Çocuk, ben karanlıkta yatamam!

Zeynel Lüle Atatürk’ün emir çavuşu Ali Çavuş’un torunu… Dedesinden dinlediği anıları kitaplaştırdı. “Ali Çavuş: Mustafa Kemal’in Can Yoldaşı”, son günlerde “Mustafa” filmi etrafında dönen tartışmalara, başka bir bakış açısı getiriyor.
Yayınlanma tarihi: 4 Ocak 2009 Pazar, 09:20

Zeynel Lüle, 1919-25 yılları arasında, Atatürk’ün emir çavuşluğunu yapmış “can yoldaşı” Ali Çavuş’un torunu. “Ülkemizin hızlı gidişini engellemek isteyenler var, bunun en iyi görülebileceği yerlerden birindeyim” diyen, Hürriyet gazetesi ve CNNTÜRK’ün Brüksel temsilcisi. Kendisi pek önemsemez, ama dünyanın en güzel şarkılarından bazılarının bestecisi… Ve tarihin bizi ayrı düşürdüğü Rumlarımızdan sevgili Kristina’nın eşi. Yaşama veda zamanı geldiğinde ille de İstanbul’a gömülmek isteyen kayınpederi Jordan’ın “memleket sevdasını” gözlerinde yaşlarla anlatan, baba tarafı Alevi bir gazeteci. Zeynel’in derlediği Ali Çavuş’un anılarını okudukça anlıyorum ki, Zeynel’e dedesinden miras kalmış bu gözyaşları... Zira Ali Dede’nin de gözlerinden sağnak gibi yağmurlar inermiş, daha “Atatürk” derken. Biraz da bu yüzden, Zeynel Lüle pek dinleyememiş dedesinden Atatürk’ü. Oysa annesinin babası Ali Çavuş, altı yıl boyunca gözünün içine bakmış onun, canını canının önüne atmış. Kitabın sayfalarını çevirirken düşünmemek elde değil… Atatürk’ü, “İnsan Atatürk’ü”, bir de tam Ali Çavuş gibi erk sahibi olmayan, mütevazı, sapsade, saf duygularını endazeleyerek dünyasını biçimlendiren birinden dinlemeli…

Ağzıyla kuş tutsa bize yaranamayan Brüksel’de, bu defa AB’yi çekiştirmek yerine, Zeynel Lüle ile Ali Çavuş’u ve Doğan Kitap’tan çıkan kitabını konuştuk.

- Kitabının kaynaklarını ve oluşum sürecini anlatır mısın?

- Mustafa Kemal Atatürk’ün emir çavuşu, dedem Ali Çavuş vefat ettiğinde ben daha 15 yaşındaydım. Dolayısıyla dedemin, bu ülkenin kurucusu Atatürk’ün yanındaki tanıklığının önemini anlayacak yaşta değildim. Sonradan bazı yakınları bu değerli anıları bugünlere taşımamızı sağladılar. O dönemde yüzbaşı olan Ziya Oranlı 1967’de Ali Çavuş’un anlattıklarına yer veren kısa bir kitap yazmıştı. Ayrıca bir deniz binbaşısı olan Necdet Ülker’in oluşturduğu, Ali Çavuş’un kendi sesinden anılarını anlattığı teyp kayıtları var. Ve yine 1960’lı yılların başında, Devlet Demir Yolları’nda dedemin mesai arkadaşi olan Selim Kemal Kaydul, Ankara’da çıkan Yeni Gün gazetesinde yayımlanan bir yazı dizisi kaleme aldı. Ama en önemlisi dedemin kendi elinden çıkan, eski yazıyla yazılmış notları var elimizde. Aslında benim ve yakınlarımın anlatılanlardan aklımızda kalan birçok başka anı da var. Ancak ben onları kitaba alamadım. Çünkü bunlar artık teyid etme imkânımızın olmadığı olaylardı.

- Niye istedin, bu kitabı oluşturmayı?

- Ali Çavuş’un anıları bugüne kadar tek bir kitapta toplanmamıştı. Gerek Atatürk’ün özel yaşamını ve kişiliğini, gerekse milli mücadele ruhunu yansıtan olayların bir kitapta buluşmasını istedim. Dedemin bölük pörçük yayımlanmış anılarını toparlamak ve gelecek nesillere aktarmak bana düşerdi. Hayatını yazarak kazanan tek torunuyum. Altı yıl boyunca yanından bir dakika olsun ayrılmamış, son derece mütevazı bir insanın anılarında Atatürk’ün en yalın, en sade hallerini bulmak, tarihe not düşmek istedim. Bu anılar tarih kitaplarında anlatılan büyük zaferlerin başkomutanın, aslında, merhametli, derin insan sevgisi, öfkesiyle ne kadar zengin duygular barındıran bir lider olduğunu yansıtıyor. Gelecek nesillerin Atatürk’ü Ali Çavuş’un anlattıklarıyla daha da çok seveceğine eminim.

- Ali Çavuş’un anlattıkları Zeynel Lüle’deki Atatürk’e nasıl yansıdı?

- Ben bu anıları derlerken Atatürk’le ilgili ezberim bozuldu. Büyük bir önderin zekâsına, becerisine duyulan hayranlığın yanına, ancak kudretli, güçlü bir “babaya” duyulacak türden derin bir sevgi hissi eklendi. Dedemin anılarında Atatürk’le birkaç kez karşılıklı ağlaştıkları yer alıyor. Müthiş bir insan sevgisi var Atatürk’ün. Halkına karşı duyduğu mesuliyet duygusunun ve büyük sevginin bir ulusu kurtarma iradesinin ardındaki en büyük güç olduğunu, satır araları çok net bir şekilde aktarıyor...

- Daha önce Atatürk’ün hayatına ait, dikkatlerden uzak kalmış olaylar var mı kitapta?

- Benim için bu anıların en çarpıcı olanları o günlerde yaşanan yoklukları, yoksunlukları yansıtanlar. Atatürk beraberindekilere yiyecek bulabilmek için annesine ait birkaç parça ziynet eşyasını bankaya rehin olarak bırakmak zorunda kalmış. Ayrıca gün ışığına çıkmamış, Atatürk’e karşı düzenlenen suikast girişimleri var. Atatürk sadece Anadolu’yu işgal eden düşman kuvvetleri ile değil, İngiliz ve Osmanlı’nın suikastçıları ile de mücadele etti. Bizzat Ali Çavuş tarafından en az üç suikastın önlendiğini görüyoruz. Ali Çavuş aynı zamanda Atatürk’ün hayatında çok önemli bir yere sahip olan üç kadının, annesi Zübeyde Hanım’ın, Latife Hanım’ın ve Fikriye Hanım’ın da arasında yaşamış biri. Bu kadınlarla sırdaşlıkları da anılarda ilginç bölümleri oluşturuyor.

- Can Dündar’ın Mustafa filminin tartışılan bölümlerinden biri, Atatürk’ün karanlıktan korkması, Ali Çavuş’un anılarından alınmış. ima edilmesi... O bölümü nasıl buldun?

- Ali Çavuş anılarında Mustafa Kemal’in karanlıkta yatmak istemediğini söylüyor. Ona “Çocuk ben karanlıkta yatamam” diyor. Anılarda yer alan ifade tam olarak budur. Bu cümleden Atatürk’ün karanlıktan korktuğu sonucunu çıkarmak ise benim aklıma gelmedi. Çünkü Ali Çavuş’un anılarında Atatürk’ün bizzat gece orman karanlığında üç-beş nöbeti tuttuğunu okuyacaksınız. Kanımca bunlardan söz edilmesi bile garip. O dönem yaşanan yokluk, Ankara’da bir mum bile bulunamaması benim daha çok dikkatimi çekiyor… Üstelik o gece Atatürk zehirlenmişti. Ali Çavuş’un sık sık sözünü ettiği, inanılmaz bir yokluğa “rağmen” Atatürk’ün liderliğinde kazanılmış bir büyük zafer var ortada. Bir ülke kuruldu. Asıl üzerinde durulması gereken budur.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.