Futbol mu? Aşk mı?

"Takımına duyduğun aşkı bir kadına gösterebilir misin?" sloganı ile dikkat çeken genç yönetmen Murat Şeker, "Aşk Tutulması" ile tribünlerde izleyemeyeceğiniz bir aşk hikayesini futbolla harmanlayıp sinemaseverlere sunuyor...
Yayınlanma tarihi: 20 Kasım 2008 Perşembe, 10:29

İzin gününüz ya da tatil... Yanınızda sevgiliniz, dışarıda soğuk biraz da kasvetli ve yağmurlu bir hava... Beraber bir şeyler yapmak için en iyi fırsat sinema sanki. Sinema salonunun kapısına girene kadar herşey güzel gibi. Afişler birer birer dizilince gözünüzün önüne, sorulur ‘Hangisine gidelim?’ sorusu, cevabı net olsa da. Kızın dediği olur ama erkek memnun olmaz. ‘Diğer sefer’lere kalır istediği. Sonuç pek değişmese de seçim kargaşası, karışır mısır kokusuna. Çünkü erkek maceracıdır, kız duygusal. İşte “Aşk Tutulması” tam da bu durumu yaşayanlar için. İçinde aşk da var futbol da.

Filmin yönetmeni Murat Şeker ile "Aşk Tutulması"nı konuştuk...


"Aşk Tutulması"ndan önce neler yaptınız Murat Bey?

İlk kısa filmimi 1996 da çektim. Yönetmenlik liseden beri hayalimdi. Lisede, ortaokulda tiyatroda oynadım. Başarılı bir yönetmen olmak için oyuncu psikolojisini bilmek istedim. “Almanya Rüyası” belgeseli ile 2003’te profesyonel olarak bu işe başlamış oldum. Bunun yanında gazetecilik, işletmecilik ve müzik yazarlığı yaptım. İşletmecilikle beraber başka bir yaşam başladı benim için. Kendime has bir yol çizerek “Almanya Rüyası”, “İki Süper Film Birden”, “Plajda” derken “Aşk Tutulması”na kadar geldim.


Bu filmin diğer filmlerinizden farkı nedir?

Bu film tamamıyla bir Türk filmi. Mesela “İki Süper Film”, iki farklı filmin karşılaştırmasıydı. Tam bir Beyoğlu filmiydi. “Plajda” ise yönetmenlik anlamında kendimi sınama içindi. Ama çok sağlıklı olmadığını gördüm. Senaryo, yönetim ve yapım iç içe geçmiş çıkarımlardan yola çıkmış, hedefi tutturmuş bir proje.


“Aşk Tutulması”, film, hikaye, oyunculuk anlamında tam istediğiniz gibi bir film oldu mu peki?


Ben Türk sinemasının devamı olup, ona yeni bir söylem getirmeyi hedefleyen bir yönetmenim. Türkçe film yapıp Fransız sinemasına özenip yapan biri olmak istemedim. Ben Halit Refiğ gibi yönetmenlerin ögrencilerindenim ve o ekole yeni bir bakış açısı getirme çabasındayım. Sinema dili anlamında “Aşk Tutulması” benim için tam istediğim şeydi diyebiliriz. İnsanların birbirine uzaklaştığını gördüğüm için kendime bir misyon edindim ve insanlara insanlığı hatırlatmak istedim.


Senaryoyu Selami Genli ile birlikte yazdınız. Senaryo kendinizden nasıl izler taşıyor?

Aslında senaryonun benden izler taşımaması mümkün değil. Bireysel öyküm gibi olsa da Selami Genli ile beraber yazdık. Selami ile kendimizden kattığımız şeyler var. Samimi olması için bireysel birşey olması gerekir. Dolayısıyla filmin seyirci ile paylaşılacağını unutmamak gerekiyor. Ortak aklı ihmal etmemek gerekiyor yani. Örneğin, sahne sahne yaşadığımız şeyler var. Futbol maçı izleyenlerde olan coşku, totemler. Yapmacık bir şey bulamazsınız bu filmde.


Film yurtdışında da gösterime girecek mi?

Önümüzdeki ay içersinide Almanya, İsviçre ve Avusturya’da gösterime girecek. İleride Hollanda ve Belçika’da gösterilecek. Singapur, Güney Kore gibi ülkelere satışlar yapmak istiyorum. Bu manada Türk sinemasına da yeni soluk getirmek istiyorum.


“Aşk Tutulması” ile yurtdışında bir festivale katılma gibi bir düşünceniz var mı?

Olabilir ama önemli olan alınan ödül değil, filmin seyredilebilir olması.


Filmin hedef kitlesi nedir?

Hedef kitlem kadınlardı. Bir tabuyu kırdığımı düşünüyorum. Çünkü futbol ile film bir arada olmaz diye bir fikir vardı. Ama ben bunun olduğunu gösterdiğime inanıyorum. Futbol seyircisi futbol seyreder derledi. Ama öyle olmadığını gördüm. Bu film ile erkekleri sinemaya çekmeyi başardık. Kadınların hangi filme gideceğinin karar verdiğine göre, bu filme sevgilinizle rahat gidebilirsiniz.


İzleyiciler olarak bu filmde neler bulacağız?


“Aşk Tutulması”, insanlara karşılıksız sevgiyi hatırlatacak. Çıkarlarla örülmüş bir yaşamın içinde Türk insanı olarak komşuluk, insanlar ilişkileri gibi bazı şeyleri unutmaya meğilliyiz. Film eski Türk filmlerinin naifliğine sahip. Karşılıksız insanlık var. Filmi izleyenlerden gelen olumlu tepkilerin nedeni de bu.


Filmde baştan sona hangi öğelere önem verdiniz?


Aile bağı, bizim kuşağın aşka olan mesafeli yaklaşımı, insanları biraraya getiren kader mi tesadüf mü? Takımına duyduğun aşk ve sadakati bir kadına da gösterebilir misin?.


Neden Fenerbahçe?


Kendim Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe bu ülkeye duyduğum bağlılığın sembolüdür. Fenerbahçe sadece 11 kişinin peşinden koştuğu bir takım değil.


Fenerbahçeli olmayanların tepkisinden çekinmediniz mi?

Herkes bundan çekindi aslında ben hariç. Böyle bir filmin oluşması için üç büyük takımdan biri olacaktı zaten. Fenerbahçe olmalıydı.


“Aşk Tutulması”, “Fever Pitch” filmi ile benzerlik gösteriyor? Bu konuyla ilgili herhangi bir tepki aldınız mı?

Filmi ben de izledim. Konular benziyor olabilir ama iki filmi aynı değerlendirmek yanlış olur. Çok farklı şeyler var çünkü. Her açıdan birçok fark var.


Son zamanlarda Türk sinemasında tarih filmleri dikkat çekiyor. “Mustafa” gibi...


Tarihi seven bir millletiz, tarihi bilgilerimiz zayıf olsa da. “Mustafa” ve yeni vizyona giren “Osmanlı İmparatorluğu” projesi aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kendini sorgulama projeleri. “Osmanlı İmparatorluğu”’nda Gani Müjde’nin amacı “Atatürk olmasaydı ne olurdu?”yu göstermek.

“Mustafa” ise “Kemal Atatürk”’ü koymadan Can Dündar “Mustafa”nın bizzat kendiyle ilgilendigini zaten ortaya koyuyor. Filmi beğenmeyip eleştirenler oldu ama kızmanın bir anlamı yok. İnsanı ön plana çıkarmak magazini öne çıkarabilecek detaylara girmek değil. Atatürk gibi özel birinin özel hayatını bu kadar öne çıkarmak da doğru mu bilemiyorum.


Sizin böyle bir projeniz var mı?

Aklımda Türk tarihinin üç dönüm noktasının epik filmlerini yapmak var. “1071-Malazgirt”den sonra “1453-İstanbul” ve “1923-Ankara”projelerimi göreceksiniz.

Bunun için 2011’i hedefliyorum. Bu dönemlerin özetlerini farklı bakış açısıyla sunmak istiyorum. Yapacağım filmi 30-35 ülkeye satmak istiyorum.


Tarih filmleri dünyaya açılmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilir mi?

Kostümlü filmleri severim. Pazarı ayrıdır. Epik filmleri kahramanlık filmleri her zaman sevilir.

Tiyatro oyunculuğu yaptığınız zamanlara dönersek... O zamanlar hayaliniz neydi? Şu anda hedefe yaklaştığınızı hissediyor musunuz?

Şu ana kadar bugünler için herşeyi yapmaya çalıştım hayatı ögrenmek adına. Esas bundan sonrası önemli. Sorumluluk gerektiren şeyler var: Topluma birşeyler kazandırabilmek, oturaklı cümleler kurmak.


Türk sinemasının son zamanlarda yaşadığı hareketliliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomik krize rağmen her hafta film çıkıyor. Avrupa sinemasında hikayeler bitti. Yurtdışında Türk sineması olumlu tepkiler alıyor. Nuri Bilge Ceylan, Ferzan Özpetek, Fatih Akın. Önemli olan çeşitlilik. Sanattan beklenmesi gerekende bu zaten. Piyasamızda sanat filmi de var ticari komedi de.


Türk filmlerinde magazinel kimliği olan sanatçının oynaması rahatsız edici bir faktör mü sizce? Sizin filminizde de bu durumdan bahsedebiliriz.

Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu gibi bir ikili peşindeydim. Fahriye Evcen ile Tolgahan Sayışman’ın rollerine tam uyduğunu düşünüyorum. Sinema popüler bir sanat. Halkta popüler kütürün içinde yaşıyor. Aslında onlar bu film ile insanların hafızalarına kazınacaklar. Önemli olan karaktere yakın kişileri bulmaktı. Gerçek yaşamda da Tolgahan ve Fahriye filmin karakterleri Uğur ve Pınar gibi.


Hız ve rekabete dayalı bir çağdayız. Gençler nüfusta bundan nasipleniyor. Bunun sinema sektöründeki karşılığını nasıl görüyorsunuz? Genç sinemacılara tavsiyeleriniz neler?

Onları zor bir gelecek bekliyor Türkiye’ye kapitalizm yerleştikçe iş bulmaları zorlaşıyor. Gereginden fazla Sinema-TV okullarının sayısı arttırılmış durumda. O kadar insanı besleyecek bir pazar söz konusu değil. Gençlere teknik eleman açığını kapatma yönünde çalışmalarıın tercih etmelerini öneririm. Işıkçı, kameraman, sanat yönetmeni, kurgucu gibi yan kollara yönelmelerinde yarar var.


Filmi Fenerbahçeli oyuncular da izledi...

Sarı lacivertli renklere gönül veren bir taraftarın hayatını anlatan film.Fenerbahçe- Galatasaray derbisi öncesi Samadıra Tesisleri’nde basına kapalı gerçekleştirilen antrenman sonrasında sürpriz bir gelişme yaşandı. "Aşk Tutulması" filminin yönetmeni Murat Şeker ile başrol oyuncusu Tolgahan Sayışman derbi öncesinde yönetimden izin alarak tesislere geldiler ve sarı-kanaryalılar ile filmi izlediler. Fenerbahçe, Galatasaray’ı Kadıköy’de bir kez daha yenip uğurlarken, galibiyetin perde arkasında seyredilen bir filmin büyük önemi vardı belki de. "Aşk Tutulması" filmini büyük bir dikkatle izleyen özellikle Aragones ve futbolcular bir hayli etkilendi. Yabancı oyuncular ve Aragones için Türkçe film için İspanyolca, İngilizce ve Portekizce çeviri yapıldı.


Filmin konusu

30’lu yaşlarında Fenerbahçe tutkunu, mahalle çocuğu, yakışıklı Uğur ile 25’inde kariyer tutkunu, ailesine bağlı, güzel Pınar arasında yaşanan aşkın, sadakat, rekabet, tutku ve batıl inanç temaları üzerine kurulu eğlenceli hikayesi. Kalbinde sevdalı olduğu takım Fenerbahçe ve aşık olduğu kız Pınar’a yer veren Uğur, bu iki aşk arasında bir seçim yapmaya zorlanır.

Oyuncular: Tolgahan Sayışman (Uğur) , Fahriye Evcen (Pınar) , Tim Seyfi , Ali Erkazan , Suzan Aksoy , Ayten Uncuoğlu , Murat Akkoyunlu , Yasemin Öztürk, Feridun Düzağaç, Rahşan Gülşan.


Murat Şeker Portre

1973 yılında İstanbul'da doğdu. 1991'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne girdi. 3 yıl burada eğitim gördükten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sinema TV Bölümü'ne geçti. 1992'ten itibaren belgesel ve dizi filmlerde prodüksiyon sorumlusu olarak çalışmaya başladı. 1996'da ilk kısa filmi "-1"i çekti. Bu tarihten sonra Türk rock ve pop müzikleri için video klip çalışmaları yaptı. Aynı sıralarda önceleri hobi olarak başlayan müzik yazarlığı yavaş yavaş mesleğe dönüştü. Milliyet, Radikal ve Turkish Daily News gazeteleri ile Max ve Roll dergilerinde elektronik ve alternatif müzik üzerine kritikler yapmaya başladı.

1998 tarihinde ikinci filmi deneysel-dökümanter "Sıfır"ı yaptı. Yine aynı yıl Number One TV kanalında bir yıl boyunca "creative director" olarak görev yaptı. 2000 yılında reklam filmlerinde Sinan Çetin ile birlikte yardımcı yönetmen olarak çalıştı. Bir yandan da video klip yönetmenliği ve müzik yazarlığını sürdürdü. 2002'de iki belgesel projesi (Pera'dan Beyoğlu'na ve Zamanın Saati) geliştirdi. 2003 tarihli üçüncü kısa filmi "Adak" ile gelecekte rotasının ne olacağını tayin etmiş oldu. 2004 yılında "Almanya Rüyası" adlı bir belgesel çekti. Filmleri; “Aşk Tutulması”, “Plajda”, “İki Süper Film Birden”.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.