi için çalışmalara başlaması Rusya'nın buna izin vermeyeceğini gösterir. Sonuç olarak, Rusya elden bırakmaya hiç niyetli olmadığı enerji kozunu her fırsatta kullanmaya devam edecektir.

Sivastopol kozu

Rusya-Ukrayna arasında 1997’de imzalanan anlaşmaya göre, Rus donanması 2017'ye kadar Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Sivastopol limanında kalacak. Rusya’nın doğal bir sığınaktan yoksun kıyıları, 517 adet duraklama yerine ve yaklaşık 300 adet gemiye sahip Kırım Yarımadası’nda bulunan Karadeniz filosunu kaldıracak durumda değil. Jeopolitik olarak, Moskova'ya Ukrayna'nın deniz üzerinden yapılacak her türlü faaliyetini kontrol etme olanağı vermektedir. Aynı zamanda, bölge halkı üzerinde Rus taraftarı etki yaratarak, Kırım ve Sivastopol'deki siyasi durumu yönlendirme olanağı sunmaktadır. Tıpkı 2008 Mayıs’ında Ukrayna Komünist Partisi’nin liderliğinde Rus filosunun varlığının devamını destekleyen bir imza kampanyası başlatılmasında olduğu gibi. Bunlardan başka, Karadeniz filosu sayesinde sağlayacağı kontrol, Ukrayna’da benzer üsler kurabilmenin yolunu açacaktır. Filo Karadeniz dışında da etkili olma fırsatını yakalayacak ve Kırım’daki askeri üsler Rusya’nın eline Karadeniz bölgesi boyunca gelişmelere dahil olmasını sağlayacak önemli ve stratejik araçlar verecektir. Böylelikle, Rusya’nın Kırım’daki eli, Karadeniz üzerinde kontrol sağlama jeostratejik hedefleriyle tamamıyla örtüşmektedir.

Ukrayna’da, SSCB’den ayrılan bir ülke olarak bu nüfuz alanı içinde olmayı reddedenler bugün çoğunlukta. İktidar, kaçış noktasına yaklaştırabilecek her adımı atmaya devam etmekte böylelikle Rus etkisinden kurtulmaya kararlı olduğunu her fırsatta ortaya koymaktadır. Turuncu Devrim liderleri olan Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko ve Başbakan Yulia Timoşenko yönlerini kaçış yolu olarak gördükleri Batı’ya dönmüş, NATO’yu dış politika hedeflerinin arasına almışlardır. NATO ise üye ülkelerin toprakları üzerindeki üye olmayan bir devletin üssünü yasaklıyor. Bu yüzden de Ukrayna hükümeti, NATO’ya üyeliğin önündeki en büyük engel olarak görülen Rus filosunun Sivastopol limanındaki varlığının koşullarını belirleyen anlaşmanın süresini uzatma yanlısı değil. Rus-Gürcü savaşında Sivastopol limanındaki gemilerin kullanılması, Rus filosundan duyulan rahatsızlığı bir kez daha hatırlatma fırsatı sundu. Devlet Başkanlığı’nın hazırladığı kararname, Rus savaş gemi ve uçaklarının Kırım'daki Sivastopol limanına dönmek ya da buradan ayrılmak için en az 72 saat önce Ukrayna askerlerini uyarması ve askerlerden onay alması gerektiğini duyurdu. Ancak Rusya’dan gelen “Rus filosunun nasıl hareket edeceğine Rusya karar verir” cevabından sonra Ukrayna daha ileriye gidememiştir. Dahası Ukrayna ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma, Gürcistan’a yapılacak herhangi bir askeri müdahalede Ukrayna topraklarının kullanılmasını yasaklamasına rağmen bu konuda da herhangi bir şey yapılamamıştır.

Nüfus ve Kırım

Ukrayna’nın en büyük endişesi, “hediye” olmasından dolayı çeşitli sebeplerle Kırım’ın verildiği gibi geri alınabilmesidir. Nitekim, tarih boyunca pek çok milleti üzerinde barındıran Kırım Yarımadası, 1954’te dönemin SSCB lideri Nikita Kruşçev tarafından bir jestle Ukrayna’ya “hediye” edilmişti. Ukrayna nüfusunun yüzde 77,8’ini Ukraynalılar, yüzde 17,3’ünü Ruslar (8 milyon) ve yüzde 0,5’ini Kırım Tatarları oluşturmaktayken; Kırım nüfusunun, yüzde 60’ını Ruslar ve yüzde 23’ünü Ukraynalılar oluşturmaktadır. Kırım’daki bu Rus çoğunluğu Rusya’nın gerekli gördüğünde ülkeye müdahalesini kolaylaştırmaktadır. Gürcistan’ın savaşından gerekli dersi aldığını gösteren Ukrayna hükümeti, Kırım’daki Rus Konsolosluğu’na gönderdiği notayla, Rusya’nın Kırım’da ne kadar Rus pasaportu dağıttığının bildirilmesini istedi. Güney Osetya’ya vatandaşlarını korumak için müdahale ettiğini açıklaması bakımından Rusya’nın Kırım’da pasaport dağıtması ile Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü tanıdığını vurgulaması arasında çelişki var. Fakat, Rusya ikinci bir savaşa girmeyecek gibi görünmektedir. Çünkü, Ukrayna Avrupa’nın tampon bölge olarak gördüğü bir ülke ve AB, Rusya ile sınır komşusu olmak istemeyecektir. Ukrayna’ya karşı açacağı savaşın çok daha büyük tepki ve yaptırımları beraberinde getirme riski yüksek. Buna ek olarak, pasaport kozu Rusya’nın her daim elinde tutmak isteyeceği türden bir koz olması sebebiyle, askeri müdahale çözümünün dışında, çok çeşitli siyasi müdahale imkanına eşlik edebilecek bir avantajdır. Yani, problemlerin çözümünde diplomatik yolları zorlarken de kullanılması mümkün olacaktır.

Ukrayna'nın tutumu

Tüm bu kozlarını kullanarak Ukrayna’ya korku salan Rusya, bu ülke için yalnızca dıştan değil içten de tehdit oluşturabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Zira Ukrayna da Kırım’daki Rus çoğunluğun muhalefetinden rahatsız olmaktadır. Örneğin, içinde çoğunlukla Rusların yer aldığı Kırım Özerk Cumhuriyeti Meclisi, Ukrayna’yı Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımaya çağırdı. Rus milliyetçiliğinin öne çıktığı sivil toplum kuruluşları da boş durmayarak, faaliyetleriyle ortak tepki verme yönünde halka öncülük ediyorlar. Hükümet buradaki okullarda Ukraynaca ders saatlerinin arttırılması ve Ukrayna kimliğini vurgulayan tarihi ve kültürel anıtlar, etkinlikler ve benzeri yöntemlerle karşıtlığı azaltmaya yönelik uzun vadeye yayılan bir politika izlemeye çalışmaktadır.

Rusya açısından Ukrayna’da Rus Ortodoks Patrikhanesi’nin egemenliği altında etkinliğini sürdürecek bir kilise Ukrayna’nın Rusya ile bağlarını koparmasında en önemli engel olacaktır. Açıkçası Rusya Ortodoksluğu, Ortodoks dünyası üzerinde nüfuz oluşturmanın aracı olarak kullanmak istiyor. Dinin siyasetle olan bağlantısı nedeniyle, Ukrayna din konusunda bile Rusya ile birlik içinde olmak istememekte ve kiliselerini Rus Ortodoks Patrikhanesi etkisinden kurtarmak çabası göstermektedir. Rus Ortodoks Patrikhanesi’nin Kiev Patrikhanesi’ni tanımayacağını açıklamasına rağmen Ukrayna, kendi kilisesini kurma çalışmalarını hızlandırdı. Ancak, buna karşılık Kırım Rusları, vatanlarını ve dinlerini Rusya’dan ayrı görmediklerini 2004 seçimlerinde Yanukoviç’e verdikleri oylarla göstermiş oldular.

Sonuç olarak, Rusya Gürcistanla yaptığı savaşta uluslararası arenada bölgenin hakim gücü olma niyetini sert bir dille Batı’nın yüzüne bir kez daha çarpmıştır. Rusya’nın arka bahçesini temizlemeye Gürcistan’dan başlamasıyla, Gürcistan gibi devrim deneyimi yaşayan ve Batı’nın Rusya’yla arasındaki tampon bölge olarak gördüğü Ukrayna’daki uyarı çanlarının sesi yükselmiştir. Yaşanan gelişmeler, Batı’yı ve Ukrayna’nın kendisini, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı koruyabilmenin yollarını aramaya itmiştir. Ukrayna, Rus etkisinden bir adım daha uzaklaşmak için bile olsa her fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır. Ancak, ülke özellikle coğrafi konumu itibariyle Rusya ve Batı’nın çatışan çıkarlarının ortasında kalmaya devam edecektir. Devlet Başkanı Dmitri Medvedev tek kutuplu dünya düzenin yıkıldığını ilan ederken, ABD’nin hegemon etiketini korumayı amaçlayan hedeflerinin Rusya’nınkilerle çatışması kaçınılmaz bir hal almıştır. Daha da önemlisi Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığı daha uzun süre Rusya’yı NATO ve Avrupa’nın olası yaptırımlarından koruyacak gibi görünmektedir.

Türkiye ise, Kırım üzerinden yaratılacak olası Rus-Ukrayna krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olacaktır. Rus enerjisine olan bağımlılık gerçeği ile bir NATO ülkesi ve ABD’nin stratejik müttefiki olmanın uyguladığı baskıyı tam üzerinde hissedecektir. Jeopolitik konumunun avantajlarını en iyi şekilde değerlendirmeli, ciddiyetle izleyeceği hassas bir denge politikası yararına olacaktır.

(Kevser Eroğlu: TUSAM Rusya-Ukrayna Araştırmaları Masası)

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler