Kapat

Son Haberler

A+ A-

Beyaz atlı prenses!

Bugünün erkeği beyaz atlı prens olmak istemiyor. Çünkü kurtarıcı ve koruyucu rolü artık ağır geliyor. Artık onlar öpülerek uyandırılmak istiyor… Pek çok genç erkeğin yaşlı kadınları arzulamasının nedeni de bu...
Yayınlanma tarihi: 9 Kasım 2008 Pazar, 18:52

Alexis dul, Francis boşanmış, Pierre hiç uzun süreli ilişki yaşamamış üç erkek. 30 ile 40 yaş arasındalar. Bir gecelik yatmalar, kolay ilişkiler, üstünkörü duygular onlara az geliyor, “Aşkıbekliyorlar. Şimdiye değin bu mutlak arayış kadınların tekelindeymiş gibi görünürdü. Prenses kahraman, prens onların yazgılarının bir öğesiydi. Oysa küçük oğlanlar oradaki prensle özdeşleşemezlerdi. İkinci rolde kalmak değildi sorunları. Onların imgelemi çok daha başka bir alanda işlerdi, süper güçlere sahip, aşk hayatları olmayan süper kahramanların alanında...

Sevme hakkı istiyoruz...

Bugünün otuzlarındaki gençleri, küçükken, düş kurmak ya da ağlamak hakkına sahiptiler. Erkeklik babanınki gibi kaslı ve kıllı dış görünüm değil artık ve artık onlar da kendi peri masallarını istiyorlar. Buna inanma haklarını ilan ediyor ve dile getiriyorlar. Kendi hesaplarına onlar da beyaz atlı prenses bekliyorlar. Alexis Uyuyan Güzeli düşünerek: “Evlenmelerinden sonra neler olacaktı, görmek isterdim...” diye gülüyor. Francis’e Pamuk Prensesten söz ettiğimizde omuzlarını silkiyor: “Temiz pak, saf bir bakire değil mi? Eksik olsun. Yaşam deneyimi ve söyleyecek sözü olan kadınları yeğlerim”. “Peri masallarının prensesleri biraz böndürler dediyor bir psikolog, parasal ya da düşünce özerkliği olmayan küçük kadınlardır. Fazlaca maço olmadıkları sürece erkekler oradaki kadınları istemiyorlar. Maçolar da seyrek olarak âşık olurlar”.

Kraliçe yani anne figürü

Alexis “bağımsız ve verici” olmasını düşlüyor. Francis “dinlemesini” ve “yanıt vermesini” diliyor. Pierre içinse ideal kadın kişilikli, güçlü, özgündür, nereye gideceğini bilir, kendine yol gösterici ve sığınaktır. Bugünün erkekleri feminist kuşaklardan doğdukları için, maçoluk saplantısıyla yaşıyorlar. Av sürmek ya da fethetmek değil, kendilerinde aşkı uyandıracak olanı öpmek istiyorlar. Belki de kendilerini zaman zaman “uyuyan güzel” olarak görüyor. Hepsi işitilmek, sevecenlik, anlayış diliyor. Bir prenses değil istedikleri, kendilerini koşulsuz koruma yeteneği olan, bir kraliçe. Bir çeşit anne figürü. Tek farkı evlenilebilir olması!

Zaman değişiyor, ama en güzel olan hep anne... Anne, kadın idealinin kurgulanmasında birinci referans. O model ya da anti-model olarak alınıyor. Gerisi kendini ayırmayı bilmek, yolunu çizmek, özerk birey olarak seçimini yapmak, yani bazen olanaksız bir şey...

Bir anne, oğlunu kendisini terk etmesi ve aşkı bir başkasıyla bulması için yetiştirir. Ne var ki bazıları için bu ayrılık dayanılmazdır. Bilinçaltı bir tarzda, oğullara bir işlev yükler: Annenizi yalnızlığa bırakmayın. Bu gibiler anneler acı çekmesin diye değişimi gerçekleştiremezler.

Yalnız kalmanın en iyi yolu mu? Mükemmelin peşinde koşmak, çünkü o yoktur. Bugünün yetişkinleri her şeyi istiyorlar, derhal. Duygusal olarak olgunlaşmadıklarından karşıtlığa tahammülleri yok. Dahası bir çiftte en küçük mükemmel dışılık görünce kaçıyorlar. Onlar “Anında oluşan kimya”ya, “karşılaşmanın büyüsü”ne inanıyor. Kahvaltıda birlikte gazete okumayı, günün sonunda huzurlu, yan yana oturmayı istiyorlar ama birbirine soru sormaksızın, konuşma gereği duymaksızın.

Fantezileri “büyülü düşünceyle”, çocukluğun her şeye muktedir hissetme gücüyle ilintili. Gerçeklik onların idealine göre eğilip bükülmeli, yoksa gerçeğin mükemmel olmayan yanları, onları kendi mükemmel olmayan yanlarına geri götürüyor. Bu ise dayanılamaz bir durum. Ötekinin bu öyküde yeri yok, fantezileri kendilerine yetiyor.

Kadınlar gibi, aşka âşıklar

Bir şeyler yaşamak yerine, fantezilerinin öldüğünü görmemek için kendine güzel masallar anlatıyorlar. Bu içsel sinema seks içermiyor. İlk karşılaşmadaki çekicilik, sürekli olmak zorunda. Gündelik yaşam tutkuyu söndürdüğünde, bu olağanüstü duyguları başka yerlerde aramaya koyuluyorlar. Bu gerçek bir bağımlılık. Tüm uyuşturucular gibi, aşk hali onlara daha canlı oldukları izlenimini veriyor, bu bir yanılsama da olsa varoluşlarına bir anlam katıyor. Aşka âşık olmanın üstlerinde yarattığı etkiyle kendilerini aşkın izini durmaksızın sürmeye tutsak ediyorlar. Onu sıyırıp geçmek, ona zorlukla dokunmak, yaşadığını anlamak için; anneden ilk kopuşun anısını unutmak ve son kopuş perspektifini, ölümü okuyup üfleyip savmak için. Bir prenses hiç yaşlanmaz ve asla ölmez.

İkiz ruhu ararken...

Bugünün erkekleri beyaz atlı prens olmak istemiyor. Beyaz atlı prens kurtarıcı ve koruyucu -ve orgazm sağlayıcı- ve bu taşımak istemedikleri bir yük. Onlara göre, kendilerine özen gösterilmeli, yani kendileri öpülüp uyandırılmalı. Bunun kanıtı, gitgide daha çok erkeğin kendilerine hazzı tattırmaya yardımcı olan yaşlı kadınlarla yaşamakta oluşu. Rollerin yeniden dengelenmesi, maskelerin düşmesine yol açıyor...

(Psychologies’den çeviren: EMRE ÇAĞATAY)

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler