Kapat

Son Haberler

A+ A-

Yeşilçam ve kavgacı çocuklar

Onların işleri tehlike. Biri yükseklerden atlıyor, alevler içinde kalıyor, en zor dövüşme sahnelerini canlandırıyor. Hatta yeri geliyor oyuncular için tehlikeli olan sahnelerde onların yerini alıyor. Diğeri ise, dinamit ve kara barut gibi en tehlikeli maddeleri sette gerçekten patlatarak her tarafı alevler içinde bırakıyor. Üstelik de kimsenin kılına bile zarar gelmeden...
Yayınlanma tarihi: 11 Ekim 2008 Cumartesi, 11:16

İçinde aksiyon sahneleri olan eski Türk filmlerini hatırlarsınız. Bir düşünseniz kimi sahnelerin ne kadar inandırıcılıktan uzak olduğu gelir aklınıza. Atılan bir yumrukla yere serilen ve film boyunca farklı kostümlerle defalarca karşımıza çıkan yan karakterler, oldukça komik duran patlama efektleri, tek el ateşte yere yapışan ve bütün gömleği anında kan içinde kalan oyuncular...

Türk aksiyon filmleri meşhur Hollywood yapımlarını alt eder mi tam bilinmez ama, kesinlikle gerçek bir şey var ki, o da izleyiciyi yerinde hop oturtup hop kaldıran filmler, diziler yapmak artık mümkün. Tabii bu sektöre emek verenler sayesinde oldu tüm bunlar. Dublör Burhan Kocataş ve Deniz Kuvvetleri eski SAS komandosu Rıdvan Aksu gibi...

Onların hikâyesi çok ilginç. Kocataş, 1970’li yıllarda kavgacı olarak başlamış sinemaya. Yani Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, Yılmaz Göksal ve Serdar Gökhan gibi ünlü yıldızlardan yumruk yiyip yere iki seksen uzanan azılı rakip olarak. Aksu ise, Gelibolu filmini izlemesiyle atmış sektöre ilk adımını. Tam gerçekçi bulmadığı patlama sahnelerinin bir de yurt dışından getirilen ekiplerle yapıldığını öğrenince patlayıcı uzmanlığını film sektöründe kullanmaya karar vermiş.

Buyrun onların hikâyesine...

Burhan Kocataş: Gidip gelip dövüşüyorduk

Dublörlüğe nasıl başladınız?

Ben 1978de Türk sinemasına kavgacı olarak başladım. O dönemlerde vurdulu kırdılı filmlerde oynayanların sporcu olması gerekiyordu. Ben de karate yapıyordum ve böylece başlamış oldum. Cüneyt Arkın, Yılmaz Göksal, Serdar Gökhan, Kadir İnanırla dövüşüyorduk o zamanlar.

O yıllarda Arkın’la dövüşen yeniliyordu tabii..

Evet, biz hep düşüyorduk, yerlerdeydik. Bir de asıl sorun şuydu. Bir sahnede Cüneyt Ağabeyin karşısına geçiyorsunuz. Yumruğu yiyip düşüyorsunuz. Sonra gidip başka bir kıyafet giyip başka biri olarak tekrar karşısına çıkıp dövüşüyorsunuz. Türk sinemasında kavgacılar çok azdır. Adam olmadığından biz de sürekli gidip gelip dövüşüyorduk.

Kavgacı deniyordu yani size...

Tabii. Sonra baktık Avrupada arka sahnelerde hep dublör kullanıyorlar. Dedik biz de yapalım. Teknik malzeme aldık, tabii onlarınki kadar gelişmiş değil bizimkiler ama... Sonuçta Türk kafası da çok iyi çalışıyor. Avrupadakine yakın malzeme yaptık ve bu işe başladık.

Sırf dublörlük yaparak geçinebiliyor musunuz peki?

Hayır. Avrupada dublörlerin aldığı para çok yüksek. 50 bin Dolardan aşağı para almazlar ama burada öyle değil. Ben yapımcıların hepsinden tepki aldım bu yüzden. Evet, bizim işimiz tehlike. Mesela beni çağırıyorlar, oldukça tehlikeli, zor bir şey istiyorlar. Sonra da üç kuruş para öneriyorlar. Teknik malzemeyi koyamıyorum önerdikleri paralara. Teknik malzemeyi koymayınca da iş fazla tehlikeli olur. Can güvenliğimiz tehlikede aslında bu işte.

En fazla ne kadar yüksekten atlayabiliyorsunuz?

20 metreye kadar hiçbir şeysiz atlanabiliyor. Çok yüksek atlamalar için de çelik halatlar kullanıyoruz. O zaman 60 metreden bile düşebiliyoruz. Kullandığınız teknik malzeme iyiyse hiçbir şey olmaz.

Yıllardır dublörlük yapıyorsunuz. Ucundan döndüm dediğiniz anılar?

Bir gün Sümer Tilmaçın bir sahnesi vardı ve o hastaydı. Afyonun bir köyünde çekiliyordu film. Arazi de olduğu gibi taşlık. O sahnede Sümer Tilmaçın sürünmesi gerekiyor ama her tarafta koca koca taşlar var. Hemen Burhan seni ona benzetelim dediler. Saçımı kazıdılar, bir bıyık taktılar ve Sümer Tilmaç oldum. Bir araba lastiğini kesip sırtıma taktık. Beni ata bağladılar ve başladım taşların üstünde sürünmeye. Nasıl gidiyorum ama, hoplaya, zıplaya... Bütün organlarım iç içe geçmiştir kesin. Bir kere de vurdulu kırdılı bir Osmanlı filmi çekiliyor. Teknenin en üstünden mızrağı yiyip denize düşeceğim o sahnede. O sırada başka birinin kalkanı da denize düşmüş, ben de ona kafamı çarptım. Bir saniye bir baygınlık geçirmişim. Kalkana vurmuşum, başım yarılmış.

Aksu: Bir dublörler gerçek bir de biz...

Patlatma sahnelerinden biraz bahseder misiniz?

Film sektöründe sadece iki gerçek var. Oyuncu rol yapıyor, dekor yapay bir dekor oluyor ama bir patlayıcıyla yapmış olduğunuz efekt gerçek oluyor. Yani patlayıcı gerçekten patlıyor. Bir de dublörler gerçek, yani onlar da gerçekten düşüyor.

Nasıl başladınız bu işe.

Deniz Kuvvetlerinden emekliyim. NATO ve Birleşmiş Milletler birinci sınıf patlayıcı uzman kriterine sahip olarak görev aldım. Biz bunu yapabiliriz aslında ama neden bizden birileri bunu yapmıyor diye üzüldüm. Türkiyede bu işi yapabilecek birinin olmadığı söylendi bize. Böylece patlayıcı ve paroteknik işlerine girdim.

Hangi filmlerde çalıştınız?

Eve Giden Yolla başladım işe. Sonra Kınalı Kuzular, Emret Komutanım Şah Mat, Maskeli Beşler, Kabadayı, Kurtlar Vadisi... Türkiyedeki ilkleri gerçekleştirdik hep. Mesela yoldan giden bir aracın bir roket isabetiyle takla atması. Tabii ki bunları yapabilmek için bir çalışma izni gerekiyor. Patlayıcı madde kullanmak ve bunları almak, taşımak, nakletmek için...

Şimdi nasıl alıyorsunuz patlayıcıları?

Türkiyede patlayıcı madde kullanmak için Emniyet Genel Müdürlüğü İçişleri Bakanlığından almış olduğu yetkiyle bir sınav açıyor. Bu sınavda patlayıcı maddeleri kategorileştirmişler. A,B ve C Patlayıcı Kullanma Yetki Belgeleri alınıyor. Ben üçünü de aldım. Bu belgeleri almamış birinin bu işleri yapması yasal bile değil zaten. Sonuçta kullanılan her türlü madde insana fazlasıyla zarar verebilecek maddeler aslında.

Sizin belgeleriniz sayesinde şu anda yasa dışı bir durum olmuyor değil mi?

Olmuyor. Bu sektörde ilk kez sette dinamit kullanan benim. Bildiğiniz gerçek dinamit. İlk kez Eve Giden Yolda kullandık. Bu dinamiti kullandığımız yerde insanlar tedirgin oldular tabii. Ben de bu tedirginliği atmak için önce kendim durdum oyuncuların duracağı yerde ve patlattım. Bir şey olmadığını gördüler. Herkes başta çok tedirgin oluyor tabii.

Tehlikeli bir şey olmasına nasıl engel oluyorsunuz?

Evet dinamiti tam haliyle patlatıyorum. Sonuçta dinamitin nerede, ne şekilde patlaması gerektiğini biliyorum. Patlayıcı madde patladığında ne olur, ne olmaz bilmek lazım. Ben patlayıcı maddeye yön veriyorum. O açının emniyetli mesafesinde kalan yere oyuncuyu yerleştiriyorum. O açıyı da bir tek ben biliyorum tabii. Ama dediğim gibi dinamiti koyup, riskli olmadığını göstermek için kendim durup patlatıyorum önce. Sonra tam benim söylediğim yerde rahatlıkla duruyorlar. Benim için birinci öncelik bu işi Türkiyede Türklerin yapabileceğini kanıtlamak. Öyle salak bir misyonum var benim. Yapabiliyoruz çünkü ama bu işi yasal hale getirmek istiyoruz tamamen. Şimdi Sanayi ve Ticaret Bakanlığına yazı yazıyoruz. Dublör ve efekt işine bir iş kolu numarası almak istiyoruz. Patlayıcıları elde etmek, onları kullanmak ve bu işi yasal zemin içine çekmek istiyoruz.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler