Kapat

Son Haberler

A+ A-

ABD seçimleri

ABD’de yapılacak seçimler tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Cumhuriyetçi McCain ve Demokrat Obama’nın avantajları ve dezavantajları bulunuyor. McCain klasik bir Amerikalının beklentisini karşılarken Obama sıkıntılı süreçte değişim yanlılarının tercihi oluyor.
Yayınlanma tarihi: 14 Ekim 2008 Salı, 13:53

2008 Kasım’ında Amerikalılar için bir ilki gerçekleştirecek seçimler yapılacak. Demokratların adayı kazanırsa ilk kez Afrika kökenli, zenci bir Amerikalı; Cumhuriyetçilerin adayı seçilirse de ilk kez bir kadın Amerikalıları yönetecek konuma gelmiş olacak. Biri Başkan, öteki Başkan Yardımcısı olmasının çok büyük bir farkı ortaya çıkarmayacağını söyleyebiliriz. Çünkü ABD Başkan Yardımcısının olağanüstü durumlarda Başkanlık görevini yürüteceği gerçeği ve olasılığı ortada. Türkiye ve dünya için Başkanlık seçiminin önemi ise çok açık. Çünkü Başkan Bush’un fütursuzca yürüttüğü agresif Amerikan dış politikasının dünyada yol açtığı sorunlar ve buna karşı doğan tepkiler giderek artıyor.

MCCain mi Obama mı?

Bir tarafta Cumhuriyetçi bir Başkan’ın partisinden aday olup bu Başkan’ın günahlarını da sırtında taşıyacak 72 yaşında bir aday olan Arizona senatörü John McCain; öte tarafta, “değişim” sloganıyla ortaya çıkan siyah, Afrika kökenli, genç bir Demokrat aday olan Illinois senatörü Barack Hüseyin Obama. Her ikisinin de avantajları, dezavantajları var. Her ikisi de ciddi bir önseçim geçirmiş, tahminlere çok da fazla uymayan bir şekilde partilerinden Başkan adayı seçilmişlerdir.

McCain, çok deneyimli bir politikacı, 20 yılı aşkın bir süredir Senato Silahlı Kuvvetler Komisyonu’nda görevli. Bu ve bunun gibi deneyimleri McCain’i, yeniden Soğuk Savaş’ı hatırlatan bir döneme yelken açan dünyamızda Amerikalılar açısından gerekli kılacak gibi görünüyor. Siyasi ve askeri deneyim sahibi McCain’in kişiliği ise orta sınıf, gelenekçi, klasik Amerikalı tipine oldukça uygun görünüyor. Çünkü üç nesildir Amerikan Ordusu’na hizmet eden bir aileye mensup. Vietnam Savaşı’nda esir düşmüş, babasının Pasifik Filosu Komutanı olması nedeniyle Vietnamlıların kendisini serbest bırakmaları önerisini “Hapisteki arkadaşlarımı terk edemem” sözleriyle reddetmiş ve beş yıl esir kalmış bir Deniz Albayı. Bu geçmişi onu orta sınıf, klasik Amerikalılar nezdinde popüler yapmış. Bu özellikleri onun iyi bir Başkan olacağına işaret etmese de, kendi çıkarlarının ötesinde, ülkesinin çıkarları için çalışacağı vaadini destekleyecek bir husus. Arizona Senatörü olan McCain’in dünya siyasetini çok iyi bilmesine karşın ekonomiden anlamadığı konusundaki eleştiriler ise yumuşak karnının ekonomi olduğunu ortaya koyuyor.

McCain’in en büyük avantajının devlet ve özellikle dış politika olduğu ve bunun, Başkan Bush’un bütün günahlarına karşın onu Obama ile dişe diş, hatta son günlerde öne geçiren bir mücadele içerisine sokacak bir şans yarattığı hususu da önemli. Çünkü ne zaman dünyada önemli bir olay olsa McCain seçim anketlerinde puan kazanıyor. Nitekim Aralık 2007’de Benazir Butto’nun suikasta kurban gitmesi McCain’i New Hampshire ön seçiminde öne geçirmiş; yine Rus-Gürcü Savaşı da McCain’e puan kazandırmıştı. McCain’in muhafazakar Amerikalılar için önem ifade eden kürtaj, homoseksüel evlilikleri konusunda Başkan Bush kadar katı olmaması ve İran’ın nükleer silahlanmasına karşı daha kararlı bir duruş sergileyebileceği gibi hususlar da McCain’i, değişim vaat eden Obama’ya karşı şanslı hale getiriyor.

Konu Başkan Yardımcısı’na geldiğinde de McCain’in Alaska Valisi Sarah Palin’i bu koltuğa aday göstererek ortalama Amerikan toplumunu memnun edebileceği bir seçim yaptığı söylenebilir. Hilary Clinton’ı kadın olduğu için Başkan olarak görmek isteyen Amerikalı seçmenlerin oylarını Palin’den yana kullanma olasılıkları da söz konusu. Ayrıca Palin’in saldırgan ve girişimci yapısı ile petrol eyaleti olan Alaska nedeniyle enerji bağımsızlığı konusundaki fikirleri Palin’i seçmenler nezdinde cazip hale getiriyor. Yine Palin’in askere alınan oğlunu Irak’a savaşa göndereceğini açıklaması da vatanseverlik örneği sayılıyor.

Ve Obama gerçeği

Bill Clinton gibi genç, karizmatik ve zeki olduğu söylenen Barack Obama yine Clinton gibi devrimci ve dış dünyaya daha toleranslı bir yaklaşımı olan kişiliği ile değişime aç Amerikalıları cezp etmiş durumda. Obama’nın bu avantajları kullanabildiğini söylemek mümkün. Yeni Amerikan düzeninin öngördüğü medeniyetler arası ittifak ve diyalog söylemlerine çok yakın ve onun temsilcisi olan Obama, ayrıca Müslümanlık, Budizm, Katoliklik ve Protestanlıkla hayatının çeşitli devrelerinde ilgilenmiş, tam olarak hangi dine mensup olduğu ise meçhul. Dış dünyayı siyasal yaklaşım ve deneyim açısından çok tanımasa da sosyal açıdan tanıyor. Çocukluğunun bir bölümünü Endonezya’da geçirmiş, biyolojik babası Kenyalı bir Müslüman, annesi Kansas’lı bir beyaz. Harvard’da hukuk okumuş ve idealist bir toplum gönüllüsü olarak biliniyor. Obama’nın bu olumlu özelliklerinin yanı sıra avukatlık konusundaki başarısının sorgulanır olması, Kongre’de hiçbir kanun teklifi vermemiş olması veya komisyon çalışmalarında etkin olmaması ve deneyimsizliği muhaliflerce vurgulanmakta. Muhaliflerce “Bir bakkal dükkânını bile yönetemez” sözleriyle eleştirilen Obama’nın genç ve değişimden yana beyaz Amerikalılar ile siyah Amerikalıları arkasına almış olması onun avantajıysa da, özellikle mavi yakalı beyaz Amerikalılar ile yaşlıların ve Hispaniklerin Obama’ya mesafeli olmaları Başkanlık yarışının zorlu geçeceğinin işareti.

Obama’nın Irak konusundaki çelişkili söylemleri ise Amerikan halkının Obama hakkındaki düşüncelerini etkileyebilecek bir faktör olarak değerlendirilebilir. Esasen Obama’nın dış politika konusundaki deneyimsizliğini telafi etmek için kendisine Başkan Yardımcısı adayı olarak seçtiği Dalawere Senatörü Joseph Biden’ın ise deneyimine karşın Başkan seçilmesi durumunda Obama’nın deneyimsizliğini ve açıklarını nasıl kapayacağı tam bir muamma. Joseph Biden’in Türkiye düşmanlığı ise üzerinde durulması gereken bir husus. Yıllardır Amerikan siyasetinde Kongre üyesi olarak görev almış olan Biden’in fanatik bir şekilde Yunan ve Ermeni taraftarlığını sürdürmesini anlamak mümkün değil. Clinton döneminde senatör olarak Amerikan kurumsal yönetimini Türkiye ile ilgili olarak Sözde Soykırım konusu dışında fazla etkileyememiş olan Biden’in, Başkan Yardımcısı olması durumunda çok daha etkin bir konumda bizi rahatsız edebilecek uygulamaları ele alabilecek olması Türkiye’nin işini çok zorlaştıracaktır.

Hal böyle iken bugüne kadar Ermeni ve Rum yandaşlığı göstermeyen ve Türkiye ile ilişkilere önem verdiği düşünülen deneyimli politikacı McCain’in de kıran kırana geçen seçim mücadelesinin bu son günlerinde Rum ve Ermeni oylarına göz diktiği anlaşılıyor. Bu bağlamda Senatör McCain’in geçtiğimiz ay verdiği beyanat ile Türkiye'nin Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümeniklik statüsünü tanıması çağrısını yapmış ve ayrıca Başkan George Bush'a gönderdiği bir mektupla da Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun açılması için Türkiye ile çalışılması gerektiğini savunmuş olması üzerinde önemle durulması gereken bir husus. Çünkü bu gelişme, eğer John McCain seçilir ve bu düşüncelerini iktidarda tatbikata sokarsa Türk-Amerikan ilişkilerini daha da bozacağı gibi Orta Doğu ve Kafkaslardaki dengeyi de ciddi ölçüde etkileyecektir.

(Ali KÜLEBİ, TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi Başkanvekili)

[email protected]

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler