Kapat

Son Haberler

A+ A-

Şüphe varsa, çözüm de var!

Beyoğlu’nda bir internet kafe. Kadrolu hacker’ları var, müşterileri ise eşlerinden, çocuklarından, sevgililerinden, hatta anne ve babalarından kuşkulananlar… Hacker adalet dağıtıcısı rolünde, müşteri ise hem meraklı hem de öğreneceklerinden korkan bir kurban… Mahremiyetin sınırlarını delmenin bedeli ise 400 YTL.
Yayınlanma tarihi: 2 Kasım 2008 Pazar, 13:34

Artık herkes herkesten şüpheleniyor, en yakınlarından bile… Bildik ve eski bir hikâye aslında, eşlerin birbirini kıskanması, anne ve babaların büyüyüp kontrollerinden çıkan çocuklarının beyinlerinden neler geçtiğini, kendilerinden uzak zamanlarda kimlerle, neler yaptığını merak etmesiMerak ve şüphe bugüne kadar insanı harekete geçmekten alıkoyuyordu, çünkü uzun ve yorucu bir işti, ama bugün teknoloji var! Kullanmayı bilmese de, kullandıracak parası olması, şüphelenenleri ayağa kaldırıyor. Geçen hafta gazetede bir haberde, internet kafelerde genç hackerların yani bilgisayar korsanlarının kıskançlık krizi geçiren kadın ya da erkeklerin yardımına koştuğunu okuyunca ben de ayağa kalktım. Bu şüpheciler, şüpheliler ve teknolojiyi onlar adına kullananlar kimler, merak ettim… İlk aklıma gelen sorular; “kimdir bunlar, onlarla nasıl iletişime geçilir, nasıl bir jargonla konuşulur, ne kadar para isterler, internet üzerinden ya da telefonla mı bu merak simsarlarına ulaşılır?”... Kulaktan dolma birkaç bilgi ve kısa bir Google etüdü yaptıktan sonra mimlediğim birkaç internet kafeye doğru yola koyuldum. İlk durağım Beyoğlu’nda bir internet kafe oldu. Ne istediğinden emin bir ifadeyle kafenin sahibi ya da yöneticisi olmalı, girişteki bilgisayarda oturan genç bir çocuğa yanaştım. Derdimi anlatıp bana yardımcı olacak birini bulabilir miyim, diye sordum. Benim de bir sevgilim vardı, beni aldattığından şüpheleniyordum, evliliğimize az bir zaman kalmıştı, bu şüphelerimi gidermezsem, ihtimal mutsuz olacak, mutsuz edecektim! Adam yüzüme ve tipime bakıp, biraz kaba, biraz da kinayeli bir şekilde “Kendin yapamıyor musun, gençler bu işi iki günde çözüyor” dedi. Susup sorumun cevabını bekledim. “Sen takıl buralarda” dedi “onlar gelir seni bulur, otur bir bilgisayara oyun oyna, chat yap, gezin”.

Gezindim, hem de birkaç saat… Sıkıntım artarken orta yaşlarda bir kadın yanımdaki bilgisayara oturdu. Orta halliceydi, durgundu ve belli ki bu ortamların yabancısıydı. Uzunca bir süre bilgisayara dokunmadı. Ellerine baktım, ne onları ne de ayaklarını koyacak yer bulamıyordu. Jetonum düştü, o da benim beklediğimi bekliyordu, yani şüphelerimizi giderecek, bizi huzura kavuşturacak hacker’ı. İki şüpheci konuşmaya başladık… Tahminim doğruydu, bilgisayardan hiç anlamıyordu, ev kadınıydı, çocukları vardı, onları büyütüyordu... Dördüncü maymunu, safı oynadım.

Derdiniz nedir?

O da saftı, anlatmaya başladı, kocasından şüpheleniyordu. Kocası geceleri -o da evde olduğunda- bilgisayar başında sürekli bir şeyler yazıyor, o yanına gidince internet üzerinden kart veya okey oynadığını söylüyordu. Hatta kızıp “Kahvede oynasam daha mı iyi olacak?” diye söyleniyordu. Esra Hanım’ın -Aynı dertten mustarip olduğumuza inanıp gerçek ismini söylemekten çekinmedi, ama elbette onun ismini değil, ona uygun bulduğum ismi kullanıyorum. Neme lazım, kocası Cumhuriyet okuru olabilir, bütün kadınları aynı isimden teşekkül zannedebilir ve vay arkamdan kuyumu kazıyorsun ha deyip, mahkemenin yolunu tutabilir- merakı kocasının hayatına internetten birilerinin sızıp sızmadığıydı. Öğrenmek için bu yolu, yöntemi bir arkadaşından öğrenmişti ve işte şimdi buradaydı… “Bu yaştan sonra hafiyeliğe başladım hem de hiç anlamadığım bu aletle” derken kendi haline gülüyor, söyleniyordu ama bir kez aklına koymuştu, vazgeçmeyecekti…

Soru kaçınılmazdı: Diyelim şüphende haklı çıktın, ne yapacaksın?

Cevap sorudan daha da can yakıcıydı: Eğer başka kadınlar varsa da elden bir şey gelmez elbette. Adamla oturup konuşulmaz da... Çocuklarım var, onlar ne yapar?

Durduk, sustuk...

Sonunda hacker’ımız geldi, “Derdiniz nedir”? Kendinden pek bir emindi, dahası küstahtı, bu ses tonuna da yansıyordu. Sıramı olacakları izleyebilmek için Esra Hanım’a verdim. Oyun oynanan bilgisayar kabinlerinden birine geçtiler… Yarım saat konuştular, çocuk bilgisayar üstünden bir şeyler anlatıyordu, ama Esra Hanım’ın anlamadığı belliydi. İşleri bitip de ayrılırlarken Esra Hanım’ın yüzüne baktım, galiba o haklı çıkmıştı!

Sıra bendeydi. Bir arkadaşımın referansı ile geldiğimi, sadece soru soracağımı söyledim. Gazeteci olduğumu gizlemedim. Korkmadı, ürkmedi “Ya para?” dedi. “Para yok” dedim “Haber yapacağım”. Kovulmayı beklerken, yıllardır kendisini keşfedecek bir gazeteciyi beklermişçesine Ben bir ihtiyacı gideriyorum” dedi “Ayrıca bunun yasal bir sorumluluğu yok. Kim beni suçlayabilir ki”? İsmi Mustafa. 22 yaşında, üniversitede işletme okuyor. Küçük yaştan beri bilgisayarla haşır neşir. “Bilgisayarda hiç oyun oynamadım, internette chat de yapmadım, hep programlarla uğraştım” diyor. Lise yıllarında arkadaşlarının internet yazışmalarını deşifre edip eğlenirken, onu bu işe arkadaşları yöneltmiş. İlk şüpheciler arkadaşları, şüpheliler de onların sevgilileri olmuş. “Madem bu işi biliyorum, para da kazanabilirim” demiş kendi kendine.

Her şeyin bedeli var...

Mustafa’nın müşterileri bilgisayardan pek anlamayan, kıskançlık histerileri geçiren, her yaştan kadın ve erkekler. Söylediğine göre, şanı internet üzerinden de yürümüş. MSN, mail yazışmalarını deşifre ediyor. Açığa çıkardıklarının sorumluluğunu da taşımıyor. “Ben gerçekleri, saklananları gösteriyorum” derken bir tür adalet dağıtıcısı misyonu üstlendiğini ima ediyor. Elbette bu misyonun bir bedeli var! Becerisine ve harcadığı zamana göre, 150 YTL’den başlayıp 400 YTL’ye kadar para alıyor. Anlatmaya yanaşmadığı pek çok hikâye biriktirmiş, annesini izleten çocuklar, sevgilisini, eşini, kız kardeşini, ağabeyini kontrol etmek isteyenler... Liste uzadıkça uzuyor. En sıkı müşteri grubu evleneceği insanın dürüstlüğü”nü sorgulayanlar! Peki, bu iş ne kadar gider, nereye varır? “Gittiği yere kadar” diye yanıtlıyor ve susuyor…

Bu sessizliğin huzursuzluktan kaynaklandığını, yaptığı işi sorguladığını düşünüyorum, ama ben kafeden çıkarken arkamdan sesleniyor: İşin olursa bulursun beni!”

Bulur muyum?
Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler