Kapat

Son Haberler

A+ A-

Buralara Nasıl Geldik?..

Yayınlanma tarihi: 18 Ekim 2008 Cumartesi, 09:47

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 85. yılını kutlarken, M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ile anarken, bugünlerin de geçeceğine ve Aydınlanma Devrimi’nin yol alacağına olan inancımızı bir kez daha yineliyoruz.

Erol ERTUĞRUL

Bu yıl, 1923 Türk Aydınlanmasının 85. yılını kutluyoruz. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi, ilkeleri, 85 yıl sonra, çok daha başka yerlerde olmamızı gerektiriyordu. Nasıl oldu da buralara geldik... Cumhuriyetimizin onuncu yılı için hazırlanmış Onuncu Yıl Marşını düşünüyorum. On yılda her savaştan açık alınla çıktığımız, on yılda on beş milyon genç yarattığımız yer alıyor bu marşta. Yurdumuz, baştan başa demir ağlarla, yani demiryolları ile örülmüş; Etibank, Sümerbank, Karabük Demir Çelik gibi, kamu ekonomik kuruluşları ile görülmemiş bir kalkınma hızı yakalanmış.

On beş milyon bir nüfus var ama, hepsi, aydınlanma devrimine inanmış, hepsi yürekli ve genç. Oysa şimdi, bakıyoruz, aydınlanma devrimi kemirilmiş, karşıdevrimciler yönetimi ele geçirmişler. Köylere ışık, bilgi götüren Köy Enstitüleri kapatılmış; yerlerine, imam okulları, resmi, kaçak Kuran kursları açılmış. Kamu ekonomik kurumları, özelleştirme adı altında elden çıkarılmış, satılmış. Demiryolları, kendi yazgısına bırakılmış, dışa ve petrole bağımlılık, karayollarının öne çıkarılmasına neden olmuş, toplu taşımacılık, karayollarına teslim edilmiş.

Karşıdevrimciler

Cumhuriyetimizin kuruluşunda var olan gericilik, karşıdevrimcilik, önce sessizce, sonra sesini yükselterek yol aldı. Aymaz politikacılar, karşıdevrimi hep arka bahçeleri olarak gördüler.

Bir avuç oy uğruna okşadılar, kendi kollarının altında besleyip büyüttüler. Demokrat Parti döneminde, Menderesin, milletvekillerine, Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz dediğini biliyoruz. Böylece, alınan oyun, her şey olduğu söylenmek isteniyor.

Seçilmişlerin aldıkları oyla her şeyi yapabilecekleri vurgulanıyor. Cumhuriyetimizin ilkeleri yok sayılarak, karşıdevrim okşanıyor.

27 Mayıs 1960tan sonra kurulan Adalet Partisi, karşıdevrimcileri, kanatlarının altında tutup korudu. Gerici eylemlere karşı Demirelin, Benim halkım, göğsünü gere gere ben Müslümanım diyemeyecek mi? dediği, belleklerdedir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, DYP, Anavatan Partisi, gericileri hep koruyup kolladılar.

Sıvas’ta diri diri yakıldılar

Öbür sağ partiler de aynı yolu izlediler. Sonunda, 1993 Temmuzunda, 37 aydın insanımız, bir etkinlik için gittikleri ve konuk olarak bulundukları Sıvasta diri diri yakıldılar.

O günler, Cumhurbaşkanı olan Demirelin, çılgın gerici kalabalığı engellemeyen güvenlik güçlerine, Vatandaşla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyindediği unutulmadı. Sıvasta 37 aydını yakan düşünce, bugün ülkemizi yönetiyor.

Sonunda ikibinli yıllara geldik. Sağ partilerin tabanını oluşturan ve geçmişte yüzde on dolayında bulunan gericiler, bir avuç oy uğruna, okşanarak, korunarak, tabandan tavana geldiler ve kendi partilerini kurup önce Refah Partisi ile, daha sonra da AKP ile yönetimi ele geçirdiler. Tarikatlar, cemaatler, güzel yurdumuzda egemen oldular.

Şimdi, eşlerinin başları kapalı, temel din eğitiminden geçirilmiş bir siyasal kadro tarafından yönetiliyor ülkemiz.

Bu tür yaşam biçimini benimseyenlerin dünya görüşü, Ben aydınlanma devrimine inanmıyorum, ben şeriat hükümlerine göre yaşamak istiyorum, ben din kurallarının, devlet düzeninde de egemen olmasını istiyorumolarak özetlenebilir.

ABD ve AByi de arkasına alan bu kadro, yurdumuzda İslamcı bir düzen kurulmasına çalışıyor.

Kuran kurslarından geçenler, temel din eğitimi veren imam okullarını bitirenler kamuda görev almaya başladılar. Bir savcı düşünün ki, eşi çarşaflıdır. Daha sonra eşi çarşaftan çıkmış ve sıkmabaşlı olmuştur.

Dünya görüşü

Bay Savcının dünya görüşü bellidir. Aydınlanmaya, çağdaşlığa, uygarlığa, Atatürk Devrimlerine karşıdır. Bu tür bir dünya görüşünün, dünya edebiyatından, şiirden, resimden, çağdaş müzikten haberi olmadığı da ortadadır.

Bay Savcının, dün, hiçbir koşulda görüşmek olanağı bile bulamayacağı ünlü bir gazeteciyi, ünlü bir yazarı, ünlü bir bilim adamını, TSKnin üst kademelerinde görev yapmış en üst rütbeli generalleri, bir soruşturma nedeni ile karşısına aldığını ve sorguladığını düşünelim.

Olabilecekleri düşündükçe, ülkemiz adına acı çekiyoruz. Böylesine bir kültürsüzlük ve hukuk bilgisizliği, kör bir cesarete dönüşebilir.

Bizim savcılarımızın sanlarının başında Cumhuriyet sözcüğü vardır. Yani savcılar, Cumhuriyetin savcıları olacaklardır. Cumhuriyeti ve Cumhuriyet ilkelerini koruyacaklardır. Cumhuriyete karşı bir eğitimle yetişmiş ve Cumhuriyet ilkelerine karşı bir yaşam biçimini benimsemiş kişilerden böylesine bir yaklaşım bekleyebilirmiyiz?

Cumhuriyet savcısı değiller

O zaman, böyle savcılar, başka bir şeyin savcılarıdır... Ama belli ki, Cumhuriyetin savcıları değillerdir. Sevgili Mahmut Esat Bozkurtun, 1 Kasım 1926 tarihinde yargıç ve savcılara söylediği, Sizler, Türk Devriminin demir eliyle kurulan uygarlığın kıskanç bekçileri olmak zorundasınız. Görev ve sorumluluklarınız, geçmişin dirilmesine, yeniliğin acı çekmesine zaman ve olanak vermeyecektirsözleri unutulmamalıdır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 85. yılını kutlarken, M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ile anarken, bugünlerin de geçeceğine ve Aydınlanma Devriminin yol alacağına olan inancımızı bir kez daha yineliyoruz.

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler