Son Haberler

Güzel yaşamanın sırrı

Düşün insanı Kate Soper’e göre, insanların kazanç elde etme ve büyüme bağımlılığından kurtulmalarıyla yaşam, daha kötü değil, çok daha güzel olacak...
Yayınlanma tarihi: 26 Aralık 2008 Cuma, 11:50

1970’lerde çok az kişi bilim insanlarının küresel ısınmayla ilgili uyarılarına kulak asıyor, çok daha az kişi ekonomik büyümenin önüne geçilmesiyle çevrenin korunabileceği görüşünü ciddiye alıyordu. Günümüzde ise bu görüşlere çok büyük bir ilgi gösteriliyor. Artık yaşanabilir bir gezegene sımsıkı tutunmakla küresel pazarın genişlemeye dayalı hedefleri arasındaki çelişkiden giderek çok daha sık söz ediliyor.

Gelgelelim, suların yükseleceği ve ortalığın sıcaktan kavrulacağı yönündeki uyarılara kulak asmayan ve ısrarla büyüme hedefini körüklemeyi sürdüren Kral Canute gibi bir tavır sergileyen insanlar ve onları yöneten hükümetler, günümüzde de bu çelişkiyi büyük ölçüde görmezden geliyorlar.

Bu davranışın ardında yatan temel etmenlerden biri, sürdürülebilir bir ekonominin kaçınılmaz olarak yaşamlarımızı daha kötüye götüreceği yönündeki yaygın sanıdır. Çevreci eylemlere katılanlar bu yüzden insanları ilkel koşullara sürüklemek isteyen gerici insanlar olarak değerlendirildiler. Küresel ısınmayı ciddiye alanlar, belki de bu görüşe karşı çıkmak amacıyla, mevcut koşulları sürdürmemize olanak tanıyan teknik çözümlere odaklanma eğilimindeler.

Büyümenin “yüksek” yaşamı

Yaşamın hemen hemen tüm keyifli yönlerinin ve özlem duyulan unsurlarının bizlere mutluluğun tek yolunun alabildiğine tüketmekten geçtiğini iletmeye çalışan reklamlarla yansıtılmaya çalışılmasının bir yararı yok.

“Yüksek” yaşam düzeyinin beraberinde getirdiği gerginlik, tıkanıklık, sağlıksızlık, gürültü ve pislikten kaçınmanın verdiği mutluluktan söz edildiğine çok ender tanık oluyoruz.

Gerçekte, çalışmanın ve maddi değerlerin ağır bastığı günümüz yaşamının insanlara pek de keyif vermediği ve daha az çalışıp, daha az ürettiğimiz sürdürülebilir bir topluma geçişin, bizleri çok daha mutlu edeceğini ortaya koyan bir yığın kanıt var.

Örneğin, araştırmalar, mesleğe bağlı hastalık ve bunalım oranlarının çalışma süreleri ile bağlantılı olduğunu ve belli bir gelir düzeyine ulaşıldığında daha fazlasının insanın mutluluğunu arttırmadığını ortaya koyuyor.

Ekonomik sistemimizin yoğun iş tempomuz nedeniyle yitirdiğimiz birtakım yaşamsal zevkleri bizlere para karşılığında satıyor olması, içinde bulunduğumuz durumun saçmalığını açıkça gözler önüne seriyor. Turizm şirketleri bizlere “nitelikli zamanı”, yemek şirketleri “ev yemeklerini” pazarlıyorlar; arabalar yüzünden sokaklarda rahat yürüyemeyen insanlar koşu bantları için spor ve cimnastik salonlarına bir yığın para ödüyorlar; insanlar şirketler kanalıyla eş ve arkadaş buluyorlar. Ekonomide büyüme sürdükçe, tüketim kültürü bunu kabullenme isteğimize daha da çok bel bağlıyor.

Hayatın farklı boyutu

İnsanlar yaşamın yalnızca çalışıp harcamaktan ibaret olmayıp, daha farklı bir boyutunun da olabileceğini giderek fark etmeye başlıyorlar. Alabildiğine gergin bir yaşam biçeminin olumsuzluklarından etkilenen insanlar, sahip oldukları değerleri ve ulaşmak istedikleri hedeflerini yeniden gözden geçirdiklerinde daha basit bir yaşam sürdürmeye karar veriyorlar.

Topluca daha az çalışılan bir yaşama geçilmesi insan, mal ve bilgi dolaşım hızının düşmesine, buna bağlı olarak da kaynak kullanımı ve karbon salınımının azalmasına neden olacaktır. Bu durum insanların yaşam biçemlerinden ödün vermelerini gerektirmekten çok, onlara sayısız yararlar sağlayacaktır. Böylelikle insanlar ailelerine ve özel yaşamlarına çok daha fazla zaman ayırabilecekler, her gün iş ile ev arasında gidip gelmek yerine, yürüyüş yapmanın, bisiklete binmenin ya da kürek çekmenin keyfine varabilecekler. Market alışverişleri azalacak, yerel dükkânlar yeniden canlılık kazanacaktır.

Tüm bunlar kentsel ve kırsal yaşamın dönüşümden geçmesine neden olacak, insanların daha derinlikli düşünmelerine ve koşuşturma nedeniyle ihmal edilen cinsel yaşamlarına daha fazla zaman ayırmalarına olanak sağlayacaktır. “Nitelikli yaşam” konusundaki bu farklı görüşler, daha az gelişmiş ülkelere de esin kaynağı olup, onların gelişme ile ilgili eğilim ve hedeflerini yeniden gözden geçirmelerini sağlayabilir.

Yeni bir hayat

Doğal olarak insanlar her gün biftek yemek, sıcak küvette banyo keyfi yapmak, süslenip püslenmek ve başka ülkelere yolculuk etmek gibi birtakım alışkanlık ve zevklerinden vazgeçmek zorunda kalacaklar. Ne var ki sürekli konfor, insanın ruhunu okşayabileceği gibi, kimi zaman çok sıkıcı da olabilir. İnsanoğlu yaratıcılığı sayesinde kendine mutlaka çok daha çevre dostu zevkler ve coşkular bulacaktır.

Durağan durum ekonomisine geçme fikri ilk bakışta insanın gözünü korkutabilir. Ancak Herman Daly’nin de belirttiği gibi, bugünkü üretim, çalışma ve tüketim temposunu, değil önümüzdeki yüzyıla dek, birkaç on yıl daha sürdürebileceğimizi düşünmek bile abesle iştigal etmek olur. Ekonomik kargaşanın yaşandığı ve hükümetlerin küresel ısınma karşısında olumsuz bir tavır sergiledikleri şu günlerde, bu konuya daha dürüstçe yaklaşmak- özellikle de politikacıların sürdürülebilir bir toplum yaratma hedefine odaklanmaları durumunda- ortak bir bilincin gelişmesinde son derece etkili olabilir.

Kim kimdir? Londra Metropolitan Üniversitesi görevlilerinden olan Kate Soper gereksinim ve tüketim kuramı ve çevresel felsefe uzmanı. “What’s Nature? Culture, politics and the non-human= Doğa Nedir? Kültür, politika ve insan dışı” adlı kitabın da yazarı olan Soper, kısa bir süre önce alternatif hedonizm üzerine bir araştırma projesini tamamladı. Rita Urgan (New Scientist 18 Ekim)

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ