Kapat

Son Haberler

A+ A-

Cem Adrian'ın 'Emir'i : Aşk

Cem Adrian, son albümü 'Emir' ile hayatının bir bölümünü dile getirmiş. Adrian, "İnsan sadece 'aşk' karşısında bu kadar çaresiz, mutlu ve çıplak kalabilir doğum ve ölüm haricinde..." diyor. 12 şarkıdan oluşan albümün konukları ise düetleriyle 'Anladım'da Pamela Spence ve 'Kelebek'te Hayko Cepkin.
Yayınlanma tarihi: 27 Ocak 2009 Salı, 22:35

Geceleri aklınızdan geçen aşk senaryolarına eşlik edebilecek parçaların sahibi Cem Adrian. Son albümü “Emir”de aşkı Tanrı’ın en büyük emri olarak tarif eden Adrian, Pamela Spence ile birlikte seslendirdiği “Anladım” parçası ile aşkın belki de en acı halini; ayrılığı dile getiriyor:

Anladım / Her şey bitiyor / Her seferinde yine aşk kaybediyor bizi / Anladım / Herkes gidiyor / Her seferinde yine çok acıtıyor bizi / Gözlerine bir bak / Nasıl da parlak / Beni uğurlarken yine yüzüme böyle bak...

Cem Adrian, “Emir”le çağımızda kaybolan, yitirilen ve zamana yenik düşen aşka daha güçlü ve daha sağlam tutunuyor. Adrian, albümde Tanrı’nın en büyük emri aşk’a itaati kendi dilinde, kendi müziğinde, daha cesur, daha büyük, daha sert anlatıyor. 6.5 oktavlık sesi ise onu bizden ayıran en büyük özelliği. Sahip olduklarının ne kadar önemli olduğunu bilse de bunu çok çok üstün bir meziyet gibi anlatmıyor. Fazıl Say'ın sayesinde özel öğrenci statüsüyle Bilkent Üniversitesi'nde müzik okumaya başlayan Cem Adrian ile yeni çıkardığı albümü “Emir”i konuştuk.



Müziğe nasıl başladınız? Daha önce neler yapıyordunuz?

Müziğe çocukluk yıllarımda başladım. Öncesinde radyo spikerliği ve yayın yönetmenliği yaptım.

Sizi tabir yerinde ise Fazıl Say'ın keşfettiği biliniyor? Neler yaşandı? Say'ın size ne gibi bir katkısı oldu?

Demet Sağıroğlu aracılığıyla Fazıl Say'a demom ulaştı. Say'da dinleyince çok etkilenmiş ve beni aradı. Ertesi gün görüşmek istedğini söyledi. Fazıl Say gibi bir sanatçıdan bunları ansızın duymak garip geldi tabi. Fakat görüştükten sonra samimiyetine inandım. Fazıl Bey o dönem Bilkent Üniversitesi’nde ders veriyordu. Bilkent'e beni tanıttı ve özel öğrenci statüsünde eğitime başladım. Bana katkısı şu an burada olmamı sağlamak oldu. Bir ön ayak yani. İşlemler kısaldı kapılar açıldı. Katkısını hiç bir zaman inkar edemeyeceğim bir insan benim için Fazıl Say.


İlk albümünüz çıktığında herkes sesinizin kaç oktav olduğunu konuşuyordu. Geçmiş albümünüzde de “Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti” adlı şarkının 134 ayrı kanaldan kaydedildiği tartışılıyor. Bunu hepimizin anlayacağı bir dilde açıklayabilir misiniz?

Sesimin kaç oktav olduğu hala konuşuluyor. Belki hata bende. Bunu reklam aracı olarak kullanmam gerekirdi fakat bunu ilk başta kendime daha sonra müziğimi dinleyenlere bir saygısızlık olarak görüyorum.Çünkü medya bunu bir show malzemesi olarak görüyor. Ben ise sesimi sadece ses olarak ifade ediyorum. "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" şarkım bir acapella ve koro var şarkıda. O koroyu da ben kendi sesimi değişik kanallardan kaydederek bir koro oluşturdum. Yani kendime 134 kez vokal yapmış oldum.


“Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım” adlı albümünüzde cover parçalar dinlemiştik. Bu albümde göremedik bunu herhangi bir nedeni var mı?

"Emir"de yorumlanmış her hangi bir şarkı yok. Sadece benim sözlerim ve bestelerim var. Herhangi bir nedeni yok, çünkü çok bütünleşmiş bir albüm oldu bu kendi içinde. Zaten hayatımda yaşadığım bir dönemi ifade ediyor "Emir"; ne olursa olsun sevmem gerektiğini.


İlk albümünüzde bulunan “Kimler Geldi Kimler Geçti”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” coverları oldukça ilgi çekiciydi. Sizce cover yapmanın avantaj ve dezavantajları nedir?

Aslında cover yapmak çok riskli bir iş. Özellikle kült olmuş isimlerin şarkılarını söylemeye kalktığınızda çok ağır eleştiriler alabilirsiniz. Tabi bunu ticari kaygısı olanlar yapar.
Fakat cover hayatlarımız boyunca olacak ve olması gereken bir süreç. Çünkü sürekli değişen bir dünyada geçmişte nelerin yaşandığını, insanların neleri sevdiğini bizden sonrakilere bırakmak zorundayız. Ben müzisyen olduğum için bunu şarkılarla yapabiliyorum. Aynı şeyi bir arkeolog kazı yaparak sürdürüyor. Aralarında hiç bir fark yok.

Yaptığınız müziği nasıl adlandırıyorsunuz?

Ruhumun sese ve söze bürünmüş halinin avant-garde-trip ve electronic-rock olarak adlandırabiliriz. Fakat bunun etkilerini ileride göreceksiniz. Henüz yaptıklarım deneysel formatında.


Genelde insanların “klasik müziğe” ya da “caza” yakıştırdığı ses tonunuzu farklı alanlarda göstermek sizin için zorluk yaratıyor mu?

Yok öyle bir zorluk yaşamıyorum. Çünkü talepler doğrultusunda müzik yapmıyorum. O an içimden gelen şarkıyı ne şekilde söylemek istersem öyle söylerim. Klasik müzik zaten söylemekten çok keyif alabileceğim bir müzik değil uzun süreli olarak. Jazz dinlemeyi çok seviyorum ve bir jazz albümü yapacağım zaten. Hem bu kadar geniş bir ses aralığına sahipken neden sesimi sadece bir kısımda kullanayım ki... Sesim benim ruh halim gibidir. Sabah kalktığınızda o gün ya siyah bir şeyler giymek istersiniz ya da mavi... Ben bunu bu şekilde hissediyor ve yaşıyorum. Aksi nasıl olur inanın ki bilmiyorum.


Elektronik müziğe yöneldiğiniz düşünülüyor. Siz hiç bu konuya eğilmeyi düşündünüz mü?

Ben bunun sinyallerini "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" de vermiştim. "Emir" daha elektronik bir albüm olacaktı fakat dozunda bırakmak istedim. Çünkü bu yıl konserlerimizin biraz daha rock olmasını istedik. Bir remix single projemiz var. Elektronik dance çalışmalarım zaten var. sadece henüz gün ışığına çıkmadılar. Ben maalesef çok fazla üreten birisiyim, bu bazen sorun olabiliyor. Çünkü albüme şarkı seçmemiz gerektiğinde çok zorlanıyoruz. CD basıma girmeden bir hafta önce bile yeni bir şarkı yapıp onu da koymak istemişliğim çok oldu. Elektronik müziğe ise hiç karşı değilim. İnsanlar elektronik müziği doğal bulmadıklarını düşünebilirler. Oysa o bilgisayarlara keybord'lara ruhumuzu katan yine biziz. Benim sözlerim eşlik ediyor, tuşlara dokunan yine benim parmaklarım. Şarkıyı yaşayan yine benim. Müzik ve sanatta kalıpları hiç sevmem zaten. Sanatçı özgür olduğu süre üretebilir. Kişi özgür olduğu sürece kendi olabilir, ve ben özgürlüğümü her şeyden ve herkesten çok seviyorum.


Sizi en çok “besleyen” müzik tarzı hangisidir?

Jazz dinlemeyi ve söylemeyi çok seviyorum. Fakat beni en çok etkileyen zaman zaman yaralayan müzik hep trip-hop, acidd-jazz ve R&B olmuştur.


Son albümünüz müzik severlerle buluştu. Nasıl bir albüm oldu?

Belki bu sorunun yanıtı bende değil ama bizi çok mutlu eden bir albüm oldu "Emir"... Hayatımın en zor dönemlerinden en vazgeçip en çok hırslandığım aylarından oluşan bir albüm oldu. Diğerlerinde olduğu gibi çok fazla ‘ben’ varım içinde ‘aşk’ var... İnsanın en çaresiz olduğu, hayatta herşeyi, herkesi bırakabileceği tek gücün, tek yaptırımın "Aşk" olduğunu düşünmüşümdür hep. İnsan sadece "Aşk" karşısında bu kadar çaresiz, mutlu ve çıplak kalabilir doğum ve ölüm haricinde...



Siz çok yönlü bir sanatçısınız, hem besteci, hem söz yazarı hem de aranjör kimliğiniz var...

Aynı zamanda tiyatroya meraklıyımdır. Geçmiş dönemde tiyatro eğiti ve fotoğrafçılık eğitimi de aldım. Kendimi geliştirmeyi seviyorum ve her şey bende bir domino taşı gibidir. Kendiliğinden devriliverir tüm taşlar.



Cem Adrian çok özel bir ses, çok ayrıcalıklı bir sese sahipsiniz...Sesinizi bir enstrüman gibi kullanabiliyorsunuz, nasıl oluyor bu, çünkü çok özel bir durum?

Bana özel gelmiyor ama keyifli. Çünkü çok işime yarayan bir durum. Fakat ben Fazıl Say ile görüşünceye kadar sesimin bu kadar farklı ve ender rastlanan bir ses olduğunu bilmiyordum. Tabii ki bazı farklar açıktı fakat enstrüman gibi kullanmam tamamen müzik aleti çalmayı bilmediğimden ve o dönem bir müzik aletimin olmayışından kaynaklanıyordu. İstem dışı oldu herşey. "Emir" gibi.. Sanki biri bana söyle dedi: Anlat onlara... Bilsinler...

Türkiye'deki müzik piyasasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Piyasa olarak değerlendiriyorum. Tabi ki herkesin yaptığı kendince sanattır ya da müzik. Fakat bazı şarkıcı ve şarkılar o kadar alt düzeydeki iyice gerizekalı yerine koyuyorlar. insanları ve bizler de bunları ister istemez duyuyoruz yolda yüyürken, kanalları değiştirirken ya da taksi de bir yere giderken ve o kadar sığ sözler ve müzikler ki ben birilerinin bizlerle dalga geçtiğini düşünmeye başladım artık. Nasıl ki bir dönem Çin'in ekonomisini alt-üst eden kuş giribi çıktı. Biz de böyle beyinleri gerileten şarkıcı ve şarkılar var.



Dinlediğiniz isimler hangileri?


Bu belki de sorduğunuz en zor soru. Bunu söylerken artık çok utanıyorum çünkü iki yıl önce çok severek dinlediğim bir isim bir de bakmışım ki meyvelere şarkı yapmış... Bir diğeri para kazanmanın vermiş olduğu hırsı hazmedememiş kendini basitleştirmiş. Şimdi bugün ben bunu seviyorum der isem bir yıl sonra saçma sapan işlerle karşımıza çıktığında ben bunu söylemiş olmaktan dolayı kendi adıma utanıyorum. Neyse ki çok eskilerden hâlâ güzel isimler var: Bülent Ortaçgil, Vedat Sakman, Leman Sam, Zülfü Livaneli gibi. Günümüzden de örnekler vereyim, yine de çok fanatiklik yapmadan; Almora, Suicide, Pamela, Hayko Cepkin inandığım ve sevdiğim isimler arasında. Yabancı olarak nitelendirdiğimiz kendimizi soyutladığımız bir kavram da var değil mi?... Yabancı müzik kavramı. Hep saçma gelmiştir bu ayrım bana. Acaba kendimizi mi soyutluyoruz onları mı uzaklaştırıyoruz bilemediğim... John Legend, Massive Attack, Faithless çok seviyorum. Amy Winehouse'un müziğini ve sesini tavizsizliğini çok beğeniyorum. Patrick Wolfe seviyorum bir de Coldplay ile özetleyebilirim.

Müziğe ilk başladığınız zamanda hedeflediğiniz noktaya ne kadar yakınsınız?

Çok başındayım. Hatta yeni başlamış gibi hissediyorum. Türkiye'deki kalıpları yıkmak için geldim.

Projeleriniz neler?

Yakın dönem projelerimizde sinema filmi müziği var. Bunun yanında dizi film projesi. Ayrıca "Emir" albümüme daha fazla klip çekmeyi planlıyorum. Sonra daha evrensel bir CD hazırlayacağım. Dünyanın yaradılışının ilk dönemleri gibi. Sözlerin kelimelerin olmadığı, ülkelerin sınırlarla ayrılmadığı dönemlerdeki gibi... Herşeyin eşit ve tek olduğu zamanlardaki gibi...


Yurtdışı ile ilgili planlarınız var mı?

Bunu Kültür Bakanlığı’na sormak gerek. Ben bunu istesem bile tek başıma yapmam çok kolay değil. Fakat Kültür Bakanlığı'ndan da öyle bir destek geleceğini sanmam. Adımı bile bilmediklerine eminim. Hem onların Tarkanları, Hadiseleri var. Hayatın sadece pop müzik etrafında döndüğünü zanneden bir zihniyete ben ne verebilirim ki. Kendi yolumu çiziyorum ve emin adımlarla ilerliyorum. Şu dönem yurt dışında çıkacak bir albüm var zaten içinde benim de bir şarkım var ve bunların devamı gelecek. Dediğim gibi hayatı çok aceleye getirip tökezlemeye hiç niyetim yok. Zil çaldığında herkes sınıfı terk eder... Güzel günler göreceğiz.


Portre

Yugoslav kökenli bir ailenin çocuğu olan Cem Adrian, müzik çalışmalarına ortaokul yıllarında başlamış ve ilk kayıtlarını yine o tarihlerde yapmıştır. 18 yaşında başladığı radyoculuk hayatına 6 yıl devam etmiş, bu süre içinde tiyatro ve fotoğrafçılık eğitimi almış, çalıştığı radyonun kayıt stüdyosunda kendine ait yaklaşık 250 şarkı kaydetmiştir. Ses telleri normal bir insanın 3 katı uzunluğundadır. Ve 6.5 oktavlık sese sahiptir. 2003 yılında İstanbul'da kurdukları Mystica isimli etnik müzik grubunda solist ve dansçı olarak çeşitli mekanlarda sahne aldı. 2004 sonbaharında Demet Sağıroğlu vasıtasıyla tanıştığı Fazıl Say'ın davetiyle Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi'nde özel öğrenci statüsünde eğitime başladı. 2005 Şubat ayında "Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım" isimli ilk albümünü yayınlamıştır. Albüm sanatçının 1997 ve 2003 yılı arasında Edirne'de kaydettiği amatör demoların ve 2004 Ekim ayında Fazıl Say'la verdiği ilk akademik konserinden kayıtların bir derlemesidir. 2005 yılında Babylon konserler dizisi başta olmak üzere Türkiye'de verdiği konserlerini, 2005 Eylül ayında Hamburg Müzik Sezonu'nun açılışında Fazıl Say, Bremen Jazz Festivali'nde Burhan Öçal ve Fazıl Say'la sürdürmüştür. 2006 yılı Ocak ayında prodüktörlüğünü kendisinin üstlendiği ve 2006 yılı Aralık ayında 2. albümü 15 parçadan oluşan "Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" piyasaya çıkmıştır.

Albümleri

* 2005 Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım
* 2006 Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti
* 2008 Essentials / Seçkiler
* 2008 Emir

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler