Kapat

Son Haberler

A+ A-

Ergenekon davasına tepkiler

Ergenekon davası siyasilerin de gündeminde. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Ergenekon davasının, Türkiye'nin muhtelif yerlerinde görülmekte olan davalardan herhangi biri olduğunu söyledi. Davayı izlemek için Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ne gelen CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ise " CHP olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 20 Ekim 2008 Pazartesi, 08:36

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, makamındaki Mısır Adalet Bakanı Mamdouh Marei ile görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Şahin, bugün Silivri'de başlayan Ergenekon davasına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine de ''Bahsettiğiniz dava, bugün Türkiye'nin muhtelif yerlerinde görülmekte olan davalardan herhangi biridir. Tek farkı kamuoyunun yoğun ilgi göstermesidir'' dedi.

Şahin, Türkiye'de yargının bağımsız olduğunu, bağımsız yargı organlarının bir soruşturma sonucu kimi tutuklamalarla Türkiye'nin gündemine oturmuş olan bu davaya bakacaklarını söyledi.

Bu davayla ilgili kimi siyasi çevrelerin, kimi siyasi parti sözcülerinin ''bu davanın bir hukuk cinayeti olduğunu'' iddia ettiklerini belirten Şahin, şunları kaydetti: ''Adalet Bakanı olarak bundan son derece üzüntü duyuyorum. Türkiye'de hakim ve savcılarımız cinayet işlemezler, cinayet işlenmişse cinayet işleyenler cezalandırılır. Bu davayı açan savcılarımız, bu davaya bakan hakimlerimiz herhangi bir hukuk cinayeti işlemiyorlar, önlerindeki yasalar neyi gerektiriyorsa, ellerindeki delil durumuna göre yargılama faaliyetinde bulunuyorlar. Onların yapmış olduğu bu işi hukuk cinayeti olarak değerlendirmek asla Türkiye'ye yakışmıyor. Bu sözleri söyleyenler mutlaka bu sözlerini tashih etmek durumundadırlar. Hakim ve savcılarımızı töhmet altında bırakmaya, onları bir yargılama faaliyeti yaparken suçluymuş gibi göstermeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Hele ana muhalefet partisinin hiç hakkı yoktur.''

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, ''Ergenekon'' davasının bugünkü ilk duruşmasında yaşanan sorunların ileriki günlerde aşılacağını düşündüğünü söyledi.

Şahin, ''Ergenekon'' davasının bugünkü ilk duruşmasında yaşanan fiziksel sorunlar öngörülerek ''tedbir alınamaz mıydı?'' soru üzerine, bir davanın nerede görüleceğine, duruşmalarının nerede yapılacağına mahkeme heyetinin karar verdiğini hatırlattı.
''Bu dava için Silivri'deki salonunun seçilmemesi durumunda Beşiktaş'ta özel yetkili mahkeme salonlarından biri kullanılacaktı'' diyen Şahin, bu salonların ise en fazla 100 kişi kapasiteli olduğuna dikkati çekti. Davaya bakacak mahkeme ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın durumu değerlendirerek, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki mahkeme salonunu talep ettiklerini, bakanlık olarak onlara yardımcı olduklarını kaydeden Şahin, ''Duruşmanın yapılacağı salonlarda bizim Adalet Bakanlığı olarak herhangi bir görevimiz yok. Burada tamamen hakim olan ilgili mahkemedir ve tabii ki savcılıkların görevi vardır'' diye konuştu.

Şahin, ''Silivri'de bugün yaşananları önümüzdeki günlerde yaşamayacağımızı düşünüyorum'' dedi.

Mehmet Ali Şahin, ''terör örgütü elebaşının İmralı Cezaevi'nde kötü muamele gördüğüne'' ilişkin iddialara ilişkin soru üzerine de bu konunun bazı kesimlerce bahane olarak kullanıldığını belirtti.
Konuya ilişkin her türlü incelemenin yapıldığını belirten Şahin, ''Böyle bir olay söz konusu değil. Bunu bir takım bölücü örgüt yanlıları bahane olarak kullanıyor'' değerlendirmesinde bulundu.

Yaklaşan yerel seçimler öncesi ülkeyi karıştırmak isteyen çevrelerin bir takım eylemler yaptığını belirten Şahin, bunun kimseye bir faydası olmayacağını kaydetti.

"Devlet gaddar olamaz"

Partisinin Kayseri İl Başkanlığı'nda CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu ve İl Başkanı Enver Özdemir ile basın toplantısı düzenleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de davayı yakından takip ettiklerini söyledi.

Öymen, şöyle devam etti: ''Bizim hukuka saygımız var, ancak hukukun da kamu vicdanına saygısı olması gerekiyor. Daha önce siyasi içerikli davalarda acı olaylar yaşandı. Van Üniversitesi Rektörü tutuklandı ve hakkında 2 bin 500 yıl hapis istendi. Sonuçta rektör beraat etti, ancak genel sekreteri baskıya dayanamayıp intihar etti. Ergenekon davasında da Kuddusi Okkır koma halinde tahliye edildi. Emekli orgeneral, ciddi kaza atlatıp hayati tehlike arz edecek şekilde yaralandı. Bunlar göz ardı edilmemeli. Devlet ciddi olur, ancak devlet gaddar olmaz. Diğer taraftan yöntem olarak uluslararası kurallara uyulmalıdır. Tutuklu bulunan insanlar hakkında uzun süre iddianame hazırlanmamış, insanlar ne ile suçlandıklarını öğrenememişlerdir. Bu davayı yakından takip edeceğiz. Davayı yakından takip etmek için 3 milletvekilimizden oluşan izleme komitesi oluşturduk.''

"Bu işin takipcisi olacağız"

Ergenekon davasını izlemek üzere Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ne gelen CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü ise ''Yargılamanın hukukun üstünlüğüne bağlı kalınarak yapılması gerektiğine inanıyoruz. CHP olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız'' dedi.

''CHP bu Ergenekon adı verilen yargı sürecinin ilk gününden itibaren ve savcılık aşamasında, bu işin siyasi bir proje olduğunu söyleyerek gelmişti'' diyen Mengü, bu nedenle yargılamanın CHP olarak başından sonuna kadar izlenmesi için partinin hukukçulardan oluşan bir komisyon kurduğunu belirtti.

Komisyonda Mengü'nün dışında partinin Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in de yer alıyor.


"Suç failleri cezalandırılmadıkça gerçek bir yargılamadan söz edilemez"

Ergenekon davası hakkında Çağdaş Hukukçular Derneği'nden de açıklama geldi.

ÇHD'den yapılan yazılı açıklamada, Ergenekon davasında, halka karşı işlenen suçların, işkence, cinayet ve katliamların, provokasyonların hesabının sorulmadığı ileri sürülerek, ''Gerici, faşizan baskıların, linç girişimlerinin, insan hakları ihlallerinin ve yolsuzlukların ivme kazanarak artmış olması bir 'demokratikleşme' ve 'temiz eller' hareketinin söz konusu olmadığının bir diğer göstergesidir'' denildi.

Açıklamada, ''On binlerce sayfalık belge ve doküman bulunmasına rağmen sanıkların sadece, 'yasa dışı örgüt kurma' ve 'AK Parti hükümetine karşı darbe girişiminden' yargılanacakları'' belirtildi.

"Ergenekon asıl faaliyetlerinden yargılanmamakta"

KESK Genel Başkanı Sami Evren, Ergenekon davasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada,“Örgüt, çok sayıda katliam ve cinayet gerçekleştirmiştir. Örgüt asıl faaliyetleri olan bu cinayet ve katliamlardan yargılanmamaktadır” dedi.

Ergenekon Örgütü’nün, AKP Hükümeti’nden çok daha önce kurulduğunu ve özellikle OHAL Bölgesi’nde çok sayıda cinayet işlediğini savunan Evren, Örgütün, yakın tarihe kadar çok sayıda ilerici, yurtsever insanı katlettiğini ve bu cinayetlerin faili meçhul olarak kayıtlara geçtiğini kaydetti.

''Buradaki şartların sorumlusu iktidardır"

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da yerleşke önünde yaptığı açıklamada, mahkemenin kendisinde, ''Yargılamanın çok ciddi fiziki imkansızlıklar içerisinde süreceği'' görüşü yarattığını belirterek, ''İçerde sanık ve avukatların savunma yapabilecekleri bir fiziki şart oluşturulmamış. Bana göre bu yargılama fiziki şartlar itibariyle siyasi iktidarın yarattığı ciddi bir gölgedir ve bunu kınıyorum. Buradaki şartların sorumlusu iktidardır'' diye konuştu.


''Adil yargılama yapılması mümkün değil"

Davanın tutuksuz sanıklarından avukat Fuat Turgut da adil bir yargılamanın yapılmasının mümkün olmadığını savunarak, mahkemenin tutuksuz yargılananlara ayrıca tebligat gönderilmesine karar verdiğini, onlar için ayrı bir yargılama gününün belirleneceğini söyledi.

Tutuklu ve tutuksuz sanıkların birbirlerine soru sorma ihtimallerinin bulunduğunu anlatan Turgut, ''Sanıkların hepsi aynı örgütün mensubu sayılıyorsa, birbirlerinden ayrı yargılanmaları insan haklarına da yargılama usulüne de aykırıdır'' dedi.


''Böyle bir yargılama hiçbir yerde yoktur"

CHP adına davayı izleyen Manisa Milletvekili Şahin Mengü, yargılamanın yapıldığı salona girdikleri andan itibaren böyle bir salonda adil bir yargılamanın yapılamayacağına açıkça tanık olduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

''Adil yargılamanın yapılamayacağı kadar küçük ve elverişsiz olan mekanda yargılama yapılmaya başlandı. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir utanç vesilesidir. Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250. maddesinin 7. fıkrasına göre Adalet Bakanlığı bu ilçe sınırları içinde bu yargılamayı yapmaya karar vermişse, kamunun çok daha müsait salonlarına el koyma hakkına sahiptir. Bu ilçe sınırları içinde çok modern spor salonları vardır. Bunca zamandır yürütülen soruşturmada bu kadar kalabalık avukat ve sanıkla yürüyecek davada bir salon ayarlayamayan Adalet Bakanı'nın hemen istifa etmesini istiyoruz. Eğer söylenenler doğruysa Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın da istifa etmesi gerekir. Böyle bir yargılama, böyle bir düzen hiçbir yerde yoktur.''

CHP'li Mengü, davanın mevcut salonda görülmeye devam edilmesi durumunda, hak ihlalinin gündeme geleceğini savunarak ''Adil yargılanma hakkının dışında, 15-16 aydır tutukluluk hali devam eden insanlara savunmalarını dahi yapmaları için gerekli fiziki imkan sağlanmamıştır'' dedi.


''Salon çok kötü ve yetersiz"

Ulusal Sivil Toplum Örgütleri Sözcüsü ve İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı avukat Aydeniz Tuskan da ''salonun çok kötü ve yetersiz olduğunu'' belirterek, ''Biz bunları daha önce tespit edip göremedik. Bu nedenle burada adil yargılanma yapılması mümkün değil'' diye konuştu.

Bu davayla başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere cumhuriyetin temel kurumlarının hedef alındığını ileri süren Tuskan, ''Bu büyük haksızlıklara göz yummamız kendimizi inkar anlamına gelir. Cumhuriyeti savunmak için buradayız'' dedi.


Diğer açıklamalar

Bu arada yargılamanın yapıldığı Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi önüne gelen ve ellerinde pankart ve dövizler taşıyarak sloganlar atan çeşitli sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri de basın açıklamaları yaptı.

Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi grup adına açıklama yapan Genel Başkan Osman Yılmaz, Silivri'de yurtsever, Atatürkçü aydınların, siyasetçilerin, gazetecilerin yargılandığını ifade ederek, ''Bizim vatansever aydınlarımızdan bir kuşkumuz yok. Biz Atatürkçülüğü onlardan öğrendik. Türk gençliği olarak bu davanın, bu tertibin takipçisiyiz, biz bunun teminatıyız. Burada söz veriyoruz'' diye konuştu.

Bu arada DTP, İnsan Hakları Derneği, Sosyalist Demokrasi Partisi ve Özgür-Der'in de aralarında bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşlarına üye gruplar adına yapılan basın açıklamasında da yapılacak yargılamanın gerçek bir yargılama değil, göstermelik olduğu savunuldu.

Bu arada jandarma kuvvetleri, basın açıklaması yapan bu grup ile İşçi Partili bir grubun karşı karşıya gelmemesi için güvenlik önlemi aldı.

Öte yandan, yerleşke girişinde toplanan kalabalığın sayısının gittikçe arttığı gözlenirken, ''Ne ABD, ne AB, tam bağımsız Türkiye'' yazılı büyük bir pankart açıldığı görüldü.
Ellerinde çeşitli dövizler, Türk bayrakları ve Atatürk'ün resimlerinin bulunduğu bayraklar taşıyan grubun yerleşke önündeki bekleyişi sürerken, güvenlik önlemleri alan jandarma da grubun yerleşkenin kapısına yaklaşmasına izin vermedi.

Grubun içerisindeki İşçi Partililer'in, davanın sanıklarından emekli orgeneraller Hurşit Tolon, Şener Eruygur ile İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk'un fotoğraflarının bulunduğu, ''Tertip bozulacak Amerika kaybedecek, Türkiye kazanacak'' yazılı bir afiş açtıkları görüldü.

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek ve İP'li sanıkların avukatı Mehmet Cengiz, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesi gerektiğini savundu.

Perinçek'in avukatı Cengiz

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki adliyede görülen davanın duruşmasında müdahillik talepleri konusunda söz alan Perinçek ve İP'li sanıkların avukatı Cengiz, müvekkillerinin yasal bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilileri olduğunu ve haklarındaki iddiaların da parti çalışmalarından ibaret bulunduğunu söyledi.

Suç faaliyeti olarak sözü edilen eylemlerin parti faaliyetleri olduğunu ifade eden Cengiz, bu nedenle mahkemenin dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirmek ve göndermekle görevli olduğunu savundu.

Görülmekte olan davanın konusunun Anayasa Mahkemesinin yetkisinde olduğunu öne süren Cengiz, müvekkilleri hakkındaki davanın ayrılmasını istedi.

Cengiz, ''Bu talebimiz kabul edilmediği takdirde ortada bir iddia var. (Hükümet devrilecekti) deniyor. Hükümet Ankara'dadır. Bazı gizli belgelerden bahsediliyor. Genelkurmay Ankara'dadır. MİT'in merkezi Ankara'dadır. İddianamede 4 mağdur var. Eylem Ankara'dadır. Bunlar dikkate alındığında, son hareketin yapıldığı yerin Ankara olması nedeniyle dosyanın Ankara'ya gönderilmesini istiyoruz'' diye konuştu.

Sabahki oturumda salonun fiziki şartlarının tartışıldığını, ancak bunun dışında cezaevi duvarlarıyla çevrili bir yerde yargılama yapılmasının tartışılması gerektiğini savunan Cengiz, ''Cezaevinde yargılama yapılması ancak Hitler Almanyası'nda görülebilir. Bu, sanıklara karşı psikolojik bir savaşın parçasıdır'' dedi.

Cengiz, eski Yozgat senatörü olan bir avukatın duruşmaya gelmek isterken sadece yanlış istikamete girdiği ve uyarıyı görmediği için arkasından ateş açıldığını öne sürdü.
Celse arasında alınan kararları da eleştiren Cengiz, duruşmanın İstanbul merkezinde bir spor salonunda yapılmasını talep etti. Cengiz ayrıca, taleplerinin değerlendirilmesi zaman alacağı için müvekkillerinin tahliyesine karar verilmesini istedi.
Cengiz Ergenekon davasının şeklen başlatıldığını ancak fiilen başlatılamadığını söyledi.
Bunun, ''bugüne kadar yönetilen psikolojik savaş etkinliğindeki bu oluşumun cezaevi kampüsünde sürdürülmesi planından kaynaklandığını'' ileri süren Cengiz, tartışma eşliğinde başlayan yargılamanın bir türlü sorgulara geçilmesi aşamasına ulaştırılamadığını ifade etti.
Cengiz, bunun bir ''fiziki mekan sorunu'' olarak algılandığını ve değerlendirildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Mahkemece de böyle değerlendirildiği öğleden sonra verilen ara kararı ile anlaşılmıştır. Oysa bu bir fiziki mekan sorunu değildir. Bizim yargılama tarihimizde hiçbir zaman cezaevi duvarları arkasında yargılama yapılmamıştır. Sanıkları 'tutuklu' ve 'tutuksuz' diye ikiye böldüler. İki grup da farklı oturumlarda yargılanacaklar. Bunlar, iddiaya göre, bir suçu birlikte işleyen sanıklardır. Birbirlerinin ifadelerini duymak ve birbirlerine soru sormak en yasal haklarıdır.
İP, Siyasi Partiler Yasası'na göre kurulmuş bir partidir. Doğu Perinçek de ısrarla bir noktanın altını çizdi; 'bir siyasi parti hakkında soruşturma, kovuşturma açmak bizim Anayasamıza ve Siyasi Partiler Yasamıza göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görevi ve yetkisindedir.''

Perinçek'in itirazı

Avukatının ardından ekleyecekleri olduğunu söyleyerek söz alan Doğu Perinçek, parti kapatma davasına konu olabilecek suçlar ile ceza hukuku alanına giren suçların birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.

Bir parti üyesinin ''yankesicilik'' ve ''adam öldürme'' gibi suçlar işlemesi halinde ceza hukuku açısından yargılanacağını kaydeden Perinçek, ancak partinin programı, Merkez Yürütme Kurulu'nun aldığı kararlarla ilgili yapılacak bir yargılamanın ancak Anayasa Mahkemesi'nde olacağını söyledi.

İşçi Partisi'nin bir suç örgütüne dönüştüğü yönünde iddialarda bulunulduğunu belirten Perinçek, ''Bir parti suç örgütüne dönüşünce kapatılır. Öyleyse bu bir kapatma davasıdır. Siz buna bakamazsınız. Sizin yetkinizde değildir. Anayasa Mahkemesine emir veremezsiniz. Ben bu konunun 40 senelik uzmanıyım. Bu konuda kitap yazan tek kişiyim. İşçi Partisi yöneticileri suç örgütü kurdu diye karar vereceksiniz. Buna karar veremezsiniz'' diye konuştu.

Partileri ancak Anayasa Mahkemesi'nin kapatabileceğini belirten Perinçek, bu uygulamanın neden böyle olduğu konusunda örnekler verdi. Dosyalarının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesini isteyen Perinçek, Mayıs ayından önce birtakım dosyaların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiğini hatırlatarak, bundan sonra elde edilen delillerin de gönderilmesini istedi.

Perinçek, ''Kanunsuz dinlemeleri de gönderin. Biz hepsinin hesabını veririz'' dedi.
İşçi Partisi'ne yönelik bu konudaki talepleri zaten Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın umursamadığını öne süren Perinçek, ''Çünkü suç yok'' diye konuştu. Mahkemenin bu talebi ciddiyetle incelemesini istediğini kaydeden Perinçek, ''Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yetkilerini İstanbul Cumhuriyet Savcılığı gasp edemez'' dedi.
Perinçek, ''Bizim hakkımızda Anayasa Mahkemesi (bir suç örgütüdür) diye izin verirse, o zaman siz bireysel suçlar açısından ele alırsınız. Kapatma kararı olmadan kesinlikle karar alamazsınız'' şeklinde konuştu.

Perinçek'in konuşması sırasında zaman zaman sesini yükselterek sert bir üslupla hitap etmesi dikkat çekti.


Şule Perinçek

İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in eşi ve İP Merkez Karar Kurulu Üyesi Şule Perinçek, ''Ergenekon'' davasının içinden çıkılması çok zor bir dava olduğunu kaydederek ''Siyaseti hukukun içine uydurmaya çalışıyorlar. Bunun başarılı olmayacağı ilk duruşmadan itibaren görüldü'' dedi.

Şule Perinçek, ilk duruşmanın tamamlanmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, son derece örgütsüz bir duruşma yaşandığını, oğlu ile içeri girip davayı izleme şansı bulamadığını söyledi.Duruşmada İP ile ilgili iki önemli konuşma olduğunu, bunları Doğu Perinçek ve avukat Mehmet Cengiz'in yaptığını dile getiren Şule Perinçek, şöyle konuştu:
''Avukat Cengiz, konuşmasında 'İşçi Partisi'nin liderinin ve yöneticilerin işledikleri herhangi bir suç varsa partiye ilişkin suçlamalar olması gerektiği' söyledi. Eğer bu böyleyse dava Yargıtay Başsavcılığına gitmeli. Eğer gerekli görülürse yargılama Anayasa Mahkemesinde yapılmalı. Biliyorsunuz ki Doğu Perinçek kamu hukuku hocasıdır. Bu işin uzmanıdır. Duruşma sırasında hukuki bakımdan son derece yerine oturan bir konuşma yaptı; 'mahkemenin yetkisiz olduğunu' söyledi. 'Yargılamaya yetkili olacak mercinin, bir ceza davası olmadığı için Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi olduğunu' ifade etti.''
Perinçek, duruşmanın 23 Ekim'e ertelendiğini hatırlatarak, ''Hakimlere bir anlamda çok hak veriyorum. Dava, içinden çıkılması çok zor bir dava. Siyaseti hukukun içine uydurmaya çalışıyorlar. Bunun da başarılı olmayacağı ilk duruşmadan itibaren görüldü. Davanın ilk gününün karar günü olduğu anlaşıldı. Siyaset hukuka sığmayacak. Bu mahkeme bir anlamda ölü doğdu''
şeklinde konuştu.
''Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli davası'' diye bilinen bir davanın böyle görülmeyeceğini'' savunan Şule Perinçek, ''Bu dava hukuk ve siyaset tarihimize kara bir leke olarak geçecektir'' iddiasında bulundu.

Şule Perinçek, bir gazetecinin, ''Eşinizi duruşma salonunda göremediniz mi?'' sorusu üzerine de ''Duruşmaya müdahil olarak katılmak isteyen DTP'liler salona girerek oturdu. O kadar ağırıma gitti ki orada cezaevinden çıkartılıp terör suçundan yargılanan bir kişi, benim yerime oturdu ve duruşmayı izledi. Böyle bir hukuki dava olmaz'' yanıtını verdi.

Siyasetin hukukun önünde geçtiği iddiası

Sanık avukatlarından Kadir Kartal da siyasetin hukukun önüne geçtiğini öne sürerek, iddianameyi eleştirdi.

Kartal, ''İddianame değil, vesika. Kağıt parçası'' diye konuştu. Mustafa Özbilgin'den ''şehidimiz'' olarak söz eden Kartal, Özbilgin'in yakınlarının Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde müdahil olduklarını hatırlatarak, Cumhuriyet Gazetesi haricindeki müdahillik taleplerinin reddini istedi. Bu arada, avukatların konuşması sırasında kayıt yapılan CD'nin dolması üzerine kısa bir süre CD'nin değiştirilmesi beklendi.

Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz de iddianamede Danıştay baskını ve Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması suçlarının bulunduğunu hatırlattı.

Kerinçsiz, ''Cumhuriyet Gazetesinin bombalanmasına son derece üzgünüm. Onun failleri burada değil. Onlar yargılandılar. Müdahillik taleplerinin reddedilmesini istiyorum, ama acılarını paylaştığımı burada teyit ediyorum'' dedi.

Kerinsiz, Cumhuriyet Gazetesi de dahil olmak üzere hiçbir müdahillik talebinin kabul edilmemesini isteyerek, ''Ben mesleki çalışmalarımdan dolayı buradayım'' diye konuştu.
Soruşturmanın ilk aşamasında Muzaffer Tekin ve Ergün Poyraz'ın müdafisi olduğunu, tutuklandığı tarihe kadar da bu görevinin devam ettiğini belirten Kerinçsiz, yargılandığı bu davayla ilgili İstanbul Barosunun da kendisine yönelik işten yasaklanmasına ilişkin herhangi bir kararı olmadığını söyledi.

Yine davaya bakan mahkemenin savcılarının da kendisiyle ilgili bir kararı olmadığını, Tekin ve Poyraz'la ilgili müdafiliğinin bu açıdan devam ettiğini anlatan Kerinçsiz, bu davada hem sanık, hem de müdafi olarak yer aldığını kaydetti. Kerinçsiz, sanık bölümündeki yerinden alınarak, sanık avukatlarının bulunduğu bölüme getirilmesini istedi.

Üye hakimin davadan çekilmesi istemi

Kerinçsiz ayrıca, mahkeme üyelerinden Sedat Sami Haşıloğlu'nun da davaya devam etmesinin hem kendisi, hem de diğer sanıklar açısından sorun olacağını, bu yüzden bu üyenin reddedilmesini istedi.

Soruşturma kapsamında sorgu hakimi olan Haşıloğlu'nun huzuruna çıktığında bu hakimin kendisine tek bir soru dahi sormadığını öne süren Kerinçsiz, şöyle devam etti:
''(Buyrun Kemal Bey, anlatın siz ne anlatacaksanız) dedi. Ben de (Siz sorun ben cevaplayayım) deyince bana, (Ben sizi dinliyorum) dedi. Ben de müvekkillerimle ilgili dosyalar üzerine konuştum. 10 dakika sorgulama yapmadan (biraz da avukatlarınız savunma yapsın) dedi. Beni suçlu görmedi. Avukatlar da konuşsun, bitirelim anladım. Çünkü 24 yıllık avukatım. Müdafiler de kısa konuştu. Konuşmaları da sürekli kesildi. Sonuçta tutuklandığıma inanamadım, çünkü sorgulanmadım. Hiç suç isnad edilmedi. Savunma yapamadım. Hakim, sorguyu usulen yaptıktan sonra tutuklama kararını açıklamıştır. Hakim, siyasi mülahazalarla açıkça tavır aldığını göstermiştir.''
Kerinçsiz, reddi hakim taleplerinin kabul edilerek, Hakim Haşıloğlu'nun davadan çekilmesi gerektiğini savundu.

Kerinçsiz, mahkeme heyeti başkanı ve diğer üyenin tarafsızlığa gölge düşürecek bir eylemleri olmadığını da ifade ederek, Haşıloğlu'nun yerine, siyasi fiillerden arınarak dosyaya bakacak bir hakimin görevlendirilmesini istedi.

Gözaltıların belirli sürelerde yapıldığını, sorguların bazı nöbetçi hakimlerle yapılmak istendiğini öne süren Kerinçsiz, seçilmiş bazı hakimlerin İstanbul Özel Ceza Mahkemesine tayinlerinin bu dava düşünülerek yapıldığı kanaati oluştuğunu öne sürdü.
Soruşturmanın siyasallaştırıldığını iddia eden Kerinçsiz, üye hakim Haşıloğlu'nun heyette yer alması suretiyle yargılamaya devam edilmesinin yargılamaya gölge düşüreceğini ileri sürdü.

Kerinçsiz, Haşıloğlu'nun davadan çekilmesi ya da reddine ilişkin taleplerinin kabulünü istedi.


Heyet başkanından tepki

Tutuklu sanıklardan Semih Tufan Gülaltay da, Ankara 1 No'lu DGM'nin ''TİT'' isimli bir örgütün olmadığını gerekçeli kararında yazdığını söyleyerek, Akın Birdal'ın vurulmasıyla ilgili dosyanın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesince bozulduğunu ve 26 Aralıkta duruşmasının görüleceğini söyledi.

Sorgulanmak üzere cezaevinden 20 Martta İstanbul Adliyesi'ne götürüldüğünü, soruşturmayı yürüten 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından saat 15.00'den 01.30'a kadar sorgulandığını anlatan Gülaltay, hiç tanımadığını söylediği İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek'le ilgili operasyon hazırlıklarının o sırada sürdüğünü belirtti.
Sanık Behiç Gürcihan da ''Boynumuza asılan terörist yaftasıyla yargılanmayı bekliyoruz'' şeklinde konuşarak, salonun değiştirilmesi ya da mahkemenin yetkisizlik kararı vermesi yönündeki taleplere katılmadığını söyleyerek, ''Bir an önce kendimi savunmak istiyorum'' dedi.

Sanık Hayrettin Ertekin de üye hakim Haşıloğlu'nun reddine ilişkin dilekçesini avukatının mahkemeye sunacağını belirtti.

Ertekin'in söz alan avukatı Taner Uzun da üye hakim Haşıloğlu'nun çekilmesini talep ettiklerini söyleyerek, tutuklama yapan hakimin ceza yargılaması yapamayacağını, bu nedenle çekilmesini talep ettiklerini, dolayısıyla reddi hakim talebinde bulunduklarını ifade etti.

Sevgi Erenerol'un avukatı Nevzat Erdemir de davanın politik bir dava olduğunu ileri sürerek, müvekkili hakkında suç olacak hiçbir fiil bulunmadığını iddia etti. Davanın görüldüğü yerin duruşma salonu değil, cezaevi olduğunu dile getiren Erdemir, yargılamanın aleniliği kuralının da ihlal edildiğini savunarak, ''Adil yargılanma hakkı ayaklar altına alınıyor. Hak aramak için buraya gelen insanlara ateş ediliyorsa, adil yargılama koşullarından bahsetmek olanaksızdır'' şeklinde konuştu.
Doğu Perinçek ve diğer 10 sanığın avukatı Ceyhan Mumcu da yetkisizlik kararı verilmesi yönündeki taleplerinin kabul edilmesini ve tutuklu sanıkların tahliyesini istedi.
Sanık SESAV Başkanı İsmail Yıldız da ''Sayın Başbakan'ın, (Ben bu davanın savcısıyım) beyanı aynı zamanda (Ben bu davanın hakimiyim) beyanını da içerebilir'' şeklinde konuştu.

Bunun üzerine araya giren heyet başkanı, ''Mahkeme bunu şiddetle reddeder'' dedi.
Yıldız, SESAV'ın danışmanlık hizmeti verilen bir kuruluş olduğunu da sözlerine ekledi.


Muzaffer Tekin

Sanık Muzaffer Tekin de 17 aydır tutuklu olduğunu söyleyerek, ''Sanal bir örgüt yaratıldı. Ben bu örgütün yöneticisi olarak suçlanıyorum, ama örgütümü bilmiyorum. (Siyasi komplo) diyorum'' dedi.
Bu sırada heyet başkanı Muzaffer Tekin'i ''konuyu dağıtmaması, toparlaması'' konusunda uyardı.
Tekin, daha sonra ''O basında yansıtılan Muzaffer Tekin ben değilim'' şeklinde konuştu.
Danıştay saldırısıyla ilgisi olmadığını söyleyen Tekin, ''Ben o davadan hem (muzaffer) hem (tekin) çıktım'' dedi.
Tekin, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması olayıyla da ilgisinin bulunmadığını savunarak ''Bizler terör örgütü değiliz. Cinayet de işlemedik'' diye konuştu.


Savcı Pekgüzel'in görüşü

Avukatların ve sanıkların talepleri konusundaki görüşü sorulan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, davanın tutuklu sanıkları Hayrettin Ertekin, Kemal Kerinçsiz ve bazı sanık avukatlarının mahkeme heyetini oluşturan hakimlerin reddi konusundaki taleplerinin CMK'da sayılan nedenlerden birisine dayandırılmadığını, hakimin reddedilmesini gerektirecek, tarafsızlığından şüphe edilecek bir gerekçe gösterilmediğini kaydetti.

Savcı Pekgüzel, CMK'nın 31. maddesinin 1. fıkrası B bendi uyarınca ret istemlerinin geri çevrilmesini talep etti.

Danıştay saldırısının örgütün eylemlerinden sadece birisi olduğunu, ele geçirilen belgelerden örgütün merkezinin İstanbul olduğunun anlaşıldığını, eylemlerin bir kısmının da burada yapıldığını belirten Pekgüzel, bu açıdan yetkisizlik konusundaki taleplerin de reddini istedi.

İşçi Partisi'nin, dosyanın ayrılarak Yargıtay'a gönderilmesi konusundaki taleplerinin de reddedilmesi gerektiğini söyleyen Savcı Pekgüzel, Kemal Kerinçsiz'in de daha önce avukatlığını yaptığı kişilerle aynı suçtan yargılanması nedeniyle müdafilik görevinden yasaklanmasına karar verilmesi talebinde bulundu.

Öte yandan Danıştay saldırısında hayatını kaybeden Mustafa Özbilgin'in oğulları Serkan ve Gökhan Özbilgin de duruşmada izleyici olarak yer aldı.

Kendilerine herhangi bir celp gelmediğini belirten Gökhan Özbilgin, şu anda sadece duruşmayı izlediklerini, herhangi bir talepler olmadığını, bu konuda daha sonra karar vereceklerini ifade etti.

Fikri Sağlar

Eski Kültür Bakanlarından gazeteci-yazar Fikri Sağlar, ''Ergenekon'' davasına ''evrensel hukuka uygun bir şekilde devam edilmesi'' gerektiğini söyledi.
Ergenekon davası duruşmasının ardından gazetecilere açıklama yapan Fikri Sağlar, ''Türkiye'de insanların bu dava ile gerçekleri görmek istediklerini'' kaydederek şöyle konuştu:
''Göremezlerse bu insanların hayal kırıklıkları bir sonraki adımı engeller. O sonraki adım da hukuk devleti haline gelemememizdir. Bu nedenle davayı tarihi bir dava olarak görüyorum. Beklediğimiz, demokratik hukukun ortaya çıkmasıdır. Bu davaya evrensel hukuka uygun bir şekilde devam edilmeli. Bunun altyapısı Adalet Bakanlığı ve Hükümet tarafından yapılmalı.''

Sağlar, iddianamesi 2 bin 500 sayfayı bulan bir davanın böyle olmaması gerektiğini savunarak, hazırlığı çok daha iyi yapılmalıydı'' görüşünü ifade etti.
Bir gazetecinin, ''tutuksuz sanıkların yargılanmasının ayrı yapılması kararına'' ilişkin sorusuna da Sağlar, ''Sanıklar kendilerine isnat edilen suçları savunacağı ortamı bulabilmeliydi. Ayrı yargılama tartışılacak bir konudur. Duruşmada 3 avukat sınırlaması getirilmesi ilginç bir durumdur. Bir iddia atıyorsunuz ortaya ama karşıdaki insanın savunmasını elinden alıyorsunuz, burada adalet oluşmaz. Bu durumlar adaletin yerine getirilmesini engelliyor'' yanıtını verdi.

Bu arada, Silivri Cezaevi Yerleşkesi önünde protesto gösterileri yapan İşçi Partisi, Biz Kaç Kişiyiz Platformu ve Türk Gençlik Birliği üyelerinden oluşan gruplar da duruşmanın ertelenmesinin ardından buradan ayrıldı.


Fotoğraf: Vedat Arık

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler