Kapat

Son Haberler

A+ A-

Teröre siyasi çözüm olmaz

Bölücü terörün siyasi pazarlıklarla, af çıkararak çözülemeyeceği, herkes tarafından bilinmesine karşın Türkiye deneyerek yeniden öğrendi. Aflar işe yaramadı, kimse dağdan inmedi.
Yayınlanma tarihi: 29 Eylül 2008 Pazartesi, 16:49

Türkiye’de dağlar üzerinden siyaset yapma alışkanlığı belki de ilk kez Özal döneminde başladı. Üç beş çapulcu ve üç buçuk eşkıya nitelemesiyle dağlarda silahlı gezen insanların varlığından kamuoyunu haberdar eden Özal, bu tehdidi görmezden gelen ve önemsemeyen siyasetiyle de Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu PKK terör örgütü gerçeği ile karşı karşıya gelmesine neden oldu. 1991 Körfez Krizi sonrası dağları mesken tutan “üç beş çapulcu” Çekiç Güç’ün de desteğiyle öylesine mevzi kazandı ki, sonradan gelen koalisyon hükümetleri dağlarla mücadele etmekten dağ siyaseti yapmaya fırsat bulamadı. Şimdi ise gizlisi saklısı olmayan bir terör tehdidi ile karşı karşıya kaldık; kimin nerede olduğu ve ne yaptığı biliniyor ama siyasi zihniyet açık ve var olan tehditle mücadele etmek yerine, Özal döneminde olduğu gibi dağlarla siyaset yapmayı tercih ettiği için kötü giden talihi bir türlü değiştiremiyoruz. Siyasi tercihin bu yönde gelişmesi görmezden gelinen tehditleri daha da ağırlaştırıyor, büyütüyor, yakınlaştırıyor ve tehdit kılık değiştirerek siyaseti yönetir hale geliyor. Hal böyle olunca da Türkiye, elindeki tüm güçlü kozlara karşın, hızla bir çözümsüzlüğe doğru itiliyor hem de kendi eliyle. Peki, terörle mücadele adına dağlar üzerinden siyaset yapanlarla işbirlikçi dağdakilere karşı Türkiye’nin oynayabileceği bir satranç taşı hiç yok mudur?

Siyasi çözüm olmaz

Bugünkü siyasi zihniyet kendinden önceki hükümetlerin hiç de sahip olma fırsatı yakalayamadığı avantajlarla donatılarak iş başına gelmiştir. Şanslıdır, çünkü Türkiye’nin kaynaklarını ve enerjisini tüketen terör örgütü hakkında genel bilgiler vardır; finans kaynakları; yurt dışı destekleri ve yöntemleri yaklaşık olarak bilinmektedir. Şanslıdır, çünkü Türk milletinin güvenoyunu alarak tek başına iktidara gelmiştir; teröre karşı etkin tedbirleri almak ve kararlılıkla uygulamak için engelleyici bir faktörle karşılaşmak şöyle dursun, terörü yok etmek için her yeteneğe sahiptir. Şanslıdır, çünkü terör ve terörist tehdidi olabileceği en az düzeye indirgenmiştir; önceki hükümetlerin kararlı mücadeleleri sonucu terör örgütünün direnci kırılmış ve örgüt yok olma noktasına getirildiği bir dönemde iktidarı almıştır.

Böylesi olanaklarla iş başı yapan bir iktidar döneminde terör sorununun kısa sürede kökten çözülmüş olması gerekirken bugün Türkiye’de terör siyasal zemine çekilmiş olup üstelik mevcut tehdit de artarak devam etmektedir. Türkiye hak etmediği bu durumla, siyasi irade teröre karşı radikal çözümler üretmediği için karşı karşıya kalmıştır. Teröre siyasi çözüm fikri Türk siyasetinde kendiliğinden ortaya çıkmış alternatif bir mücadele şekli değildir. Bu taktik, ABD’nin Türkiye’ye çözüm olarak sunduğu ve siyasi iradenin de benimsediği stratejik bir hamledir. Temelinde PKK terör örgütünü “Barzanileştirmek” ve ayrılıkçı etnik hareketi siyasi zeminde Barzani eliyle yürütmek ana fikri yatmaktadır. Bu çizgide kurgulanan senaryoya göre, Barzani ayrılıkçı Kürt hareketinin lideri olacak, PKK adı ve eylemleri tarih sahnesinden silinecek ve Türkiye, Barzani ile ilişkiler geliştirip ABD’nin küresel projelerine hizmet edecektir. Geriye dönüp bakıldığında bu senaryonun işlediği görülmektedir; 5 Kasım 2007 Bush-Erdoğan görüşmesi sonucu başlatılan hava harekâtı sonrasında örgütten kaçanların ve yaralıların Barzani’ye sığınmış olduğu Genelkurmay Başkanlığınca açıkça bildirilmiş olmasına karşın siyasi irade bu terörist guruplara karşı harekete geçmemiştir. 5 Kasım sonrasında yürütülen terörle mücadelede PKK terör örgütü büyük darbe almıştır, doğrudur. Bununla birlikte Barzani’nin ayrılıkçı bölgesel lider olarak ortaya çıkmış olduğu da doğrudur. Dolayısıyla teröre karşı siyasi çözüm diyerek yola çıkanların PKK’nın “Barzanileştirilmesine” göz yumması, Türkiye’ye yönelik tehditleri ortadan kaldırmamış olup aksine beyaz olan tehdit grileşerek Türkiye’yi bir çözümsüzlüğe doğru sürüklemeye devam etmektedir.

ABD senaryosu hayaldir

Türkiye’deki siyaset aktörlerince ABD’ye bel bağlayıp Barzani liderliğinin kabulüyle PKK terör örgütünün sahneden çekileceği ve bu şekilde terör olaylarının bitirileceği düşünülüyorsa eğer, tarihsel bir yanılgıya düşüleceğini şimdiden ve açıkça söylemek isteriz. Çünkü tehdit ile tehdidi destekleyenler iç içedir. PKK terör örgütünün bugünkü hale gelmesindeki ABD’nin 91 Körfez harekâtında oynadığı rolü kimse yadsıyamaz. 2003 savaşı sonrasında Irak’ın kuzeyinde bu örgüte geniş hareket serbestisi olanağını verenin de ABD olduğu gerçeğini kimse gizleyemez. Bununla birlikte, Öcalan’ı Türkiye’ye idam edilmemek koşuluyla teslim ederek ayrılıkçı etnik harekete alternatif lider yaratan ve terörün Türkiye’de siyasi zemine çekilmesine ortam hazırlayanın da ABD olmadığını kimse söyleyemez, çünkü yaşadıklarımız tanığımızdır.

Dolayısıyla, tehdidi yaratan güçle bir olup tehdide çözüm aramanın, Sayın Büyükanıt’ın deyişle, başını kuma gömen yaratığa benzemekle aynı anlama geldiğini söylemek haksız bir yaklaşım olmayacaktır. Öte yandan, PKK terör örgütü artık yerel bir örgüt olmanın çok ötesinde Avrupa’da bir siyasi cephe teşkilatına, 500 milyon Avroluk bir finansmana, Türkiye karşıtlığı geliştiren ülkelerin desteğine ve dağa çıkış süreci durdurulmadığı için göz ardı edilmeyecek bir eleman potansiyeline sahip bir yapıya kavuşmuştur. Örgütün sahip olduğu bu dinamikler etkisiz hale getirilmeden, Türkiye’nin “dağdaki son teröristi de yok etmek” hedefine erişebilmesi oldukça zor görülmektedir. Ayrıca teröre karşı ulusal bir strateji ortaya konulamadığı için şiddet olaylarının DTP önderliğinde toplumsal hareketlere dönüşmesi, 92 Nevruz olayları gibi, teröristlerin kırsalda zora düştüğünde riski az sesi çok eylem hedefi durumundaki masum halka yönelmesi de güçlü olasılıklar arasındadır, tıpkı Güngören’de olduğu gibi. Tüm bu olumsuzlukları göz ardı eden siyasi zihniyetin önümüzde dönemde teröre hukuksal çözüm adı altında teröristlere af anlamına gelecek yeni yasal düzenlemelere kalkışması şaşırtıcı olmamalıdır.

Af çözüm değil

Gelin sizinle bir hesap yapalım, diyelim ki şu anki terörist sayısı beş bin olsun, milisleri hariç, cirit atıp yerde gezen sözde lider kadrosu hariç. Bu beş binden Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarında ekmek pişiren, erzak taşıyan, çatışmanın geri bölgesinde iş yapanların sayısı da bin olsun yani dağdakilerin dışındakiler. Geriye kalan dört bin de dağdakiler olsun yani otuz yıldır etkisiz hale getire getire bitirilemeyen dağdaki katil robotlar. Yine diyelim ki, bu dört bin kişi kendiliğinden silah bıraksın ve bugünkü siyasi zihniyetin ve de ABD’nin isteklerine uygun olarak yurda kesin dönüş yapsın. Bu kesin dönüş karşısında bizi yönetenler ne yapacağını biliyor mu yani bir hazırlıkları var mı, asıl şimdi bu soruya cevap bulmak gerekiyor. Biz onlar adına düşünelim ve olup biteceklere birlikte bir göz atalım. Her şeyden önce cezaevlerinin kapasitesi bunca katili kaldırmaz, yer bulmada epey zorlanacaklardır.

Diyelim dört duvar arasına koyacak yer buldular ama kesin dönüş yapması düşünülen teröristlerin kim olduğunu bilen var mı ve de nasıl yargılanacak bu katil robotlar? Yani kimin kim olduğu ve ne suç işlediği biliniyor mu açık açık? Biz bu soruya hayır diye cevap verebiliriz, çünkü bugün itibariyle yetkili makamların elinde teröristlerin açık kimliğine ilişkin bir liste vardır ancak örgüt arşivi elde olmadığı için doğruluk payı çok düşüktür. Ayrıca bu teröristlerin ne suç işlediğini de Türkiye’de bilen yoktur, çünkü terör olaylarının nerdeyse tamamı faili meçhuldür. Yeterli delil olmadığı için cumhuriyet savcılıkları gerekli hazırlık soruşturmasını yapamamış ve hepsi hakkında gıyabi tevkif müzekkeresi çıkaramamıştır. Açıkçası şu; bu katil robotlar yola mayın döşedi, karakola saldırdı, öğretmenimizi, polisimizi, askerimizi, vatandaşımızı öldürdü öldürmesine ama kimin kimi öldürdüğü tespit edilemediği için haklarında hukuken sağlam bir dosya düzenlememiştir. Bu ne anlama gelir biliyor musunuz; adalete teslim olacak teröristlerin büyük bir çoğunluğu ceza almadan kurtulacak ve toplum içine salıvermek durumunda kalınacak demektir. Kaldı ki ceza verilse dahi Türkiye’de etkin pişmanlık var, meşruten tahliye var, af var olduğu için durum, bu teröristler nasıl olsa bir gün hapisten çıkacak, girecek aramıza ve kardeş kardeş yaşayıp gideceğiz gibi görünüyor. Peki, böyle olsa dahi sorun çözülebilecek midir, hayır, aksine ağırlaştıracaktır, neden mi?

Hastane cezaevi modeli

Ergenekon sözde terör örgütü ile uğraşmaktan PKK terör örgütü ile ilgilenmek fırsatı bulamadıkları için biz yine bizi yönetenlerin yerine düşünmeye devam edelim ve kendimize soralım; ceza verdiler ya da vermediler, nasıl olsa bir gün bu katil robotlar cezaevinden çıkacak ve topluma karışacak, peki o zaman ne olacak? Zaten onlar yüzünden huzur ve güvenliğe hasret kalmış Türk toplumu bir de bu katil robotlarla nasıl bir arada yaşayacak? Yönetenler bunu hiç unutmamalıdır; bu dağdakilerin yılları insan öldürmekle geçti, insanlık değerlerini yitirdi birçoğu, hepsi ruh hastası, hepsi psikopat, hepsi tedaviye muhtaç, bunları tedavi edilmeden nasıl topluma salınacaktır? Üstelik bu katil robotlar işsiz, ekmek parası yok üstelik cahil, bizi yönetenler nasıl iş bulacaktır bunlara zaten var olan milyonlarca işsizin yanında?

Bulamayacaklar, tedavi edemeyecekler çünkü bunlar bir plan program işi, “hadi evinize dönün” demekle olmuyor, üç beş terörist teslim olunca, “işte başardık, dağdan indirdik”, demekle sorun çözülmüyor, bilmemiz gerek bunu. Hastane hapishane meslek edindirme gibi üçlü fonksiyon görecek eğitim ve sağlık kompleksleri yapmamız gerek, ama nerde bizde öylesi bir siyaset, tüm bunları düşünecek ve yapacak, kendine hizmet varken halka neden hizmet edilsin ki? Peki, ne olacak o zaman bunlar? Çare hazır; yine terörist, yine katil robot olacaklar ama sivil, dağda değil yerde gezen.

Nasıl mı? Hani kılık değiştirir gibi ad değiştiren bir parti var ya, yanına gidecekler iş bulmak için. Onlar da beraber yürümüş oldukları için aynı yollardan, iş verecekler ve başta açıklamaya çalıştığımız toplumsal hareketlerde ajan provokatör olarak kullanacaklar ne de olsa yetişmiş eleman üstelik maliyeti de yok gibi bir şey. Toplum ne hale gelecek o zaman; her gün olay, kadın çoluk çocuk önde, tahrip talan, devlete başkaldırı. Avrupalı dostlar boş mu duracak sanırlar, koşa koşa gelecekler ve “Türkiye sınıfta kaldı insan hakları dersinden, böyle olursa zor girersiniz AB’ye, ya dersinizi iyi çalışın ödevinizi günü gününe yapın, ya da AB’yi rüyanızda görürsünüz. Bizi dinlerseniz siyasi çözüm bulun, olsun bitsin bu iş!’’ diyecekler. İşte onların bu siyasi çözümünün anlamı; Anayasa, TBMM ve Türk Ordusu tarafından teminat altına alınmış olan Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün hedefe düşmesi demektir.

Siyaset çözümsüzlüğe gidiyor

Bugünkü siyasi zihniyetin terörle mücadele adına ortaya koyduğu ulusal bir stratejik planlama yoktur, bugüne kadar da böylesi bir planın varlığına ilişkin somut bir uygulama hayata geçirememiştir. Tek başına iktidar olan bir siyasi zihniyetin dağa çıkışı durdurmak için harekete geçmeyip dağdan indirmeye uğraşmasının terörle mücadele de ne önemi var, inenin yerine çıkacak çok sayıda insan olduğunu görmüyor mu? Dağdakileri dağa çıkaran örgütün milis kadrosu ile siyasi kol ve kanatlarının eylemlerine karşı sessizliğinizi koruyan bir zihniyet ortaya çıkıp da “eve dön, yuvaya dön” çağrıları yaparsa kim inanır bunlara? Altı yıldır Türkiye’nin sahip olduğu iç ve dış dinamikleri terörle mücadele adına kullanmayan bir siyaset kalkıp da durup dururken “terörle mücadele kararlılığımız devam edecek” şeklinde bir beyanda bulunursa ne denli inandırıcı olur? Dağdakileri yöneten, yönlendiren ve ölüme gönderen sözde lider kadronun etkisiz hale getirilmesi için harekete geçmeyen siyasi bir anlayışın ortaya çıkıp da “bunlar Avrupa’da cirit atıyor” derse, böylesi bir siyasetin terörle mücadele ettiğine kim inanabilir? PKK terör örgütünün insanlarımızı öldürmek için gerekli olan silah ve cephaneyi temin edebilmek için ticari yatırımlara girdiği, hatta İtalya’da dönerciliğe başladığı haberleri medyada yer alırken, buna göz yuman ve terörün finansmanını önleyecek tedbir almayan bir siyaset Berlusconi ile kol kola baş başa gezerken, Türkiye’de terörle mücadele edildiğine kim inanır kim?

Bugünkü siyasi irade, bu uygulamalarıyla mücadeleyi bir çözümsüzlüğün eşiğine getirmiştir ve terör örgütü bundan cüret ve cesaret alarak siyasi arenadaki eylemlerini arttırmıştır. Yeni eğitim ve öğretim yılının başladığı şu günlerde örgüt yandaşlarının doğu illerimizde çocuklarımızı okula göndermemek, Türkçe gazete ve dergi satın almamak aldırmamak, alternatif Kürtçe eğitim yapmak gibi Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne ve de huzur ve güvenliğine karşı eylemlerini yoğunlaştırmasının altında bu cüret ve cesaretin yattığı açık değil mi? Böyle gidilirse eğer, siyasi zihniyetin görmezden geldiği bu eylemlerin önümüzde günlerde ağırlaştırılmış toplumsal olaylar olarak karşımıza çıkması beklenmelidir. Bu zihniyet bu tavrıyla Türkiye’yi içinde bulunduğu tehditlere karşı hızla bir çözümsüzlüğe doğru itmektedir.

Türkiye çaresiz değildir

Türkiye PKK terör örgütünü de, onunla ilişikli tüm terör örgütlerini de çok kısa bir sürede yok edecek dinamik güçlere sahip bir ülkedir. Türkiye, ülkesinin bir kısmında hüküm süren çağ dışı yapıları ortadan kaldırıp sosyal hukuk nizamını her karış toprağına yayacak güçte bir ülkedir. Türkiye, terörün yol açtığı şiddet ortamında Türk yurdu, Türk cumhuriyeti ve Türk milletini bu tehditlerden en kısa sürede kurtaracak ulusal direnç ve güce sahip bir ülkedir. Türkiye artık sahip olduğu dinamikleri ortaya çıkarmalı, harekete geçirmeli, ulusal niteliği olmayan siyasetlere dur demeli ve yaşanılan bu sorunları kendi içinde çözmelidir. Çareyi içimizde değil dışarıda arayan zihniyetlere Türkiye’de yer olmadığını artık siyaset yapıcıları anlamalıdır.

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler