"İlkelerden oluşan bir dış politika izliyoruz"

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin dış politikasını değerlendirirken "tek bir resim" üzerinden hareket edilmemesi, "kapsamlı bir süreç analizinin" yapılması gerektiğini söyledi.
Yayınlanma tarihi: 30 Kasım 2010 Salı, 09:37

ABD'deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsünde Türkiye'nin dış politikası konulu bir konferans veren Davutoğlu, Türkiye'nin dış politikasına dair yapılan "en tehlikeli" yöntemsel hatanın, "tek bir resim" üzerinden analiz yapmak olduğunu belirterek, doğru yöntemsel yaklaşımın, "farklı farklı resimlerin toplanmasıyla oluşan kapsamlı bir süreç analizini" gerektirdiğini söyledi.

Türkiye'nin bugün ekonomi, siyaset ve dış politikada bir "restorasyondan" geçtiğini dile getiren Davutoğlu, bu restorasyonun Türkiye'nin tarihindeki, birincisi 19. yüzyılın başındaki Tazminat dönemi, ikincisi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, üçüncüsü İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki büyük ekonomik ve siyasi dönüşümde yaşanan restorasyonların ardından geldiğini anlattı.

Davutoğlu, "bu son dördüncü restorasyona" aslında Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından ihtiyaç duyulduğunu, ancak o zamanki siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik kriz ve terör eylemlerinin buna engel olduğunu ifade etti.

AKP hükümeti olarak demokrasiyi güçlendirmeye çalıştıklarını, bunun "güvenlik yönelimli değil, özgürlükler yönelimli bir demokrasi" olduğunu ve bu nedenle de NATO'ya paralel olarak AB'yi referans aldıklarını kaydeden Davutoğlu, ekonomik restorasyon olmadan siyasi restorasyonun başarılı olamayacağını söyleyerek, Türk ekonomisinde son 8 yılda yaşanan ilerlemelere değindi.

"Kutuplaşma istemiyoruz"

Davutoğlu, bu siyasi ve ekonomik restorasyonun yeni bir dış politika düzenlemesi gerektirdiğini söyleyerek, bu yeni dış politikalarının doğuya yönelme şeklinde olmadığını, tüm komşularıyla ayrım gözetmeksizin ilişkileri geliştirdiklerini belirtti. Bakan Davutoğlu, örneğin Türkiye ile Yunanistan'ın, ilişkilerinin 87 yıllık tarihi boyunca sadece 35 anlaşma imzaladığını, geçen Mayıs ayında ise sadece bir günde 22 anlaşma imzaladıklarını hatırlattı.

Çevre bölgelerdeki istikrarsızlık ya da kaos ortamının bedelini Türkiye'nin ödediğine işaret eden Davutoğlu, bölgede barışın ve istikrarın güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın önemini vurgulayarak, bu açıdan Türkiye'nin aktif dış politika sürdürmesinin gereklilik olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, en başından beri, krizleri önlemek amacıyla aktif barış diplomasisine ihtiyaç duyulduğunu devamlı olarak dile getirdiklerini anımsatarak, "Bölgemizde yaptırımlar, izolasyonlar, ticaret ve vize kısıtlamaları istemiyoruz" ifadesini kullandı.

Kültürel ve ekonomik alanlarda doğuyla batı, kuzeyle güney arasında bölünmenin yaşanmasını istemediklerinin altını çizen Davutoğlu, bu tür bölünmelerden Türkiye'nin zarar gördüğünü, bu açıdan çevre coğrafyalarla entegre olmak istediklerini söyledi. Davutoğlu, "Küresel bir güç olarak, üyesi olduğumuz NATO'nun diğer ülkeler, ülkeler grubu ya da bölgelerle çatışma içinde olmasını istemiyoruz. Bu nedenle NATO zirvesinde, bir düşman cephesi ilan edilmemesi konusunda çok dikkatli davrandık. Çünkü Soğuk Savaş sırasındaki bu kutuplaşmadan yeteri kadar zarar gördük, dünyamızda artık yeni bir jeopolitik kutuplaşma istemiyoruz" diye konuştu.

Davutoğlu, Türkiye olarak, bölgesel ve küresel barışı temel alan bir dış politikaya sahip olduklarını kaydederek, "Herhangi bir çatışmanın bir tarafı olmayacağız, çevremizde barışın piyonu olacağız, dış politikamızın felsefesinde bu yatıyor" dedi.

"Tarihimiz Yahudilerle ilişkiler konusunda çok temiz"

Bir soru üzerine Davutoğlu, Wikileaks belgelerinin hepsinin açıklanmasından Türkiye'nin hiçbir çekincesinin olmayacağını vurgulayarak, "Çünkü biz ilkelerden oluşan dış politika izliyoruz. İkili dil kullanmadık, Tahran'da bir şey, New York'ta başka bir şey söylemedik. Biz bütün arşivleri açmaya hazırız, dış politikamız samimi, ilkeli bir politikadır" diye konuştu.

İran konusunda, Türkiye'nin hangi ülkeden kaynaklanırsa kaynaklansın, nükleer silahların yayılmasına karşı, barışçıl nükleer kapasitenin ise yanında olduğunu kaydeden Davutoğlu, bölgede yaptırımlar değil, istikrar ve güvenlik istediklerini yineleyerek, İran'ı ya da başka bir ülkeyi değil, kendi ulusal çıkarlarını savunmanın çabası içinde olduklarını dile getirdi.

BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a yaptırımlar oylamasında kullandıkları "hayır" oyunun tek günde ortaya çıkmadığını, bunda da "tek bir resme bakarak değil, süreçsel analizin" yapılması gerektiğini belirten Davutoğlu, İran'ı müzakere zemininde tutabilmek için "hayır" oyu kullanmaları gerektiğini söyledi.

Davutoğlu, İsrail konusunda da "tek bir resimden" analizlerin yapılmasını eleştirerek, "(Eğer Türkiye, İran'la müttefik olduğu için İsrail'e saldırıyor) söylemleri doğru olsaydı, neden İsrail ile Suriye arasındaki görüşmelere arabuluculuk yaptı? Neden (o dönemki) İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Gazze'ye saldırıdan 4 gün önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın evinde 6 saat süreyle kaldı? İsrail'e saldırma niyetimiz varsa, neden bu kadar uğraştık?" diye konuştu.

İsrail'in Gazze operasyonu, Mavi Marmara olayı ve "alçak koltuk" krizini örnek veren Davutoğlu, Türkiye'nin tarih boyunca Yahudi karşıtı hiçbir geçmişe sahip olmadığını, Türkiye'nin tarihinin Yahudilerle ilişkiler konusunda çok temiz olduğunu vurguladı.
Davutoğlu, "İsrail, politikalarıyla kendisini böyle bir ülkeden uzaklaştırdı. Yaşananların süreç analizine bakarsanız, bunun Yahudilere, İsrail halkına, hatta tüm İsrail hükümetlerine karşı bir politika olmadığını, mevcut İsrail hükümetini, bölgesel barış ve istikrar vizyonuyla uyuşmayan politikalarından dolayı eleştirdiğimizi görürsünüz" dedi.

"İki millet beraber yaşadı"

Ermenistan konusunda da, 10 yıl önce Ermeni konusunun Türkiye'de bu kadar serbest ortamda tartışılamadığını hatırlatan Davutoğlu, ancak Fransa'da ya da bazı Avrupa ülkelerinde bu özgürlüğün olmadığını söyledi.

Davutoğlu, Türkler ve Ermenilerin 10 yüzyıl boyunca birlikte yaşadığını, 9,5 yüzyıl boyunca aralarında ne Anadolu'da ne de başka bir yerde hiçbir gerginlik bulunmadığını, Ermenilere yönelik "getto" uygulamalarının görülmediğini, geçmişte Osmanlı hükümetinde Ermeni bakanların, Avrupa başkentlerinde Ermeni büyükelçilerin olduğunu anlattı.

Bakan Davutoğlu, 1915 yılında yaşananlarla ilgili olarak, "adil bir hafızaya" ihtiyaç duyulduğunu, sadece "küçük bir döneme" bakılmaması, sadece "Türk ya da Ermeni bakış açısına takılınmaması" gerektiğini kaydetti.

Kafkaslarda, Balkanlarda da Türklerin öldürüldüğünü ve Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldıklarını hatırlatan Davutoğlu, "Biz hiçbir şey olmadı demiyoruz, birşeyler oldu, ama bize de oldu, hepimize oldu. Şimdi bunu onarma zamanı, o yüzden adil hafıza diyoruz. Biz herşeyi tartışmaya hazırız" diye konuştu.

"Pes etmedik"

Ermenistan ile protokolleri de bu anlayışla imzaladıklarını kaydeden Davutoğlu, yaklaşımlarının üç temel ayağı bulunduğunu belirterek, bunları Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi, dünyanın her yerindeki Türkler ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ve Kafkaslara istikrar getirilmesi olarak sıraladı ve bu üç ayağın birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Davutoğlu, "protokolleri hala savunduklarını ve pes etmediklerini" vurgulayarak, barışın, bölgesel bir düzeyde olmaması halinde sürdürülebilir olamayacağını, Türkiye'nin arabuluculuğunda yürütülen İsrail-Suriye dolaylı görüşmelerinde de bunun görüldüğünü, Gazze'deki krizin tüm bu süreci çökerttiğini kaydetti.

Bu nedenle, Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinde de, herşey normal gitse bile, diğer bölgelerdeki gerginliğin ilişkileri tekrar bozacağını belirterek, bu nedenle Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan arasında eşzamanlı sürece ihtiyaç olduğunu söyledi. Davutoğlu, Türkiye-Ermenistan sürecinde iyimser olduğunu, bunun seçimlerle değil, niyetle ilgisi bulunduğunu belirtti.

Davutoğlu, Türkiye'de basın özgürlüğünün durumuna ilişkin bir soru üzerine, basın özgürlüğünün, modern demokratik toplumların en temel özelliklerinden biri olduğuna işaret ederek, demokratikleşme sürecinde mükemmelliğin hiçbir zaman sağlanamayacağını, gelişime her zaman ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Ancak bu konunun iki taraflı olduğunu belirten Davutoğlu, medyanın da etik standartlarını yükseltmesi gerektiğini kaydederek, "bizim mükemmel olduğumuzu söylemiyorum, ama iki tarafın da yapması gerekenler var" dedi.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.