Batlamyos Tarihçileri

Yayınlanma tarihi: 29 Kasım 2008 Cumartesi, 06:56

Abdülbâkî Gölpınarlı’nın “Dîvan Edebiyatı Beyanındadır” adlı yapıtında divan edebiyatını yapısı ve imgeleriyle bir zorlama söylemi olarak yermesi, o edebiyatı en iyi bilen bir başka ustayı isyan ettirmişti. Ataç, Ulus gazetesinde o haftalık çıkan ve ne yazacağı merakla beklenen ilk yazısına “Ayıp ettin Abdülbâkî” diye başlıyor, “sen ki, diyordu, o edebiyatta varılan işlenmişliği en iyi tanıyan, bilensin.”

Bir başka kalem, Millet Meclisi üyesi, tarih öğretmeni Zuhûrî Danışman, ülkenin yüzakı bağımsızlık ve var oluş yıllarının tarihini atlamakta sorumsuzluk görmedi.

“Dilleri var bizim dile benzemez”

O bizim dili Zeytindağı’ndan dinleyelim: “Birkaç ateşçi ve bozkırda birkaç istasyon memurundan başka, içine Türk sokulmayan, imtiyazlı Alman, İngiliz, Fransız demiryollarını satın almak, tamamlamak ve işletmek, kendi unundan ekmeğini yoğurmak, kendi pancarından şekerini almak, kendi pamuğundan bezini dokumak bir hayaldi.”

Eşber’den bir sahne izliyor gibiyiz: İskender’in bir sualine gelen yankı: “Batlamyos’a sor”

İskender: “Müverrih’i şer!”

Batlamyos: “Mucip ne hakarete apansız?

Tarihi yazan benim, yapan siz.”



Batlamyos zamanın ünlü tarihçisidir. Yanılgısı, tarih yapmanın nesnelliğini tarih yazmanın öznelliği ile karıştırmasıydı. Yoksa, Mustafa filminin öznel yanılgısı, “Cumhuriyet yönetiminin baskısı bir buldozer ağırlığıyla Anadolu üstünden tufan gibi geçti” (Cumhuriyet 4.2.1995) ve Spiegel dergisinin son Türkiye özel sayısında “ulusallaşma baskıcılığı” söylemlerinin sığlığıyla birleşebilir miydi?
Zafere ulaşıldığını, fakat asıl güçlüğün zaferden sonra olacağını söyleyen (Mustafa) Kemal Atatürk bu söylemiyle devrime karşı öznel tavırlara vurgu yapıyordu. O Rumeli şivesiyle sesleniyor gibi: “Çocuk, yanlış yapıyorsun.”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.