Kapat

Son Haberler

A+ A-

Söz büyüğün sus küçüğün / 2

İçimizdeki polis Çocuk ve gençlik yazını, yazın ve eğitimi buluşturma kaygısında olduğu için, yetişkinler için yazılan yazının her zaman gerisinde gitti. Bu açıdan da toplumsal cinsiyet sorununun kitaplarda daha yeni yeni gündeme gelmesine pek şaşırmamak gerekir. Şu da gerçek ki, yazarlar kendi içlerindeki gizli polisten kurtuldukları anda bu alanda daha verimli ürünler vereceklerdir. 
Yayınlanma tarihi: 14 Ekim 2008 Salı, 13:52

Tutuculuk genç kuşakta artarken, çocuk ve gençlere yönelik kitaplarda ise cinsiyet ayrımcılığı destekleniyor.

İçimizdeki polis Çocuk ve gençlik yazını, yazın ve eğitimi buluşturma kaygısında olduğu için, yetişkinler için yazılan yazının her zaman gerisinde gitti. Bu açıdan da toplumsal cinsiyet sorununun kitaplarda daha yeni yeni gündeme gelmesine pek şaşırmamak gerekir. Şu da gerçek ki, yazarlar kendi içlerindeki gizli polisten kurtuldukları anda bu alanda daha verimli ürünler vereceklerdir. Günümüz çocuklarına ille bir şeyler dayatmamız ve öğretmemiz gerekmiyor. Önemli olan kadın-erkek eşitliğinin geçerli olduğu, kadının hiçbir biçimde ikinci plana itilmemesi gerektiği, çağdaş bir anlayışın ışığında onlara kendi yollarını bulmaları ve yeteneklerini keşfetmeleri için destek olabilmek.

Kadının toplumdaki yeri ve konumunun sorgulanması, cinsiyet ayırımcılığına karşı çıkılması yıllardır roman ve öykülerimizin ağırlık noktasını oluştururken, çocuklara ve gençlere yönelik yayınlarda genellikle bu konu ya göz ardı ediliyor ya da bilinçli bir biçimde ayırımcılığı savunan bir söylem benimsetilmeye çalışılıyor. Okullarda okutulan ders kitaplarında buna sayısız örnek bulabiliriz.(1)

Milli Eğitim Bakanlığının çıkardığı çocuk kitapları da bu tür örneklerle dolup taşıyor. Resmi ideolojinin yıllardır planlı ve programlı bir biçimde nasıl bir cinsiyet ayırımcılığı yaptığını göz önüne alacak olursak, bugünkü genç kuşakta giderek yoğunlaşan tutuculuğa, örneğin kızların ısrarla başörtüsünü savunmalarına da pek şaşırmamamız gerekir. Son yıllarda sayıları giderek artan dinci basın da çocuklara ve gençlere yönelik kitaplarla cinsiyet ayırımcılığını başarıyla destekliyor.

Ancak resmi ideolojinin dışında kalan çocuk yazınında son yirmi yıldır bir dönüşüm yaşanıyor. Örneğin birçok kitapta gözlemlenen ilginç bir olgu kitapların başkişilerinin kız olması. Altmışlı yetmişli yıllarda yazılan çocuk kitaplarında başkişiler hep erkek çocukken, bunun değişmeye başlaması belki de Türkiyede son yıllarda gelişen kadın hareketiyle, kadınların örgütlenip, giderek daha çok söz hakkı olmasıyla ilişkili. Çocuklar için yazan kadın yazarların sayılarının çokluğu da bir başka etken. Ancak doğrudan kızların sorunları üzerinde duran, cinsel ayırımcılık, seksizm, cinsel sömürü, şiddet vb. sorunları irdeleyen yayınlar oldukça az. Oysa toplumumuzun kırsal kesiminde özellikle kız çocukların yaşadıkları sorunlar, eğitimde kız-erkek ayırımı, kızların okutulmaması, evden kaçan kızlar, zorla evlendirilme, cinsel taciz vb. olgular azımsanamayacak denli çok.

Kitapları toplumsal cinsiyet açısından irdelerken üç eğilim göze çarpıyor:

Toplumsal cinsiyet sorununu bütünüyle yok sayan kitaplar.

Bu konuyu ataerkil toplumun izin verdiği bir çerçeve içinde çok dikkatli ve sınırlı bir biçimde ele alan kitaplar.

Toplumsal cinsiyet sorununu hiçbir kısıtlama yapmadan gündeme getiren yayınlar.

Yaptıklarım utandıracak mı?

Toplumsal cinsiyet sorununu bütünüyle yok sayan kitapları çocuk ve gençlik kitaplarının çoğunda görüyoruz. Cinsiyet sorununu ataerkil toplumun izin verdiği bir çerçevede çok dikkatli ve sınırlı bir biçimde ele alan kitaplarda göze çarpan, sorunu genellikle de çok fazla sorunsallaştırmaktan kaçınmaları. Bu kitaplarda geleneksel değerler pek fazla sorgulanmadan, toplumun beklentileri doğrultusunda başarılı toplumsallaşma süreçleri gösteriliyor. Bu açıdan da bu yayınlar çok satışı olan piyasa yazınının başını çekiyor.

Modernlik ve baskı

Örneğin Nur İçözü Reyhanda yoksulluktan gelen bir kızın bin bir güçlükle parasız yatılı olarak okumasını, âşık olmasını, evlenmesini genç okuyucunun hoşuna gidecek başarı öyküsü olarak anlatır. Aynı yaklaşımı çok satışı olan Gülten Dayıoğlu ve İpek Ongunun kitaplarında da görüyoruz. Bu kitaplarda genellikle toplumun beklentileri doğrultusunda başarılı toplumsallaşma süreçleri gösteriliyor. Dayıoğlunun sevilerek okunan Yeşil Kirazı gibi. Bu tür kitaplarda gündeme gelen ahlaksal değerler de çoğu kez okuyucunun beklentileriyle ve toplumun genelgeçer değerleriyle bire bir örtüşüyor. Örneğin İpek Ongunun Bir Pırıltıdır Yaşamak kitabında anne ile kız arasında modern bir ilişki varmış gibi görünse bile, bir baskı duyumsanıyor. Genç kız arkadaşlarıyla bir geziye gidecektir. Annesi bu bağlamda kendisine yazdığı mektupta içimizdeki gizli polisi harekete geçiren öğütlerde bulunuyor.

‘Başkaları ne der?’

Davranışlarım bana zarar veriyor mu, bundan utanacak mıyım, saygı duyduğum birinin yaptıklarımı görmesinden rahatsız olur muyum, yaptıklarım beni yalan söylemeye yönlendirecek mi.. gibi. Aslında ilk bakışta bu öğütlerin hiçbir tedirgin edici yanı yok.

Ancak Yaptıklarım beni utandıracak mı, ya da saygı duyduğum birinin bu davranışlarımı görmesinden tedirgin olur muyumsorusunun, toplumun özellikle geniş çevrelerinde gündeme gelen başkaları ne der?odaklı mahalle baskısından pek bir farkı olmadığı da söylenebilir.

Çünkü Yaptıklarım beni utandıracak mı?” sorusu bile ben kendimi başkalarının gözünde nasıl görüyorum anlamına geliyor çoğu kez. Oysa önemli olan, insanın bir birey olarak kendisini bulması, başkalarına göre değil de kendi seçimine göre karar verebilmesi.

Yürekli yayınlar

Toplumsal cinsiyet sorununu hiçbir kısıtlama yapmadan büyük bir yüreklilikle gündeme getiren, bu açıdan da özgürleşme yolunda önemli bir adım atan kitaplar parmakla sayılacak kadar az. Bu tür yayınların içinde yalnız kadın-erkek eşitliğini savunma açısından değil, yazınsal açıdan da en başarılı olanlar, sorunları doğrudan onların gözüyle, onların bakış açısından anlatan kitaplar... Bunların içinde son yıllarda çıkan çocuk kitaplarından Seza Aksoyun Şişko Patatesini, gençlik kitaplarından Pakize Özcanın Üstüme Kar Yağdı romanını buna örnek verebiliriz.

Baskı önüne geçilmez bir yazgı gibi sunuluyor

Şimdi ben çocuğuma hangi kitabı seçeyim ya da bu kitap acaba iyi midir?

Çocuk yayınlarının okuyucusu yalnız çocuklar değil, aynı zamanda bu kitapları onlara seçen yetişkinler. Seçimde bilinçli bir yaklaşım önem kazanıyor. Öte yandan ergenlik yaşlarındaki gençlerin de yalnız seçimlerinde aynı şekilde duyarlı olmalarının ötesinde eleştirme ve sorgulama yetilerini de geliştirmeleri gerekiyor. Cinsiyet açısından dikkat edilmesi gereken noktalar:

* Erkek çocuğun üstünlüğü doğal bir biçimde kabul ediliyor mu?

Bu, ders kitaplarının birçoğunda olduğu gibi ortaya çıkabilir veya gizli bir biçimde de gündeme gelebilir. Sözgelimi roman ve öykülerin başkişilerinin çoğu kez sadece erkek çocukları olması gibi...

* Kız çocuğun toplumsallaşma süreci içindeki bağımlılığı hiç sorgulanmadan onaylanıyor mu?

Kız çocuğun erkek çocuk kadar bağımsız ve özgür yetiştirilmemesi, baskı ve yasakları çok daha yoğun bir biçimde yaşaması birçok kitapta ya hiç gündeme getirilmiyor ya da önüne geçilemez bir yazgıymış gibi sunuluyor. Erkek çocuklar çoğunlukla yönlendiren ve keşfeden bir konumdayken kız çocuklar genellikle ikincil konumdalar.

* Yayınlarda klasik rollerin sunulduğu aile merkez mi yapılıyor ve mutluluk yalnızca ailede mi bulunuyor?

Erkek ve kadın rollerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı mutlu aile tablosu çoğu çocuk kitabının temelini oluşturuyor. Ayrılık vb. konulara yer verilmiyor, verilse de yalnızca olumsuz bir biçimde veriliyor. Bu bağlamda Mine Soysalın Eylülde Aşklar kitabını bölünmüş bir ailenin sorununu hiçbir mutlu aile edebiyatı yapmadan gerçekçi bir biçimde dile getiren olumlu bir örnek olarak getirebilirim. Ama bu tür kitaplar parmakla sayılacak kadar az.

* Genç kızın bir mesleği olması ve o meslekte çalışması yalnızca evlilik öncesi bir geçiş dönemi olarak mı gündeme geliyor? Genç kızın davranış biçimi hep erkeğe göre mi belirleniyor?

* Çekicilik (erkekler üzerinde), edilgenlik, duygusallık gibi klişeleşmiş özelliklere kadınsı özellikler olarak özendiriliyor mu?

Kadını çocuk gibi gören yayınlar

Köktendinci çocuk ve gençlik yayınlarında kadın da çocuk gibi kendi kendine karar veremeyen bağımlı bir varlık olarak değerlendirilir. Bunu da kadını yücelterek ona doğaüstü bazı özellikler tanıyarak gerçekleştirir. Böylece üstün bir varlık olarak gördüğü kadını koruma adına onu bağımlı kılar. Kadının Batı toplumlarındaki özgür konumunu hep olumsuz yanıyla göstererek kendi görüşlerini kanıtlamaya çalışır. Sözgelimi Batı toplumlarındaki cinsel özgürlüğün kadını metaya dönüştürdüğü düşüncesinden yola çıkarak içgüzellikleri olan İslamı kadın görüşünü savunur. Kadın toplumun omurgası olmaktan çıkıp eti haline gelmiştirdüşüncesiyle kadının örtünmesini o üstün ve yüce kişiliğin korunması olarak değerlendirir. Ya da gerek anne gerek ev kadını gerek işkadını olarak aşırı derece sömürülen ve ezilen kadına alternatif olarak kadının yeri ailesidirgörüşününe sürer ve çalışan kadına karşı çıkar.

Bu konuda en son çıkan yayınlardan birinde kadının kariyer yapmasının ailenin çatısını nasıl yıkabileceği dile getirilirken kariyer, bir karaçalı gibi aşkları bitirip son sevgi kırıntısını da yok eden bir baş belası olup çıkmakta, kadın üstelik de bir hemcinsi tarafından alabildiğine aşağılanmaktadır.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler