Kapat

Son Haberler

A+ A-

2010 Türkiye'de Japonya Yılı ve Bazı Öneriler...

Yayınlanma tarihi: 14 Haziran 2010 Pazartesi, 05:45

Ekonomik dengesizliğin azaltılması için Japonya’nın Türk malları konusundaki gümrük tarifelerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Diğer yandan, Kaşivazaki Belediyesi’nin tahsis ettiği Türk köyü ne yazık ki kapanmıştır. Bu köyün açılması için Türk hükümeti ve müteşebbislerin bu konuyla ilgilenmesi gerekmektedir.

2010, Türkiye’de Japonya yılı olarak kutlanıyor ve Mardin’den Trabzon’a kadar 22 ile yayılan bir alanda Türkiye ve Japonya el ele vermiş barış, uzlaşma ve işbirliği gibi evrensel ortak değerlerini paylaşıyorlar. Anadolu’ya da yayılan bu işbirliğinin şimdiye kadar başka ülkeyle örneği yok. Aslında Türk - Japon ilişkilerinin tarihi Avrupa’yla kıyaslanırsa çok yeni ancak önyargılardan arındırılmış ve işbirliğine yönelik bir hadef sayesinde iki ülke de dünya barışına katkıda bulunuyor.

“Japonya’nın Dış Politikası ve Türkiye” isimli kitabın yazarı olan Dr. Hironao Matsutani’ye göre, Türk-Japon ilişkilerinin resmi başlangıç tarihi 1887. Bu ilişki Japon İmparatoru Komatsu’nun yeğeninin zamanın padişahı Abdülhamit’i ziyaretiyle başlamıştır. İstanbul’a gelen Prens Komatsu Padişah 2. Abdülhamit’e, Japon İmparatoru’nun dostluk mektubu ve nişanını getirmiştir.

Dostluk elçisi

Bu nişan halen Topkapı Müzesi’nde sergilenmektedir. Bundan sonra 1889 yılında ise 2. Abdülhamit bu ziyarete karşılık vermek ve dostluğu ilerletmek için Ertuğrul Fırkateyni’ni Japonya’ya göndererek gemi komutanı Osman Paşa’yı da dostluk elçisi atamıştır. Gemi uzun ve serüvenli bir yolculuktan sonra 7 Haziran’da Tokyo’ya ulaşmış, Osman Paşa ve beraberindeki heyet 13 Haziran 1890’da Japon İmparatoru tarafından kabul edilmiştir. Bu tarih Türk-Japon dostluğunun başlangıcı olarak kabul edilmiş ve 1990 yılında Türkiye ve Japonya’da dostluğun 100. yılı şenlikleri düzenlenerek bir hatıra pulu çıkarılmıştır. Bu arada Ertuğrul gemisi ve mürettebatı Tokyo’da üç ay kaldıktan sonra 14 Eylül 1890’da yola çıkmış ancak 16 Eylül gecesi Kuşimato’da fırtınaya yakalanarak batmış; gemideki 650 kişilik mürettebattan 581 kişi şehit olmuştur. Şehitler arasında Amiral Osman Paşa da bulunmaktadır. Bu faciadan kurtulan 69 denizcimiz ise Japon İmparatoru’nun emri üzerine savaş gemileri eşliğinde İstanbul’a gönderilmiştir. Tarihimizde “Ertuğrul faciası” olarak bilinen bu olay, iki ülke ilişkilerinde acı bir hatıra olmakla birlikte daha sonra gelişen dostluk yaraların sarılmasına katkıda bulunmuş, bu arada Türkiye ve Japonya’da birçok kent kardeş şehir ilan edilmiştir.

Halen Kuşimoto’da bu olay anısına dikilen bir anıt, bir şehitlik ve bir müze bulunmaktadır. Bununla birlikte bu müzenin Kültür Bakanlığımız tarafından yeniden elden geçirilerek anayurttan çok uzaklarda yatan denizci şehitlerimizin anısına saygı gösterimesi beklenmektedir.

Ertuğrul faciası


Diğer yandan, Ertuğrul faciası konusunda bu yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızca İstanbul’da çok başarılı bir toplantı yapılmıştır. Türk ve Japon uzmanların katıldığı toplantı sonrasında Ertuğrul faciası konusunun daha fazla araştırılması sonucu çıkmıştır.

Türk-Japon ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir trajik olayda, 1. Dünya Harbi’nde Ruslara esir düşen 1030 kişinin bir Japon gemisiyle İstanbul’a getirilmesi hadisesidir. Bu esirlerin İstanbul’a getirilmesiyle görevli Yarbay Tsomora gerçek bir kahramandır. Çünkü Viladivostik limanından esirleri getiren gemi Midilli açıklarında Yunanlılarca durdurulup esirlerin Yunanistan’a teslim edilmesini istenmiştir.

Ancak Yarbay Tsomora, Yunan komutana direnmiş ve büyük bir cesaret göstererek aylarca süren mücadele sonunda esirleri Yunanlılara vermemiş, onlarla adeta dost olmuş, acılarını paylaşmış, birçok zorluğa göğüs germiş ve Yunanlıların bütün isteklerine karşı gelerek uzun mücadelelerden sonra sağ kalanlar İstanbul’a getirilmiştir. Yarbay Tsomora’dan yaşadığımız günlerde alınacak çok ders vardır.

Türk-Japon ilişkileri


Türk-Japon ilişkileri, genç Türkiye Cumhuriyeti döneminde de başarıyla devam etti. Japonya 1924 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıdı. O yıllarda diplomat olarak Türkiye’de bulunan Hitoshi Ashida ilginç bir kararla “Türk Boğazları’nda Geçiş Rejimi” konulu bir doktora tezi yazdı. 1930 yılında basılarak kitap haline getirilen bu çok kıymetli doktora tezi, eski İstanbul Japonya başkonsolusu olan Dr. Hironao Matsutani tarafından büyük bir incelikle Ertuğrul Sempozyumu sırasında Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı’na takdim edildi. Tezin yazarı Dr. Ashida 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’da başbakan olmuştur. Kitapta, Mustafa Kemal Paşa’nın başarıları ve yaptıkları anlatılmaktadır. Boğazlar konusunun anlaşılması açısından bu kitabın incelenerek basılması gerekmektedir. Yine Cumhuriyetin ilk döneminde 1927-30 yılları arasında Türkiye’de görev yapan askeri ateşe olan Kurmay Yarbay Kingoro Hashimato, Atatürk döneminde yapılan devrimlerden öyle etkilenmiştir ki Japonya’nın o dönemdeki ümitsiz durumundan bu tür reformlar yapılarak çıkılacağını düşünmüştür. Hatta bu amaçla genç subaylarla bir darbe planı yaptığı iddiasıyla da yargılanmıştır.

1931 yılında ise Prens ve Prenses Takamatsu Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk’ün huzuruna çıktı. 2. Dünya Savaşı sonrasında ise savaşı kaybeden Japonya, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin dışında kaldı ve bütün haklarından feragat etti.

Ertuğrul faciasıyla başlayan ilişkilerin dinamiğinde Asya’nın doğusunda bulunan Japonya ile batısında bulunan Türkiye’nin birbirlerinin tarih, kültür ve halklarına olan saygısı büyük yer tutar. Bugün Anadolu’daki birçok arkeolojik alandaki kazıları Japonlar yapmaktadır. Hint Okyanusu ve Aden Körfezi’ndeki korsanlıkla mücadelede iki ülke deniz unsurları işbirliği yapmaktadır. Bütün bu iyi gelişmelere rağmen Türk-Japon ilişkilerinde ekonomik dengesizlik göze çarpar. Türkiye bu ülkeye pek az ihracat yapmaktadır. En büyük ihraç ürünümüz orkinos balığıdır. Buna karşın ülkemizde birçok Japon yatırımcısı ve şirketi vardır.

Gümrük tarifeleri

Ekonomik dengesizliğin azaltılması için Japonya’nın Türk malları konusundaki gümrük tarifelerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Diğer yandan, Kaşivazaki Belediyesi’nin tahsis ettiği Türk köyü ne yazık ki kapanmıştır. Bu köyün açılması için Türk hükümeti ve müteşebbislerin bu konuyla ilgilenmesi gerekmektedir. Türkiye’deki tarihi evlerin araştırılmasından, Japon davuluna kadar geniş bir yelpazede devam eden 2010 yılı etkinlikleri uzak iki ülkeyi birbirlerine yaklaştırmaktadır.

Bence, İstanbul 2010’dan daha organize, ciddi ve planlı ve az maliyetli olan Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri birçok bakımdan örnek alınacak bir etkinliktir. Çok mütevazı görünen, ancak iyi planlanan birçok etkinlik için görev yapanları tebrik etmek gerekir.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler