Son Haberler

MİT: Şema delil kabul edilemez

Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında PKK tarafından öldürüldüğü açıklanan Albay Rıdvan Özden'in ölümüne ilişkin dosyanın Ergenekon soruşturmasıyla birleştirildiği açıklandı. MİT'en mahkemeye gönderilen yazıda "Ergenekon Şeması" ve ekindeki bilgi notunun gizli ve istihbarat bilgisi niteliği taşıdığı için delil olarak kabul edilemeyeceği savunuldu.
Yayınlanma tarihi: 25 Aralık 2008 Perşembe, 08:18

Ergenekon davasının 31. duruşmasında, örgüt üyeliği ile suçlanan Ümit Oğuztan'ın çapraz sorgusu yapıldı. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ail Pekgüzel, Oğuztan'a Turgut Büyükdağ ile nasıl tanıştığını sordu. Oğuztan, "Kraliçe Sisi" adlı bir belgesel roman yazdığını, romanın "müstehcen" olduğu gerekçesiyle imha edildiğini ve ağır bir para cezasına çarptırıldığını anlattı. Zor durumda kalması üzerine kamuoyunun Seyhan Soylu olarak tanıdığı Hakan Kapgit'in kendisini Büyükdağ ile tanıştırdığını söyleyen Oğuztan, 1996 yılında Büyükdağ'ın Malkara'daki işyerinde tanıştıklarını söyledi. Büyükdağ strateji adında çıkarmayı düşündükleri gazetenin yayın hayatına giremediğini söyleyen Oğuztan, Ali Kalkancı ile ilgili haberleri yaptıktan sonra Maliye'nin Büyükdağ'ın şirketlerini mercek altına aldığını anlattı. Büyükdağ'ın bundan rahatsızlık duyması üzerine istifa ettiğini söyleyen Oğuztan, daha sonra Büyükdağ ile Strateji adında bir dergi çıkardığını, derginin 4.5 ay yayınlandığını, dergi yayımlandığı sürece Tuncay Güney ile birlikte çalıştıklarını belirtti. Divan Oteli ile Taksim arasında polislerin eşcinselleri dövdüğünü gördüğünü, dövülen birine kartvizitini verdiğini belirten Oğuztan, Seyhan Soylu ile 1992'nin sonlarında ya da 1993'te bu şekilde tanıştığını, hayat hikayesini Kraliçe Sisi olarak romanlaştırdığını belirtti.

Ses kasetleri

Oğuztan, kendisinde ele geçen Seyhan Soylu'nun Turgut Büyükdağ'ın babası ve kardeşleriyle yaptığı görüşmelerin kayıtlı olduğu kasetlere ilişkin, Strateji dergisindeyken, Büyükdağ'ın Seyhan Soylu'nun kendisini tehdit ettiğini, ailesini arayarak "Senin oğluna karılık yapıyorum" gibi sözler söylediğini, bu görüşmeleri kaydettiği kasetleri kendisine verdiğini, ancak kasetleri dinlemediğini söyledi.TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu'na 7 Mart 1997 tarihinde gönderdiği Ergenekon konulu yazıyla ilgili soru üzerine Oğuztan, 1990 yılında Hürriyet Gazetesi yöneticisiyle Çetin Emeç'in yanında yetiştiğine dikkat çekti. "Birçok gazeteci, aydın öldürüldü. Katilleri failleri bulunamadı" diyen Oğuztan "Bir gazeteci olarak bu cinayetlere kayıtsız kalamazdım. Bu konularda yazmıştım. Erol Mütercimler'in kitaplarından yararlanıp Susurluk Komisyonu'na da bu nedenle bildiklerimi aktardım" diye konuştu. Pekgüzel, Oğuztan'a "Yurtiçinde mafya, yurt dışında CIA tarafında yönetilen Ergenekon diye bir yapıdan söz ediyorsunuz. 1997'de kimsenin bilmediği bu örgütü sadece Erol Mütercimler'in kitaplarından mı öğrendiniz? Başka bildiğiniz bir şey var mı" diye sordu. Kendi kitabını da yayımlayan Yaprak Yayınevi'nin Mütercimler'in ilk kitabını çıkardığını, Mütercimler'in kitabını yayımlanmadan gördüğünü söyleyen Oğuztan, Mütercimler ile tanıştığını ve Mütercimler'in kendisine örgütten bahsettiğini anlattı.

Gladyo perdeleniyor

Savcı Pekgüzel'in işadamı Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması, Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesine ilişkin iddialarını açıklamasını isteyince, Oğuztan, bildiklerini anlattığını, görevlerini yapmadıklarının savcılara sorulması gerektiğini söyledi. Cinayetlerin aydınlatılması için umutla Susurluk Komisyonu'na yazı yazdığını söyleyen Oğuztan, "JİTEM diye bir şey yoktur. Gerçek gladyo yapılanmasının üstünü JİTEM adını ortaya atarak örttüler. Bu bir oyun. Gladyo burada CİA tarafından perdeleniyor" diye konuştu. Savcı Pekgüzel'in bunları nereden bildiği sorusu üzerine "Ben gazeteciyim, cani değilim. Telefonlarım dinleniyor, kaleşnikof ile taranıyorum, çıkardığım Nefes Dergisi'nin kapısına bomba konuyor. Birileri yapıyor bunları" diye konuştu.

Oğuztan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde şube müdürü olan Ümit Bavbek'in Turgut Büyükdağ'ın yanında çalıştığını, kendisinin korumalığını yaptığını anlatınca Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Bavbek'in Emniyet'teki görevi devam ederken mi korumalık yaptığını sordu. Oğuztan, Bavbek'in hem Emniyet'te hem de Büyükdağ'ın yanında çalıştığını söyledi. Savcı Pekgüzel'in "Tuncay Güney, Veli Küçük'e cip aldıklarını söylüyor. Veli Küçük kabul etmemiş, neden cip almışlar" sorusu üzerine Oğuztan bu konuyu bilmediğini belirterek "Büyükdağ, Tuncay Güney ile anlaşarak Strateji Dergisi'ni ben olmadan çıkartmak istemiş. Ben de sonradan öğrendim" dedi.Oğuztan bir soru üzerine Turgut Büyükdağ'ın, birçok askeri şahsa kendisini farklı şekillerde tanıtan ve dolandırıcılaktan hüküm diyen Yalçın Tanfer aracılığıyla Veli Küçük ile tanıştığını anlattı.

Mahkemede şaşar

Savcı Pekgüzel, Tuncay Güney'in "Lobi" belgesini nereden aldığını sorması üzerine Oğuztan, Güney'in radikal gruplar, cemaatlerle ilgilendiğini, kendi aralarında bir literatür oluşturan PKK gibi örgütlerin oluşturduğu kültürleri öğrenmek için sürekli koltuğunun altında kitap ve dergilerle gezdiğini anlattı. Tuncay Güney'in Lobi belgesini "sivil toplum örgütü kuracaklarmış, onun taslağı" diye açıkladığını anlatan Oğuztan, belgeyi incelemediğini söyledi. Pekgüzel'in Lobi belgesine ilişkin ısrarlı soruları üzerine Oğuztan "Bunları açıkladım. Beni 'karakolda doğruyu söyler mahkemede şaşar durumuna düşürmeyin' istirham ediyorum" diye konuştu.

Eymür ile tanışıyordu

Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ü tanımadığını söyleyen Oğuztan, "Bir gazeteci olarak istihbaratçılardan uzak durmuşumdur. İstihbaratçıların gazetecileri nasıl kullandıklarını bilirim" diye konuştu. Oğuztan, Tuncay Güney'in kendisine "Cellat" adıyla bilinen Humeyni döneminden sonra Türkiye'de istihbatçı olarak çalışan Muhsin Karger Azat ile bir gay kulübünde tanıştığını, bu konuyu Mehmet Eymür'e anlattığında Eymür'ün istihbarat toplamak için ilişkisini sürdürmesini istediğini anlattığını ifade etti. Oğuztan "Önemli şahısları tanıyorum diye övünmek için anlatıyordu. Bir keresinde telefonda konuşurken yüzü kireç gibi oldu. Ne olduğunu sordu, 'Mehmet Eymür' aradı" dedi.

10 yıllık vize

Pekgüzel'in "Tuncay Güney ile aynı tarihte ABD vizesi alıp almadığı" sorusu üzerine Oğuztan patronu Turgut Büyükdağ'ın bilgi ve görülerini arttırmaları için Seyhan Soylu, Serdar Kıvılcım ve kendisini ABD'ye göndermek için ısrar ettiğini, diğerlerini gittiğini ancak kendisini gitmediğini söyledi. Tuncay Güney'in ABD Konsolosluğu'ndaki kütüphaneye sık sık gidip geldiğini, çalışanlarla samimi olduğunu anlattığını, bunun için vize işlemlerini yapması için antetli bir kağıda adını yazarak Güney'e verdiğin anlatan Oğuztan "Kendi adını da yazmış. Yüzsüz olduğunu söylemiştim. Kendisi 10 yıllık vize almış. Bana da 10 yıllık vize veridler" diye konuştu. Savcı Pekgüzel'in "Nasıl almış" sorusunu Oğuztan "Sormadım, anormal gelmedi. Kültür insanlarına sorun çıkartmazlar. İşadamlarına 50 tane orun çıkartırlar. Pasaportumu Güney'e vermemişlerdi, ben gidip aldım" diye yanıtladı.

"Saçan da Fethullahçı"

Savcı Pekgüzel, "1 Nisan 2001 tarihinde İstanbul Emniyeti'nde sorgulanırken Adil Serdar Saçan'ın Fethullahçı olduğuna ilişkin izlenim edindiniz mi?" sorusu üzerine Oğuztan "Evet edindim" dedi ve boğazını göstererek şöyle devam etti: "Orgazine şubede beni buramdan tutup duvara çarptı. 'Ulan Fethullah Gülen'den ne istiyorsun' dedi. Ben artık bayılıyorum, sonra yeniden soruyor. Anadan doğma çıplak, gözüm bağlı her sabah 'Ali Kalkancı'yı neden haber yaptın' diye başlayıp bütün gece sordular. İşkence görmüş bir insanın duygusallığı ile anlatıyorum. Başka bir ayıp daha yaptılar. Sorgum bitmişti. Beni eve götürüp Kraliçe Sisi kitabını aldılar. Bu kitapları karakterlerin kim olduklarını işkence ile bana söylettiler. Tuncay Güney'in sahte plaka ile dolandırıcılık yapması başka bir şey, edebi bir eserin sorgulanması başka bir şey."

Kalkancı Erdoğan ile iş yapacaktı..

Lobi belgesinin bilgisayarında silinen belgeler arasında olduğu söylenmesi üzerine Oğuztan, bu belgeyi haber ajanslarından alarak haber yaptığını ifade etti. Oğuztan, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz olayını haber yapmadığını, bu konunun kendisiyle ilgili olmadığını, yalnızca Ali Kalkancı'yı haber yaptığını ifade etti. Ali Kalkancı'nın patronu Turgut Büyükdağ'a un fabrikası için yalvardığını söyleyen Oğuztan, şöyle konuştu: "Parası da yoktu, az bir bölümünü peşin verecekti. Biz de ona 'şeyhim' diyorsun, niye un fabrikası almak istiyorsun diye sorduk. Dini kitaplar basan yayın evi de vardı. O sırada Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı idi. Halk ekmek fabrikalarını kurmuş.Un temini için zorlanıyorlar, ortaklaşa işe girecekler."

Savcı gizliliği ihlal etti: Özden dosyası Ergenekon'da

Savcı Pekgüzel, Oğuztan'a "Tomris Özden ile Mardin'de öldürülen eşi Albay Rıdvan Özden'e ilişkin görüştüğünüz söylediniz. Bu konuyu açıklar mısınız?" diye sordu. Tomris Özden'in Flaş tv'ye gelerek yaptığı açıklamaları saçma sapan bulduğu için yayınlamadığını söyleyen Oğuztan, "Stüdyoda ikimiz vardık. Bir kameraman, bir ışıkçı vardı. Tuncay Güney dışarda bekliyordu. Refakatçi olarak gelmiş. Özden duvarın öbür tarafından olan Güney'in o sırada Veli Küçük'ü aradığını nasıl anlamış?" dedi. Veli Küçük'ün kızı ve avukatı bu soruya iddianamede olmadığı gerekçesiyle itiraz etti. Savcı Pekgüzel, "Başka savcı arkadaşımız ifadesini almış, bizim dosya ile birleştirmişler" açıklamasını yaptı. Savcı Nihat Taşkın, Oğuztan'a "Gözaltına alındığınızda size gizlik tanık olun mu dendi, yoksa pişmanlık yasası mı hatırlatıldı?" diye sordu. Oğuztan, Savcı Öz'ün gizli tanık olması konusunda telkinde bulunduğunu söyledi. Oğuztan, kendisine "Güney ile kader birliğin var. Bize yardımcı ol" dendiğini, "bunları Veli Küçük yazdırdı" diye ifade verirse serbest kalacağının söylendiğini de iddia etti.

Güney Susurluk'ta ifade verdi

Ümit Oğuztan, Tuncay Güney'in Susurluk soruşturması kapsamında, DGM Savcılığı'nca ifadesinin alındığını belirterek, "Bu nedenle geceleri uyuyamıyordu. Susurluk kazası sonrasında adı geçen herkesi tanıdığı için kendisinin de her an gözaltına alınabileceği korkusunu taşıyordu. Hiç kimse, Susurluk soruşturmasında Tuncay Güney'in niçin ifadesinin alındığını sormuyor, araştırmıyor" dedi.Tuncay Güney'i en son 2001'deki operasyondan sonra Taksim'de tesadüfen gördüğünü söyleyen Oğuztan, "Beni görünce ağladı. Mecbur ettiler, istihbarat sorguladı, bu böyle söyleyeceksin dediler dedi. Mahkemede de bunu söylediği için serbet kaldım" diye konuştu. Tuncay Güney'in Ergenekon'dan söz ettiğini duymadığını söyleyen Oğuztan, "Komisyona yazdığım raporu okumuştu. Necabettin Ergenekon adlı albayı tanıdığını, onun da içinde olduğu gladyo yapılanmasını masal gibi anlattı" diye konuştu. Gladyonun muhalefet olamayacağını söyleyen Oğuztan, "Amerika ile CİA ters düşerse olur. Tıpkı Adnan Menderes ile Necmettin Erbakan'da olduğu gibi. Sayın Süleyman Demirel niye 6 kez gittim 7 kez geri geldim diyor. 7'nci kez geri gelişi de Amerika'ya evet dediği içindir" dedi. Oğuztan, Susurluk komisyonunda söz ettiği Ergenekon'un bu davadaki Ergenekon olmadığını ifade etti.

Güney Gülenci

Tuncay Güney'in Tolga İpek adını kullandığını tesadüfen öğrendiğini söyleyen Oğuztan, "Güney uzun süre Gülen'in basın danışmanlığını yapmış. İlişkimi kopardım diyordu ama onlarla çok rahat görüşüyordu. Gülenci olduğunu düşünüyorum" dedi.Gülen'in siyasetçiler Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Necmettin Erbakan ile çok rahat görüştüğünü söyleyen Oğuztan, 2001'de Güney'in polislerle Levent'te bir dönercide yemek yemesinden bir gün sonra gözaltına alındıklarını söyledi. İfadesinde, Tuncay Güney 'i "çalışkan, saygılı terbiyeli, Cuma namazına giden, zaman zaman Kuran- ı Kerim meali okuyan" bir kişi olarak tanıdığını söyleyen Oğuztan, çapraz sorguda ise Güney'in çok kolay yalan söyleyen, kendini önemsetmek için yalan söyleyen, geceleri gay barlara giden, aşağılık kompleksi olan, lumizine binmek isteyen, ihtiraslı, çok geveze bir kişi olduğunu ifade etti.

Daha sonra kürsüye çağrılan Sami Hoştan, avukatından çapraz sorguda müdahale etmemesini, savcıların bütün sorularına cevap vereceğini ama savcıların da iddialarının delillerini ortaya koymalarını beklediğini söyledi. “Ergenekon davasını bir proje olarak hazırlayan üstadların Ümraniye'de ölçüleri belirsiz bir sitenin temelini besmele ile attıkları” ifadeleriyle savunmasına başlayan Hoştan, projenin belirsiz hudutlarının genişletildiğini ve operasyonların “gecekondu sitesine” dönüştüğünü söyledi. Savunmasını yazılı kağıttan okuyarak yapan Hoştan, kullanılan malzemenin defolu olması nedeniyle tepki doğduğunu, sitenin çökmeye başladığını ifade etti.

22 Ocak 2008 tarihinde evini basan polislerin yatak odasına girdiğini daha evinde kelepçelendiğini anlatan Hoştan, hayatında hiç duymadığı “Ergenekon terör örgütü” üyeliği ile suçlandığına şaşırdığını ifade etti.Hoştan, geçmişte “işkence dönemi”nde bile polislerin şüphelileri ailelerinin yanında aşağılamadığına dikkat çekti.

Savcı Zekeriya Öz'ün kendisini elinde “uyuşturucu ve Susurluk dosyaları” bulunduğunu söyleyerek tehdit ettiğini, “Şimdi bana Susurluk'u anlat bakalım” diye sorduğunu belirten Hoştan, avukatının ve kendisinin bu soruya itiraz ettiklerini söyledi.


İşkence dönemi daha iyiydi


1994 yılında gözaltına alındığında Emniyet'teki sorgusunu anlatan Hoştan “Bilirsiniz işkence dönemi, sular başka şeyler. Ama eski dönem daha iyiydi” diye konuşunca salonda gülüşmeler oldu.

Uyuşturucuya ilişkin bu davanın zaman aşımından düştüğünü anlatan Hoştan Savcı Zekeriye Öz'ün bu karara ilişkin “Daire Başkanı'nı bağladın mı, nasıl bağladın” diye sorduğunu iddia etti. Hoştan “Bir savcı meslektaşına neler yaşatıyor. Meslektaşlarıyla ilgili 'bu işi nasıl ayarladın' diye soru sorabiliyor. Ben utanç duyuyorum” diye konuştu.


JİTEM nedir, bilmiyorum


Nöbetçi mahkemeye çıkarıldığında heyetteki bir hakimin kendisine “JİTEM diye birileriyle eroin işi yaptığını iddia etttiğini” ifade eden Hoştan “JİTEM'in askeri bir birim olduğunu orada kendisinden öğrendim.JİTEM diye bir kuruluş ya da varlığından hala haberim yok” dedi. İddianamede kendisine ait olduğun öne sürülen eroinin ne olduğu soran Hoştan “Kızlarım üniversitede okuyor. Bana bunlar nedir diye soruyorlar” diye sıkıntısını dile getirdi.


Hablemitoğlu cinayeti


Gizli bir tanığın kendisine “Hablemitoğlu'nun öldürülmesi için rahmetli İbrahim Çiftçi'ye 2 milyon dolar verdiği” iftirasını attığını söyleyen Hoştan, Hablemitoğlu'nu tanımadığını, o sırada Susurluk'tan giydiği hüküm nedeniyle Eskişehir Cezaevi'nde yattığını anlattı. Savcı Öz'ün İbrahim Çiftçi'nin 2006 yılında İzmir'de bombalı saldırıda öldürülmesi olayını da kendisiyle ilişkilendirmek istediğini belirten Hoştan, Çiftçi'nin arkadaşı olduğunu, öldürülmeden bir ay önce kızının cenazesine gititğini anlattı. Çiftçi'nin öldürülmesinde kullanılan bomba ile Ümraniye'de bulunan bombalar arasında irtibat kurulmak istendiğin ama beceremediklerini söyledi.


Kızlarımın canı acıyor


Gazeteci Şamil Tayyar'ın daha dahi iddianame açıklanmadan Ergenekon konusunda kitaplar yazdığını kendisini “JİTEM için uyuşturucu işi yaptığına” dair iddialarda bulunduğunu anlatan Hoştan “Bunlar kızlarımın canını acıtıyor. Suçluysam millet adına en büyük cezayı verin. Ailece çok büyük yara aldık” diye konuştu.


Veli Küçük ile tanışıklık


1979-1994 yılları arasında Hollanda'da bulunduğunu ve ticaret ile uğraştığını, restoranları gazinoları bulunduğunu anlatan Hoştan, tatil amacıyla 1983 yılında İstanbul'a geldiğinde Edirneli arkadaşı Mustafa Bilgin ile Edirne'ye gittiklerini ve ortak arkadaşları Enver Yaylacı ile bir restoranda yemek yediklerini anlattı. O dönem Edirne Jandarma Alay Komutanı ve binbaşı olan Veli Küçük'ün aynı restoranda bulunduğunu ve masalarındaki Mustafa Bilgin'in yanına geldiğini söyleyen Hoştan, bu vesile ile tanıştıklarını anlattı.3 yıl sonra İstanbul'a geldiğinde Enver Yaylacı'nın sahibi oludğu “Çift Kurtlar” Oto Galerisi'nde Küçük ile karşılaştığını söyleyen Hoştan daha sonra Küçük'ün Kocaeli Jandarma Komutanı olduğunu öğrendiğini, yarım saatlik bir ziyarette bulunduğunu belirtti. Daha sonra Veli Küçük ile uzun yıllar görüşmediklerini, Küçük'ün Giresun Bölge Komutanlığı'na gittiğini anlattı. Susurluk kazasına kadar Veli Küçük ile hiç görüşmediklerini anlatan Hoştan, “Kazadan çok kısa bir zaman sonra benim haberim oldu. Sedat Bucak'ın kazada ağır yaralandığını duyunca acil yardım sağlamak için aklıma ilk gelen kişi Veli Küçük paşam oldu. Hemen telefonla kazayı kendisine bildirdim.”


Kumar bağımlısıyım


Veli Küçük'e işlerinin kötü gittiğinden dert yanmasına ilişkin konuşmasının iddia makamında farklı şekillerde yorumlandığını anlatan Hoştan, “Ben kumar oynarım. Kumar bağımlısıyım. Bağımlılığım var” diye konuştu. Veli Küçük'ün kendisini dostça teselli ettiğini söyleyen Hoştan “Ergenekon terör örgütü iddiasıyla yargılanan kişilerden sadece Veli Küçük'ü tanıyorum. Diğerleriyle tanıştıran Zekeriya Öz'dür” diye konuştu.


Abdullah Çatlı'yı tanırım


Sami Hoştan, lyazılı savunmasını okuduktan sonra bazı açıklamalar yapmak istediğin söyledi. 28 yıl Avrupa'da yaşadığını anlatan Hoştan “Bütün o dönemleri yaşadım. Asala'nın en hareketli o dönemlerini yaşadım. Abdullah Çatlı'yı Mehmet Özbey olarak değil, Abdullah Çatlı olarak tanırım. 'Mehmet Özbey öldü' dediler, ben 'Çatlı' dedim” diye konuştu.


Protestocularla yürüdüm


Susurluk kazasının ardından gelişen tepkileri “Herkes ayağa kalkmıştı, mumlar, davul, zurnayla millet caddelerde. lambalar falan dehşete düştüm” diye anlatan Hoştan, bir gün canının balık istediğini ve restorana giderken sokakta “Susma sustukça sıra sana gelecek” diye slogan atan kalabalık bir grup gördüğünü anlattı. Bir süre protestocuların arasına katılıp yürüdüğünü söyleyen. Hoştan, kızkardeşinin ve kızlarının da komşulardan görüp akşamları evde lambaları yakıp söndürdüğünü anlatarak “Onlar da protestoya katılmış. Beni protesto ediyorlarmış” dedi. Başkan Şengün bunun üzerine “Babası yürüyüşe katılırsa kızlar niye katılmasın” diye konuştu.

Teslim olduğunda başarılı görevleri nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yükseldiğini belirttiği Aykut Cengiz Engin'in kendisini sorguladığını anlatan Hoştan, Başsavcı Engin'in gizli tanığa ihtiyaç duymadığını söyledi.


Susurluk'tan renk


Sami Hoştan, Aykut Cengiz Engin'in gözlüğünü burnunun üzerine indirip kendisine baktığını ve “neredeydin” diye sorduğunu “haberim yoktu” diye yanıt verdiğini anlatan Hoştan “Savcı 'Abdullah Çatlı'yı tanıyor musun' diye sordu. Tanıyorum, niye inkar edeyim? Susurluk'tan bir renk lazımdı. Ben de müsait renktim. Beni de bu davaya koydular” diye konuştu.

Susurluk davasında Mehmet Eymür'ün tanık olarak dinlenirken kendisine yakışmayan bir davranış yaparak “Çakal, çakalları getiriyor” diye laf attığını anımsattı.

Mehmet Eymür'ün çeşitli iddialarda bulunduğunu anlatan Hoştan şöyle devam etti: “Mehmet Eymür, MİT Kont bilmem ne başkanıymış söyleyemiyorum. Ben Abdullah Çaltı ile arabada giderken Mehmet Eymür aradı. Çatlı ile görüşmek için ısrar etti. 'Git görüş bakalım, ne istiyormuş' dedim.”

Hoştan, Eymür'ün Abddullah Çatlı'ya 1995'te kaçırıldıktan sonra cesedi bulunan ve Susurluk davasında da konu edilen istihbaratçı Tarık Ümit'i sorduğunu, Çatlı'nın “Benim Tarık Ümit ile ne işim olur'” dediğini anlattı. Hoştan “Biz dimdik ayaktayız, o Amerika'ya gitti” diye konuştu.


Oyumu Erdoğan'a verdim

Sami Hoştan daha sonra çocukluk fotoğrafını Başkan Şengün'e ileterek “O kucağında bayrak olan çocuk benim. 2 yaşındayım o zaman. Biz Arnavutuz, dedem 'vatan toprağı, bayrak namustur, bunlar başkasının elinde olanın namusu da ellerindedir' derdi” diye konuştu. Burada terör örgütü ve hükümeti yıkmakla suçlandığını söyleyen Hoştan “Yemin ediyorum, eşim kızlarım oyumu Erdoğan'a verdik. Mehmet Ağar'a, diğerine verdirmedim. Ne bileyim adam sandık” dedi.


İbrahim Çiftçi dostum

Başkan Şengün emniyet ifadesini okurken araya giren Hoştan İzmir'de 2006 yılında bombalı saldırıda öldürülen kumarhane sahibi İbrahim Çiftçi'nin dostu olduğunu, 3 milyon dolar borcunun bulunmadığını anlattı. Mahkeme Başkanı Şengün, Hoştan'a kendisinde bulunan yüksek meblağlardaki senetlerin zamanı geçtiyse ve ödendiyse niye sakladığını sorunca Hoştan bu konuda 75 bin dolar zarar ettiğini anlattı. Başkan Şengün “Bu şartlarda zarar ediyorsan vay halimize” diye söylendi.


Savcı'dan Hoştan'a soru yağmuru

Hoştan çapraz sorgusu sırasında Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in soruları karşısında zaman zaman sinirlenince Başkan Şengün “sakin olmasını” istedi. Mehmet Ali Pekgüzel, Hoştan'ın Veli Küçük'ü 1986'dan beri tanıdığını söylediğini, daha sonra 1983'ten beri tanıdığın şeklinde ifadesini düzeltiğini anımsattı. Pekgüzel sadece telefonla görüştüklerini söylese de telefon dinleme kayıtlarından savcılığın yüz yüze görüşmeler olduğu şeklinde izlenim edindiğini kaydetti. Telefon kayıtlarından Azerbaycan'da konu edilen işin ne olduğun ve Veli Küçük ile bu konuda görüşülüp görüşülmediğini sordu. Hoştan Azerbaycan'da mafya olduğunu ve bu ülkede iş yapmaya çalışan bir arkadaşının Azerabaycan'a gdip geldiği için Küçük ile görüşmek istediğini ama Paşa'nın meşgul olduğunu anlattı.


Cezaevinde rahatım

Pekgüzel, Sedat Peker ile teknik takibe takılan görüşmelerinde söz konusu edilen rahmetlinin kim olduğunu sorunca Hoştan sinirlenerek “unuttum” diye terslendi. Cevap vermeme hakkının olduğunu anımsatan Savcı Pekgüzel “Rahmetli'nin Abdullah Çatlı olduğunu anlıyoruz” diye konuştu. Rahmetli söz ettiği kişinin Abdullah Çatlı olduğunu onaylayan Hoştan'a Savcı Pekgüzel “Sedat Peker'e sen umut olmuşsun” derken ne kasttettiğini sordu. Hoştan, Peker'in başı sıkışan herkese yardım ettiğini, kendisinin de aynı durumda dışarıda çok yorulduğunu anlatarak “Burada rahatladım” dedi. Bunun üzerine Başkan Şengün “Burada rahatsın yani” diye konuştu.


Abdullah Çatlı soruları


Savcı Pekgüzel'in Abdullah Çatlı ile Veli Küçük'ün tanışıp tanışmadıklarını ve “Abdullah Çatlı'yı nerede ve ne zaman tanıştığını” sorması üzerine avukat Fatih Bolkar '“Susurluk davasının bittiğini” söyleyerek itiraz etti. Hoştan cevap vereceğini ifade ederek Çatlı'yı 15-20 yıldır tanıdığını ifade etti. Savcı'nın “Birlikte ne işler yaptıklarına” ilişkin sorusuna “tuzak soru” diye tepki gösteren Hoştan, “Susurluk kazasını kimden ne zaman öğrendiği sorusunu söyle yanıtladı: “Sedat Bucak'ın koruması Ercan Ersoy, Aliço' yu arıyor. 'Ali Abi hepsi ölmüş'diyor. Ali (Ali Fevzi Bir) Bana ulaşamayında evi arayıp 'reis, Mehmet Özbay öldü' dedi. Bucak'ın koruması Gani Kızılkaya'yı aradım, 'Ağa'yı hastaneye götürüyoruz' dedi.Olay jandarma bölgesinde olduğu için Paşam'ı bize yardımcı olsun diye aradım. Hüseyin Kocadağ'ı da tanır severdi.”

İlk önce Sedat Bucak'ın da öldüğünü duyduğunu, Veli Küçük'e bu şekilde aktardığın anlatan Hoştan “Kardeşim bile kaza yerinde yanıma gelip sevinerek ölen Mehmet Özbey değilmiş, Abdullah Çatlı diye biriymiş dedi” diye konuştu.

Pekgüzel, Halil isimli bir şahısla yaptığı görüşmede “Mehmet Ağar'ın yarısı kadar yapamıyorsun sen. Kimse götürmüyor parayı bir yere” dediğini, Hoştan'ın ise “Mehmet Ağır senin başkanındı, mahvolurken zenginleşti” diye konuştuğunu anımsatarak bu konuda ne bildiğini sordu. Hoştan “Onun devamı da var, okumadınız” diye araya girerek. “Erdoğan 60 milyon dolar vermiş diyorum” dedi. Bu sırada Avukat Fatih Bolkar'ın itiraz etmesi üzerine Hoştan “müdahale etmeyin” dedi.

“Sadece kumar oynuyorum”

Hoştan, polislik işinin ne olduğu sorusuna, “Kumar oynuyoruz. Basıyorlar, 125 lira ödüyorum bırakıyorlar” dedi. Kuvayi Milliye Derneği'nden kimseyi tanımadığını söyleyen Hoştan, gizli tanık 17'nin derneğe para yardımı yaptığı iddialarını reddetti. Arada sırada kurban kesip et dağıttığını söyleyen Hoştan, “Biri geldi, bir dernekten olduğunu söyledi. Ne derneği olduğunu hatırlamıyorum. Torbayla geldi. İki parça et verdim. Derisini de istedi veremedim” dedi. Pekgüzel'in Hoştan'a servetiniz nereden geliyor sorusu avukatı Fatih Volkan'ın tepkisine neden oldu. Volkan, servet araştırmasının davanın konusu olmadığını söyledi. Edirne Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın kendisi ve Veli Küçük arasındaki ilişkiye yönelik açıklamalarına tepki gösteren Hoştan, şöyle konuştu: “O zat kim ki? O da Eymür de bana hala cevap veremedi. İkisini de buraya bekliyorum. Ben mafya idim madem o da istihbarat şube müdürü idi. Beni niye yakalamadı? Susurluk'ta birilerini korumak için askerleri alet etti. Her yerden çıkar, hep vardır.”


Küçük'ü iki kez ziyaret ettim


Veli Küçük'ü 25 yıldır tanıdığını, Kocaeli'ne iki kez ziyarete gittiğini söyleyen Hoştan, mahkeme başkanına “Ben mafyaya benziyor muyum?” diye sordu. Başkan Şengün de, mafyanın şeklinin ve şemalinin olmadığını söyledi. Uğur Dündar ile telefon görüşmeleri sorulunca Hoştan, Dündar'ın da kendisi gibi Kocamustafapaşa'lı olduğunu, kız kardeşiyle aynı sınıfta olduklarını anlattı. Dündar'ın kendisine “Tansu Çiller” beni öldürtecek dediğini söyleyen Hoştan, “Uğur böyle bir şey olur mu dedim. Hepsi bu” dedi. Ayhan Çarkın'ın kontrolünde olmadığını, Susurluk davasında yargılandıkları için Çarkın'ı tanıdığını ifade eden Hoştan, Veli Küçük'ün Ömer Lütfi Topal'ın yerine kendisini geçirdiği iddialarının da doğru olmadığını söyledi. Hoştan, “Topal'ı öldürmekten yargılandım. O sırada Veli Paşa Giresun'da, Topal'ı nereden tanıyacak” dedi.


Eymür Çatlı ile görüştüğünü kabul etti


Pekgüzel telefon konuşmalarındaki “Olay bitiyor, takipsizlik alıyorum” sözlerinin anlamını sordu. Hoştan da, “Öyle bir takipsizlik almadım. Birini ekmek için öyle konuştum” dedi. Mehmet Eymür ile Çatlı'nın görüp görüşmediği sorusuna da Hoştan, “Susurluk mahkemesine gelen Eylür'e tam çıkarken, Çatlı ile görüştün mü diye sordum. O da yalnızca evet anlamında başını salladı. Çatlı aranıyor ama Eymür ile görüşüyor”dedi. Çiftliğinde bulunan biri glock iki ruhsatsız tabancanın da kendisine ait olmadığını, 30 yıllık arkadaşının Rusya'ya giderken bıraktığını ifade etti.


Küçük'ün Hoştan notu


Tutuklu sanık emekli tuğgeneral Veli Küçük, ajandasındaki bir nottan söz ederek, “Güvenlik şirketindeyken telefonla aradılar. Adının İsmail, pilot binbaşı olduğunu söyledi. Paşam Hoştan'ın telini arıyorum, görüşecektim dedi. Arsa işimiz var gibi şeyler söyledi. Kimdir diye ajandama not aldım. İki gün sonra aradı telefona çıkmadım. Bunu da Sami'ye söylemedim” dedi.


MİT' şemanın gizli olduğunu açıkladı

Tuncay Güney'in anlatımlarına göre hazırlanan şemanın sanıklara verilip verilmeyeceği konusu yine ertelendi. MİT'ten mahkemeye gönderilen yazıda, “Merkezi arşivimiz ve açık kaynaklara yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçık, kamuoyuna mal olmuş bazı asker ve sivil şahısları da içermesi ve aidiyeti nedeniyle 10 Temmuz 2003'te Genelkurmay Başkanlığı'na, hassasiyetinden hareketle de 19 Kasım 2003 'te Başbakan'a intikal ettirilmiş” denildi. 2003 yılındaki çalışmanın özeti niteliğindeki şema ve ekindeki bilgi notunun ise 19 Ocak 2006'da Başbakan'a, 26 Mayıs 2006'da ise Genelkurmay'a sunulduğu belirtilerek, söz konusu bilgi notunun Ergenekon-Ümraniye operasyonu sürecinde de Başbakanlık tarafından soruşturma savcılarına gönderildiğinin anlaşıldığı kaydedildi. “Bahse konu çalışma ve tespitlerimizle ilgili olarak, günümüze değin müsteşarlığımıza herhangi bir şahıs, kurum veya kuruluştan, bir talep veya görüşle geri dönüş olmamıştır” denilen yazıda, müsteşarlığa pek çok kaynaktan gelen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve yorumlanması sonucu hazırlanarak, ilgili makam ve kurumlara gönderilen istihbari bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığı belirtildi. Şema ve ekindeki bilgi notunun, MİT açısından gizlilik niteliği taşıdığı kaydedildi.


Mahkeme MİT'e gerekçe sordu

Davayı bugüne erteleyen mahkeme heyeti, MİT'e şema ve bilgi notunun “delil olarak kullanılamayacağı” açıklamasının yasal dayanağının sorulmasına karar verdi. MİT'ten, şemanın hazırlanmasına dayanak olan ve kuruma 2002 yılında gönderilen 6 CD ile isimsiz ihbar mektubunun onaylı kopyasının gönderilmesini isteyen mahkeme, bu belgelerde belirtilen örgütlenme ile ilgili ne gibi araştırma yapıldığını sordu Şemanın ve bilgi notunun onaylı örneğini de isteyen mahkeme, MİT'in bu sorulara yanıtının ardında, şemanın açıklanması konusunu karara bağlayacak.


Tuncay Güney'in kasetleri soruldu


İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nün mahkemeye gönderdiği yazıda, 2001 yılında Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nde yapılan sorgulamasına ilişkin herhangi bir kasetin İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde olmadığı bildirildi. Mahkeme, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Tuncay Güney'e ait emanet kayıtlarını, varsa emanetteki eşyalarını istenmesine karar verdi. Tuncay Güney'in 2001 zyılında gözaltına alındıktan sonra herhangi bir resmi istihbarat görevlisi tarafından sorgulanıp sorgulanmadığının, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne sorulmasına hükmeden heyet, Emniyet Genel Müdürülüğü'ne de ulusalcılığı aşırı sağ faaliyet olarak nitelendiren ne gibi bir çalışma yapıldığını soracak. Sönmez Köksal'ın hazırladığı Susurluk raporunda, araştırılmasında fayda görülenler başlığı altında yer alan İstanbul'da öldürülen İranlı Askar Simitko'nun yakınlarının avukatı Ferşad Sematgou'nun müdahillik talebi ise mahkemece reddedildi. Simitko'nun öldürülmesine ilişkin iddianamede herhangi bir suçlamanın olmadığı ifade edildi.

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ