ABD-Vatikan ilişkisinin küresel boyutu…

1860 İtalyan Birliği’nin kurulduğu yıldır. İtalya, tarihi boyunca paramparça yaşamış kimi eyaletler, cumhuriyet; kimileri prenslik; kimileri düklükle yönetilmiştir. Ancak en büyük toprak parçalarından biri de Papalığa ait olandır.
Yayınlanma tarihi: 24 Kasım 2008 Pazartesi, 21:44

1860 İtalyan Birliği’nin kurulduğu yıldır. İtalya, tarihi boyunca paramparça yaşamış kimi eyaletler, cumhuriyet; kimileri prenslik; kimileri düklükle yönetilmiştir. Ancak en büyük toprak parçalarından biri de Papalığa ait olandır. Papalık salt Roma’nın bulunduğu Lazio bölgesini egemenliği altına almamış, onun dışında Adriyatik kıyılarında, Toscana’da toprak işgallerini gerçekleştirmiş bir devlettir. Tüm bu işgallere son veren 1860 hareketi İtalya’nın tek devlet çatısı altında toplanmasına yönelikti. Böylece yüzyıllar boyu bağımsızlık ve özgürlük beklentisi içinde yurtsever şiirler yazan Dante, Petraca, Leopardi gibi ünlü yazın adamlarının düşleri gerçekleşmiştir. Vatikan’ın da işgalcilik sevdası bitmiş ve Roma içinde yaklaşık dört milyar metre karelik bir alanla yetinmek zorunda kalmıştır. 1867 yılında Vatikan’ın ABD’nin işlerine burnunu soktuğu yönünde yanlış bir haber Vatikan’daki temsilciliğin kapanmasına neden olmuştur ve temsilcilik 1940 yılına kadar kapalı kalmıştır. Ne ki Vatikan ABD’deki Katolik din adamlarıyla ilişkisini sürdürmüştür. Bir anlamda tek dayanakları onlar olmuştur. 1929 yılı Vatikan için önemli bir aşamadır. Faşist İtalya, Lateran Antlaşmasıyla Vatikan’a özgürlüğünü vermiş ve Vatikan bağımsız bir devlet olarak İtalya’da yerleşik bir düzene kavuşmuştur.

Krizin getirdiği işbirliği

1930 bunalımı Amerika’da ABD iktidarı ile Katolik Kilise’sini sıkı bir işbirliğine zorlamıştır. Roosvelt, Chicago başpiskoposu kardinal Mundelein’in sosyal dayanışma konusunda büyük desteğini görmüştür. Bunalıma karşı Roosvelt, New Deal sosyal programını gündeme getirince kendine yakın olanlarca da yapılan eleştirilere boyun eğmek zorunda kalmıştır. Ne ki eleştirilerin yanı sıra tarihçi Katolik Gerald Fogarty, “Katolik sosyal dayanışma ile New Deal uygulaması arasındaki benzerlik Kilise ile iktidar arasındaki ilişkileri güçlendirmiştir” derken, bundan böyle ABD ile Vatikan arasındaki soğukluğun azalacağına işaret etmek istemiştir. Nitekim Boston piskoposu, ardından New York kardinal başpiskoposu Francis Spellman Vatikan’dan üst yetkili Eugenio Pacelli’nin Amerika gezisini birlikte düzenlediler. Yıl 1936. Pacelli, Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’daki baskı ve “zulmüne” karşı ABD’nin yardımını istediğini söylemiştir. İki ülke arasında daha sonra gelişecek olan işbirliği ve dostluk tohumları, Pacelli papa olunca meyvelerini vermeye başlayacaktır. Roosvelt, bir yandan savaşa bulaşmamak gibi bir düşüncesi varken, öte yandan dünyada birilerinin huzuru sağlamak adına bir görevinin olabileceğini düşünmüş ve ABD’deki bunalımda Katolik cemaatle olan yakın ilişkisinden ötürü Vatikan’a giderek daha sıcak iletiler göndermeye başlamıştır. 12 mart 1939’da Pacelli, XII Pio adıyla Papa olur. ABD ile Vatikan arasındaki ilişkilerin daha da yoğunlaşmasını sağlayan Spellman olmuştur. Ne ki Roosvelt, Vatikan’a bir büyükelçi göndermenin erken olduğunu ve tepkiyle karşılanacağını düşünüyordu. Onun yerine insani görevler gereği atanacak bir temsilcinin daha yerinde olacağını düşünüyordu. Myron Taylor, Vatikan nezdinde Başkan özel temsilcisi olarak görev aldı. Yıl 1939. Taylor Protestan’dı. Tüm kuşkuları ortadan kaldıracak bir atama yapılmıştı.

Truman'ın denemesi

Yıl 1941. İtalya ve Almanya ABD’ye savaş açtılar. Yıl 1945. Amerika’daki Vatikan karşıtı eylem ve fikirler yoğunlaşır. Buna rağmen Truman, Vatikan’la ilişkileri düzeltmek için Mark W. Clark’ı temsilci olarak Vatikan’a yollar. Clark salt temsilci olarak değil, çok yetkili bir büyükelçi olarak görev yapar. Truman, “Vatikan’la sıkı bir işbirliğine girmek komünist tehlikenin önünü keser” (1) diye düşünüyordu. Truman’ın bu girişimini destekleyenler arasında Robert Kevin de vardı. Başkana yazdığı mektupta şöyle diyordu “Sevgili Başkan, ben koyu bir Protestan’ım ama seni girişiminde destekliyor ve kutluyorum”(2). Buna karşın tarihçi Arthur Schlesinger şunu yazıyordu: “Vatikan sürekli siyasal kararlar almayı sürdürüyor. Bu kararlar yığınla insanı etkiliyor. Umarım bu kararlar bizim dış siyasamızı engellemez, tersine destekler”(3). Truman’ın bu girişimi çoğunluğun gözünde ABD anayasasının duyarlılıkla üstünde durduğu “Devlet-Kilise ayrımına” gölge düşüreceği kanısını uyandırmış olmasıydı. Karşı sav olarak ileri sürülen husus da şuydu: “Kongre hiçbir zaman bir dinin kurumsallaşmasına dönük bir yasa çıkarmaz. Vatikan nezdinde bir büyükelçinin varlığı Katolik dininin devlet dini olduğu anlamını taşımaz”(4). Beyaz Saray 186 olumlu oya karşı 1069 olumsuz mektup aldı ve Clark 1952’de görevden çekildi. Truman bir başka aday göstermeye “cesaret” edemedi. John Kennedy’in yardımcısı Schlesinger, Truman ile ilgili şöyle yazacaktı: “Toplumun küçük bir bölümünü kızdıracak kararlar almaktan vazgeçen bir başkan istifa ederse iyi eder”(5). Soğuk savaş döneminde Vatikan’la diplomatik ilişkiler çok işe yarayacaktı ama Eisenhower konuya hiç değinmedi. Kennedy’in tutumunu daha önce yazmıştık ama eğer öldürülmeseydi, ikinci kez başkan olduğunda tutumu ne olurdu bunu kestirmek zor. Ne ki öldürülmesi farklı yorumlara neden oldu. Kimileri Kruoscov’la yaşanan Küba krizine bağladı, kimileri Vatikan’la yaşanan soğuk ilişkilere. Nixon ve Ford zamanında da diplomatik ilişkiler kurulamadı. Ancak özel bir temsilci yollandı ama bu özel temsilci Roosvelt zamanındaki tam yetkili temsilci gibi değildi. Roma’da kendisine bir otelde bir yer ayrılmıştı; zaman zaman Roma’ya gidip,Vatikan’a uğruyordu.

Yıl 1981 Başkan Reagen Beyaz Saray’da. Reagen ve Polonyalı Papa aralarında kutsal bir ittifak oluşturdular. Onlar için en büyük tehlike doğu Avrupa’yı egemenliği altına alan komünizmdir. Komünizm özgürlüklerin, barışın ve kalkınmanın önünde bir engeldir. İlk ağızda Polonya’da komünizmi yıkmak gerekiyordu. Ardından sıra ötekilere gelebilirdi. Polonya’da Papa etkiliydi çünkü baba toprağıydı Polonya. Ali Ağca’nın Papa’ya suikast girişimi o zamanlar Sovyet tertibi gibi yorumlanmıştı. Amerikan’ın Avrupa’daki en güçlü müttefikini ortadan kaldırmaya yönelikti. Sovyet tehdidine karşı iki lider çok daha sıkı bir işbirliğine giriştiler. Eski milli güvenlik danışmanı William Clark bu birlikteliği şöyle yorumluyordu: “Sovyet İmparatorluğu’na ilişkin tinsel amaçlar ve vizyon birlikteliği: Hak, hukuk sonunda kutsal bir planla yengi sağlayacaklardır”(6). Polonya’da komünizmin yıkılmasını, Batı Solidarnosc işçi eylemine havale etmişti. Lech Walesa ve öteki liderler papazlardan ve Avrupalı sendikacılardan girişimlerinde gerekli stratejileri alıyorlardı. Solidarnosc, Polonya komünist partisini sarsmaya başlamıştı. Ne ki 1990’a dek komünist partisi üzerinde herhangi bir başarı sağlanamadı ama Reagen bu işbirliğinden son derece memnundu. Sonunda Reagen’in yakın arkadaşı William Wilson, Vatikan’a tam yetkili bir büyükelçi olarak atandı. Wilson daha büyükelçi olmadan sadece Başkan’ın bir temsilcisiyken kendi hesabına bu kadar önemli bir görevi üstlenmişken kendisinden büyükelçi sıfatını esirgemiş olmalarını hiçbir zaman anlayamamıştı. Aynı biçimde Vatikan için de niçin bu kadar beklenildiğini anlamadığını, oysa kendisine gereken özen ve saygıyı gösterdiklerini yazar.(7)

İlk elçi

10 Ocak 1984 iki ülkenin tarihinde önemli bir gündür çünkü ilk Amerikan Büyükelçisi Vatikan’a atanmıştır: William Wilson. Bu vesileyle Senatör Zablocki, Senato’da yaptığı konuşmada “Vatikan uluslararası ilişkilerde önemli bir yerdir. Ve bir hükümranlıktır. Papa II Giovanni’nin yönetiminde dünyaya ahlak dersi verecek güçlü bir okuldur”(8) demişti. Kırk yıl içinde köprünün altından çok sular geçmiş ve Amerika’nın Vatikan’a bakışı değişmişti. Wilson’un büyükelçi olarak atanması gene kimi eleştirileri beraberinde getirmişti. İlginç olan Amerikan Katolik Kilisesi’ndeki kaygıydı. Katolik din adamları Vatikan’la ilişkilerin düzelmesinin ülkelerinin laiklik anlayışına zarar vereceğinden korkuyorlardı. Protestan Jerry Falwell’ın tepkisi alayımsı bir içerik taşır: “Reagen kötü bir örnek oluşturdu. Mekke de şimdi bir büyükelçi isteyecek. Beyaz Saray’a, Papa’ya verdiklerine göre, bana da bir büyükelçi göndermelerini söyledim”(9). Bir başkası, James Dunn, daha onur kırıcı bir anlatımla Reagen’ı laikliğin temel ilkelerini anlamamakla suçlar.(10) Wilson’un ataması Senato’da oylanır ve 13’e karşı 81 oyla geçer. Wilson, Papa’ya güven mektubunu sunarken Papa’nın dediği, sanıyorum, daha o günden Amerika’nın dünya siyasası, dahası, dünyanın yazgısı üstünde oynayacağı rolü göstermesi açısından önem taşır: “Bu fırsattan yararlanarak şunu demekten kendimi alamıyorum: Bugün, dünyanın durumu, büyük ölçüde, ABD’nin, insanlığın hizmetine sunacağı küresel misyona dayalı olduğu konusundaki inancım tamdır”(11). Doğru. O günden önce, o günden sonra ABD’nin Kore’de, Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da, ve Türkiye’de dahası, Nagazaki ve Hiroşima’da insanlığın hizmetine sunduğu misyonun meyvelerini(!) topladık. Kim bilir bundan sonra ne meyveler toplayacağız? Eylül 1984’de Amerika’daki dinsel ve laik örgütler “laiklik” adına bir araya gelir ve Başkan Reagen ile büyükelçi Wilson’un, ülkedeki laiklik ilkesini hırpaladıkları için sanık sandalyesine oturtulmalarını ister.

Kürtaj gerginliği

Başkan Bush’un(Baba) Beyaz Saray’a yerleşmesiyle Melady, Vatikan’da büyükelçilik görevine atanır. Michail Gorbaciov, Vatikan’a ilk ziyaretini yapar. Bu görüşmenin ABD için büyük önemi vardır. 1990 Körfez Savaşı konusunda Papa’yı ikna etmek kolay olmadı büyükelçi Melady için. Papa diyalog yoluyla Kuveyt sorununun çözülmesini bekliyordu. Başkan Clinton kendisine yeni bir büyükelçi buldu : Raymon Flynn, Boston’un eski belediye başkanı. Flynn’ın çabalarına karşın ABD–Vatikan ilişkileri en gergin dönemlerinden birini yaşadı. Clinton iktidarıyla Vatikan arasında, 1994 Kahire Birleşmiş Milletler toplantısında “kürtaj” konusunda ateşli tartışmalar yaşandı. Ve karşılıklı kampanyalar başlatıldı. 1997’de Clinton 5. büyükelçi olarak Corinne Boggs’ı Vatikan’a yolluyordu. Boggs büyük bir iş deneyimi ve kadın çekiciliğiyle çok başarılı bir görev yaptı Vatikan’da ve çevre sorunundan başlayarak insan ticaretine karşı olan siyasasına; nükleer silah ve üçüncü dünya ülkelerinin borçlarının silinmesine dek bir yığın temel sorunla ilgilendi. Boggs ayrıca Milenyum etkinliklerinde çok başarılı çalışmalar yaptı.

Bush'un Vatikan ilgisi

Vatikan’daki 6. büyükelçi bu yazımızda makalesinden çokça yararlandığımız Jim Nicholson’dır. 10 Ağustos 2001’de büyükelçi olarak Vatikan’a atanır. eyaz Saray’da Bush (oğul) vardır. 11 Eylül’den sonra Vatikan terörizm konusunda ABD’yi gönülden destekler. Vatikan, Körfez Savaşı’nda, ABD’yi, Irak ve Küba’ya ekonomik yaptırımlar konusunda desteklememişken Afganistan konusunda moral desteğini sonuna kadar verir. Çünkü 11 Eylül’ü, Papa, salt ABD’ye yapılmış bir saldırı olarak görmez. Tüm insanlığın terörle karşı karşıya olduğunu ve bu nedenle insanlığın kendisini savunması gerektiğinin altını çizer. ABD de, Vatikan’la sıkı bir işbirliği içinde olmaları dünya insanlarının güvenliğini sağlayacağını, açlıklarını gidereceğini ve umut vermeye yarayacağını söyler. Vatikan-ABD ilişkileri 18. yüzyıldan başlayarak hiç bu kadar yoğun yaşanmamıştı. Başkan Bush on ayın içinde iki kez baş başa Papa ile görüşme olanağı yakalamıştır. Artık eski günler geride kalmıştır ve ABD’nin Vatikan’la ilişkilerine değin düşünceleri birlikte insanlığa hizmet etmek olacaktır. Biri askeri ve ekonomik güç olarak, öteki tinsel ve dinsel güç olarak el ele verip insanlığı açlıktan, yoksulluktan, şiddetten kurtaracak ve hak, hukuk tesis edecektir. Siyasaları bu. Ancak gelin görün ki dünya kan gölüne döndü, bankalar iflas etti ekonomi siyasaları darbe aldı. Dünya çökerken bu iki devletin işbirliğinin nelere mal olduğunu bir kez daha düşünmekte yarar var sanıyorum.

Not: Prof. Dr. Necdet ADABAĞ’ın Vatikan-ABD ilişkileriyle ilgili ve bu konuyla bağlantılı ilk yazısı 10 Kasım 2008 sayılı dergimizde yayımlanmıştır.

Dipnotlar:

1- Jim Nicholson,”30 giorni”,mensile internazionale,29.07.2008,s.21

2- aynı yer,s.21, 3- aynı yer,s.21, 4- aynı yer,s.22, 5- aynı yer,s.22, 6- aynı yer,s.28,

7- aynı yer,s.29, 8- aynı yer,s.30, 9- aynı yer,s.31, 10- aynı yer,s.31, 11- aynı yer,s.32

Prof. Dr. Necdet Adabağ

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.