Kayan bir yıldız için...

Bursa’da bu ara gündem ne kriz ne de siyaset. Herkes aynı konuyu tartışıyor: “Deli Ayten’in heykeli dikilsin mi, dikilmesin mi?”. Tartışmalar engellileri ve delileri kapalı kapılar ardına atıp güllük gülistanlık tablo çizenleri de ele veriyor. Kahramanlara meraklılar tepkili, sıradan bir insanın heykelinin dikilmesini anlamıyor. Oysa bir kentin delileri o kentin en sahici tarihini anlatıyor. Peki ama... Kim bu Deli Ayten?
Yayınlanma tarihi: 23 Kasım 2008 Pazar, 09:24

Bursa Osmangazi Belediyesi, Kamberler Tarih ve Kültür Parkı’na, bölgede yaşamış Deli Ayten’in heykelini yaptıracak! Olay, geçen hafta Saadet Partisi gençlik kollarının protestosuna ve birçok tartışmaya sebep oldu. Ancak Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe geri adım atmamakta kararlı, heykeli diktirecek. Peki ama, kimdi bu “Deli Ayten”, niçin heykeli dikilecekti? Biz de merak ettik ve sorularımıza cevap bulmak için Bursa’ya doğru yola koyulduk.

Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, bölgenin tarihini ve kimliğini öne çıkaran projeleriyle ünlenmiş bir belediye başkanı. Ona göre Bursa’nın her sokağına bir kitap yazılabilir, nitekim belediye olarak birçok kitap çalışması da yapmışlar. Bölgede yer alan mahalleleri, köyleri tanıtan bu kitapların en ilgi çeken yanı, sıradan insanlara, isimlere ve fotoğraflarına da sıkça yer verilmesi. Altepe’ye bunun nedenini soruyoruz.

Ona göre bir bölgenin kimliğini tarihi dokusunu yaratan noktalardan biri de o bölgede yaşamış insanlar. Çok önemli işler yapmamış olmaları önemsiz oldukları anlamına gelmiyor.

Konu buradan Deli Ayten’e de bağlanıyor, Altepe “Orada yaşamış, herkeste tatlı hatıralar bırakmış Deli Ayten gibi bir insanın heykelinin dikilmesinin ne mahsuru var?” diye sitem ediyor protestoculara. Bu tepkileri asıl insanlardan zarar görmüş Deli Ayten’in anısına ihanet olarak değerlendiriyor. “Herkesin heykeli mi dikilir?” diyenlere de kızgın, “Deli Ayten’in kent müzesinde bile köşesi var. Bursa’da yaşı 30’un üstünde olan herkes onu tanır” diye devam ediyor. Aslında onun bir “dram” sembolü olduğu halde insanlara neşe getirdiğini anlatıyor.

Recep Altepe için Deli Ayten heykelinin Kamberler Parkı’na dikilecek olmasının önemli bir yanı daha var, çünkü park da şehrin tam kalbinde yer alan Kamberler Mahallesi’ne inşa edilecek. “Eğer böyle bir mahalleyi yıkıp yerine park yapacaksak, bu nitelikli bir park olmalı” diyor, “o bölgenin kimliğini ortaya çıkarmalı, geçmişi yaşatmalı”. Ona göre Deli Ayten’in heykeli başka bir yere dikilseydi tuhaf kaçabilirdi, ama Kamberler onun yaşadığı bölge. Heykelle anısı da yaşayacak. Altepe’yi bu konuda destekleyenlerin sayısı da az değil, hatta kendisini yolda görüp “Başkanım Ayten’in heykelini dikeceksin değil mi, sen başımızdan eksik olma!” diyenler bile oluyormuş...

Deli Ayten’in heykelini yaptırma fikrini ortaya atan kişi ise BUSİAD Başkanı Ali İhsan Yeşilova. Çocukluğu, Kamberler’in komşu semti Elmas Bahçeler’de geçen Yeşilova da, Deli Ayten’in arkasına takılan, onunla beraber gezen çocuklardan... Recep Altepe’ye katılıyor; Deli Ayten oranın kültür mirasının bir parçası...

Beni siz delirttiniz!

Deli Ayten’i Bursa’da tanımayan, bilmeyen yok. Üzerinde gelinliği, elinde davulu, bavulları ve kocasından kalan cümbüşüyle gezen adı üstünde deli bir kadındı o. Yıllarca Çingene mahallesi Kamberler’deki barakasında yaşadı, davul çaldı, gezdi, dolandı. Ayten’in ölümünden 16 yıl sonra Osmangazi’ye heykeli dikiliyor. Tepki gösterenler de var ama çoğunluk için Ayten onların yaşadıklarının da teminatı…

Evet, ama kimdi bu Ayten? Hikâyesi neydi... Hâlâ öğrenememiştik. Yeşilova ve Altepe’nin anlattıkları, Bursa Ansiklophesi’nde yazanlar ile Bursa Gazetesi’nden Vicdan Kayır Topaktaş’ın anlattıkları bir araya gelince, sorunun cevabı da şekillendi. Deli Ayten, yani (nam-ı diğer!) Ayten Şenaşık 1935 yılında fakir bir Roman ailesinin çocuğu olarak Bursa’nın “Sulukulesi” Kamberler mahallesinde dünyaya gelmiş, küçük yaşta menenjit geçirmiş. Hastalığı tedavi edilmeyince, beyninde kalıcı hasarlar ortaya çıkmış. Çocukluğunda da pek normal olduğu söylenemezmiş Ayten’in. 13-14 yaşına gelince Cümbüş Hasan diye anılan bir alkoliğe âşık olmuş. Ailesi onunla evlendirmek istememiş. Bunun üzerine iyice akli dengesini yitirmeye başlayan Ayten kontrol edilemez hale gelmiş. Hal böyle olunca, sevdiğiyle evlenirse düzeleceğini düşünmüşler ve evlenmelerine izin vermişler. Ancak bekledikleri gibi olmamış, Ayten düzelmemiş. Üstüne üstlük kocası da birkaç yıl içinde ölünce, kendini sokaklara vurmuş. Ölene dek, yani 1992 yılına kadar, Kamberler’in Kız Yakup Mahallesi’nde bir barakada hayatını sürdürmüş...

Vicdan Kayır Topaktaş, Bursa’nın onun cenazesi kadar kalabalık bir cenazeye bugüne dek şahit olmadığını söylüyor. “O Bursa’nın simgelerinden biriydi, gelinliği, bavulları çantaları, kocasından kalan cümbüşü ve davuluyla dolaşırdı. Bana bu hali her zaman ‘yarım kalmış bir düğünü, aşkı’ anımsatır” diyor “Kıpkırmızı da bir ruj sürerdi taşıra taşıra, hâlâ kadındı yani! Süslü püslüydü. Eğer üzerinde bayrak asılıysa veya forma varsa, o gün Bursa’da maç mı, miting mi olacak, hemen anlardınız”.

Ayten’i Kamberler esnafı yedirir içirirmiş. Sahip de çıkarlarmış, ama yine de tecavüzden kurtulamamış. Topaktaş, onu en az yedi sekiz yıl üst üste hamile gördüğünü, hatta annesine “neden karnı şiş?” diye sorduğunu anımsıyor. “Çocukları alıp yurtlara yerleştirdiler, kadıncağızı da kısırlaştırdılar” deyip, devletin ona sahip çıkmamasına sitem ediyor. “Son yıllarda artık gelinliği iyice parçalanmıştı” diye anlatıyor “zaten ölmeden kısa bir süre önce artık gelinliği çıkarmış normal kıyafetler giymeye başlamıştı”... Topaktaş bir kere de Ayten’le sigara içmiş, “yanına fazla yaklaşınca tükürürdü, bu yüzden ‘sana bir sigara vereyim karşılıklı içelim, ama tükürme’ dedim, öylece baktı, gerçekten hiçbir şey yapmadı. O hiç konuşmazdı, benimle de konuşmadı ama ağzında bir şeyler geveliyordu. Onu öyle hatırlıyorum” diye anlatıyor o anı. Heykelinin yapılmasını ona bir borç olarak görüyor ve belediye başkanını bu projesinde destekliyor...

Bursalı Mimar Hüsniye Özatalay ise küçüklüğünde Deli Ayten’den korkanlardan. Onun, kendisini kızdıran çoculara çok sinirlendiğini ve davulunun içinde sakladığı taşları attığını anlatıyor. “Benim kardeşimi dövmüştü bir kez, o günden sonra hep kaçtık ondan” diye söz ediyor. Özatalay’ın babasının Kapalı Çarşı’daki manifatura dükkânına da uğrarmış sık sık, çay içermiş...

Deli Ayten aklımıza bir başka deli kadını daha getirdi. O İstanbul Kadıköy’den, bölgenin en çok tanınan delisi. Herkesin hakkında farklı birşey anlattığı bir kadın. Bazısı ona “Çayır veya Kadıköy güzeli”, bazısı ise “Deli Brijit” diyor. Güzel ipek kıyafetlerle gezer, büyük şapkalar takarmış. Sarı saçları bukleliymiş her zaman. O da Ayten gibi kırmızı ruj sürüyormuş taşırarak. Konuştuklarımızdan biri, onun aslında Koşuyolu’ndaki bir köşkte doğup büyüdüğünü, zengin kızı olduğunu söylüyor, “Bazen köşkün camından dışarı eşyalarını fırlatırmış” diye de ekliyor… Hatırlayanlar sanki kraliyet ailesinden geliyormuş gibi, ahım şahım elbiselerle sokakta gezip durduğunu anlatıyor, “saraylı gibiydi” diyorlar. Kimseyle konuşmayan bu kadın 70’li yıllarda Kadıköy’de yaşayan herkesin değip geçtiği biriymiş, tabii çoktan ölmüş...

Onlar kendi dünyalarında yaşayan “farklı” kadınlar. Neredeyse her şehrin, her semtin unutulmayan delileri vardır, böyle. Vicdan Kayır Topaktaş’ın dediği gibi, önemli olan onlara sahip çıkabilmek. Deli Ayten’in heykeli Kamberler Tarih ve Kültür Parkı’nda onun anısını yaşatacak. Bu heykel bütün deli kadınlardan, delirtilen kadınlardan özür dilemenin esaslı bir yolu olarak da görülebilir… Eğer vicdanın sesi derinlerde boğulup gitmediyse!

Bursa’nın deli kadınları

Vicdan Kayır Topaktaş’ın hazırladığı bir yazı dizisi de var deli kadınlarla ilgili. Ona göre her deli kadın, kendisini ve hayat hikâyesini üzerinde taşıdıklarıyla veya yaptıklarıyla ifade ediyor. Tanıdığı kadınlar arasında, sokakta yemek tenceresiyle gezen, sürekli yıkanan ve Müzeyyen Senar olduğunu iddia edenler var. Topaktaş onların hikâyelerini bu şekilde anlayabileceğimizi söylüyor ve “Yıldız Patladı” başlıklı yazısında anlattığı başka bir deli kadını daha buna örnek gösteriyor. Bahsettiği kadın hâlâ yaşıyor, Bursa’da en çok Heykel’de görülüyor. Çok da genç, 22-23 yaşlarında. Hikâyesi ise şöyle; Bursa’daki bir güzellik yarışmasında birinci seçilmiş, ardından âşık olmuş ve hamile kalmış. Ancak aşk yaşadığı kişi onu terk etmiş. Ailesi de reddetmiş. Olaylar üzerine akli dengesini yitirmeye başlayan genç kadının bebeği de elinden alınmış. Bu yüzden şimdi hep oyuncak bebeğiyle geziyor. Topaktaş bu güzel kadının en etkileyici yönünün sürekli tebessüm etmesi olduğunu söylüyor ve “o adeta bir yıldız” diyor...

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.