Kapat

Son Haberler

A+ A-

Serbest bölgelerde kadın işçi olmak

Ulusal ve uluslararası sermayenin vergi muafiyetleri, ucuz işgücü ve örgütsüz işçi avantajlar nedeniyle tercih ettiği Serbest Bölgeler, Türkiye'deki çalışma yaşamının kapalı kutuları gibi.
Yayınlanma tarihi: 6 Aralık 2010 Pazartesi, 15:30

İşçiler, mesai sınırı olmadan, düşük ücretlerle, sendikasız olarak çalıştırıldıkları, psikolojik baskı altında tutuldukları bu yerleri “Nazi kamplarına” benzetiyor. Serbest Bölgelerde kadın işçi olmak ise, iki kere ezilmek anlamına geliyor.

Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden akademisyenler Bediz Yılmaz, Mustafa Şener, Atilla Güney, İhsan Kamalak ve Esin Uçal’ın öncülüğünde Mersin’de düzenlenen toplantıda, kadın işçiler, erkek işçiler, sendikacılar ve akademisyenler “Türkiye’de ve Dünyada Serbest Bölge gerçeğini” konuştular.

Kadınların, Serbest Bölgelerde neler yaşadıklarını Ege Serbest Bölgesi’nden Fatma Atacan, Mersin Serbest Bölgesi’nden Hatice Karakaya ile Ezgi Gelni ve Antalya Serbest Bölgesi’nden Novamed işçi/direnişçisi Münevver Demir anlattı. Antalya Serbest Bölgesi’ndeki yabancı sermayeli yatırımlardan biri olan Novamed fabrikasında kadın işçilerin sendika mücadelesi 447 gün sürmüştü. Grev başladıktan sonra o fabrikada işe giren, yani grev kırıcısı olarak işe alınan Münevver Demir, daha sonra, çalışma şartlarını görmüş, sendikal mücadele hakkında bilinçlenmiş ve sendikal faaliyetlere katılmış.

Bu nedenle işinden atılan Demir, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ben işe girdiğimde, sendikalı olan işçiler grevdelerdi. Bizi o kadar tedirgin ettiler ki, sendikasının s’sini bile ağzımıza almadık. Hatta arkadaşlarımızla konuşmamız bile suçtu. 5 saniyede bir set yapmamız istenirdi ama hata yapmamız için de sürekli uyarırlardı. Şefler ellerinde kronometre ile tepemize dikilir, çalışma hızımızı ölçerlerdi. Biz hata yaparsak ya da süreyi aşarsak, hakaret ederlerdi. Çalışırken lavaboya gitmek bile sıkıntılıydı. Lavaboya gitmek için izin isterdik, izin verilirse, kapıdaki kağıda çıktığımız saat ve döndüğümüz saat yazılırdı. Ama çoğu kez azarlanırdık. Her sabah işe gelirken ‘Allah’ım bugün başıma ne gelecek’ diye korkardım. İşe gitmekten korkardım çünkü kendimi Nazi toplama kamplarına gelmiş gibi hissederdim. Konuşmak, öksürmek, hastalanmak yasaktı.”

Sendikayı araştırmaya başladığını ifade eden Demir, “Eşimle de konuştum. Petrol-İş’e üye oldum. Bu nedenle işten atıldım. Beni öncü olarak gördükleri için işten atmışlardı. Diğer arkadaşlarımın ise ailesini, eşini arayarak sendikadan ayrılmalarını istediler. Onlar da baskılara dayanamayıp sendikadan ayrıldılar. Sendikamız, biz atıldıktan sonra maddi manevi yanımızda oldu. Açtığımız davayı da kazandık. Şimdi temyiz sürecinin tamamlanmasını bekliyoruz” dedi.

“Artık şeflik yapmıyorum”

Toplantıya dinleyici olarak katılan bir erkek işçinin söyledikleri ise, Serbest Bölgede kadın işçi olmanın zorluklarını özetler nitelikteydi: “Üretim bandında çalışırken benden lavaboya gitmek için izin isteyen kadınlara ‘hayır’ demenin ezikliği içindeyim. İşveren ya da müdürler ‘izin vermeyeceksin’ dedikleri için ben izin vermiyordum. Yani hem eziliyordum, hem eziyordum. Onun için artık Serbest Bölge’de şeflik yapmıyorum. Ayağı sürekli pedala basan, sıradan işçi olarak çalışıyorum.”

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler