Arınç: Bebelere masal anlatmıyorum

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Ben bebelere masal anlatmıyorum. Söylediğim zaman iz bırakmalı, doğruları konuşmalıyım, ezber bozulacaksa bozulmalı, fikirler ortaya konmalı'' dedi.
Yayınlanma tarihi: 24 Aralık 2012 Pazartesi, 07:27

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Habertürk'te yayınlanan programa katılarak gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ''17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi'nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım'' sözlerine gelen farklı tepkilere ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Arınç, geçen hafta katıldığı bir televizyon programında Kürt meselesi ve terörle ilgili konuşmasında geçmişte yaşanan olumsuzlukları anlatma ihtiyacı duyduğunu söyledi. Terörün bir sonuç olduğunu ve birçok sebebi bulunduğunu, sebepler teşhis edilemezse sonucu anlamanın mümkün olmayacağını belirten Arınç, geçmişteki ret ve inkar politikalarının Türkiye'ye kaybettirdiklerini söylemek istediğini kaydetti.

Cezaevlerinde insanlara kötü muamele edildiği dönemler yaşandığını, insanların isyan ettiğini, bunun da silahı ve şiddeti özendiren bir faktör olduğunu ifade ettiğini dile getiren Arınç, bu çerçevede bir kadın milletvekilinin geçmişte yaşadığı olumsuzluklardan, işkencelerden bahsettiğini vurguladı. Arınç, şöyle konuştu: ''Ben tabii, sadece bununla ilgili değil ama Kürt meselesinin de bir şekilde ret ve inkar sebebiyle daha kronik, çözülemez hale geldiğini ve o zaman yaşanan bu işkencelere karşı insanların isyan ettiğini hatta 'ben de onları yaşamış olsaydım, aklıma gelse başıma gelse ben de dağa çıkardım' şeklinde güçlendirmek istedim. Bu, 'herkes dağa çıksın, ben de zaten çıkacaktım' anlamına değil. O tarihte yaşanan kötü olayları anlattım ve hemen arkasından şunu ekledim: 'evet geçmişte bunlar yaşandı, insanlar kendilerini ifade edemiyorlardı, ifade özgürlüğü yoktu, kimliğini tanımlayamıyorlardı veya yarın endişesiyle yoksulluk sebebiyle veya başka sebeplerle bu şiddetin, terörün yolunu açan pek çok sebebi sayabiliriz' demiştim. 10 yıldan beri özellikle hükümetimiz döneminde, bir defa ret ve inkar ortadan kalktı. Biz kabulle yola çıktık. 'Bu ülkede yaşayan 75 milyon insan etnisitesi ne olursa olsun, kendini hangi etnik kimlikle ortaya koymak isterse istesin bizim yurttaşımız, vatandaşımız, kardeşimiz, kader arkadaşımızdır. Dolayısıyla onun kimliğini, kültürünü, folklorunu, dilini, yazısını hiçbir şeyini inkar etmeyeceğiz' diye yola çıktık. Bu sebeple de bir kucaklaşma oldu.''

'Cımbızla bir cümleyi çekip çıkarırsanız...'

Güçlü bir siyasi iradeyle geçmişteki bütün olumsuzluklardan hesap sorulduğunu ve dağa çıkmak için hiçbir mazeret kalmadığını ifade ettiğini belirten Arınç, ''Benim bu sözlerimi, bir buçuk saatin içinde yaptığımız konuşmada, özetleyebildiklerimi doğrusu herkesin çok iyi anladığı kanaatindeyim. Bir kısmı peşin hükümlü ki Bülent Arınç ne söylerse söylesin onlara göre fark etmiyor, eleştirecek bir yönünü mutlaka bulacaklardır, bir kısmı da 'evet hepsi çok güzel ama dağa çıkarım cümlesi keşke olmasaydı' diye bu konuyu eleştirdiler. Aynı şey Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün de başına da gelmişti, onun da geçmişte yaşanan olayları anlatırken 'dağdaki bir insanın bile geçmişteki yaşantısı ile bugünü sorgulamak gerekir' şeklindeki bir cümlesine karşı çıkılmıştı'' dedi.

Bir hukukçu olarak Avrupa'daki düzenlemeler ve Yargıtay içtihatlarını da hatırlatan Arınç, bir insanın ne konuştuğunun tümüne bakarak kanaate varılabileceğinin altını çizdi. Arınç, ''Bu kadar anlattığımızın içerisinden cımbızla bir cümleyi çekip çıkarırsanız buradan çıkacak sonuç sadece haksızlık olur'' dedi.

Arınç, ''Sloganlar belki gündem oluyor ama esas vermek istediğiniz mesajı veremediğinizi hissettiğiniz dönemler oluyor mu?'' sorusunu yanıtlarken, sözlerine ''Çok, biz bu işin mağduruyuz aslında'' diyerek başladı.

TBMM Başkanlığı yaptığı dönemden itibaren böyle durumlarla karşılaştığını ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bizim yaşantımız rutin bir yaşantı değil. Biz de düşünen, tartışan, okuyan, biz de başkalarını dinleyen fikir sahibi insanlarız. Ben bebelere masal anlatmıyorum. Torunlarıma masal anlatırım da konuşma yaparken sadece vakit geçirmek veya birilerinin yaptığı gibi çok şey söyleyip de hiçbir şey söylememeye muvaffak olan insanlardan değilim ben. Söylediğim zaman iz bırakmalı, doğruları konuşmalıyım, ezber bozulacaksa bozulmalı, fikirler ortaya konmalı. Bana sorulan hiçbir soruda ben cevabı taca atarak vermem. Bildiğimi söylerim, kim ne anlarsa da anlar. Ama isterim ki bu sözlerim bütünüyle ortaya konulabilsin ve insanların yorum yapmak, seçim haklarına da kimse engel olmasın. Yıllardır ben bunun çilesini çekiyorum. Ama artık bunlardan şikayet etmek yerine biz yolumuza devam ediyoruz. Çünkü gazete ne isterse yazsın, televizyon nasıl isterse yorumlasın nihayet vatandaşın bir vicdanı var, bu vicdan her zaman da doğruyu söylüyor.''

Söylediklerini kötü yorumlayacak olanların var olduğunu bildiğini ancak bunu önemsemediğini söyleyen Arınç, ''Bunu göze alarak yapıyorum. Çünkü ben öyle bir siyasetçiyim ki yarın gittiğim zaman arkada iz bırakmalıyım. Tutanaklar, sözlerim, yaptığımız konuşmalar, siyasetteki çalışmalarımız, başarılarımız bize arkamızdan güzel şeylerle anılmaya vesile olsun. Hamdolsun ki dürüstlük, vicdan, bilgi, birikim noktasında bugüne kadar kimse bizi eleştirmemiştir. Sadece bir cümleye, bir kelimeye bakarak hiç kimse böyle ucuzculuğa kaçmasın. Kim ne derse desin yaptığımızı, söylediğimizi biliyoruz. Attığımız her adımın da hesabını verebiliriz'' diye konuştu.

'Belki ezberler bozmaya çalışıyorum ama Türkiye'nin buna ihtiyacı var'

Sözlerinden doğru anlamı çıkaran ve kendisini destekleyen yazarlara teşekkür eden Arınç, ''Ben insanların vicdanlarına hitap ediyorum, belki birilerine çok ağır gelecek şeyler söylüyorum. Belki ezberler bozmaya çalışıyorum ama Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Bülent Arınç konuşursa da böyle konuşmalı. Yoksa topu taca atarak, sulandırarak, lafını geveleyerek... Ben böyle hiçbir zaman yola çıkmadım, hiçbir zaman da bunları konuşmaya ihtiyacım yok'' ifadesini kullandı. Siyaset hayatında müspet hareketi, fikirleri ortaya koymayı, siyaset yoluyla demokrasiyi genişletmeyi tercih ettiklerini, zorbalıkla despotizmle istediklerini kabul ettirmeye çalışmadıklarını ifade eden Arınç, siyasi hayatında yaşadığı bazı olayları hatırlatarak isyanı, şiddeti, dağa çıkmayı hiçbir zaman düşünmediğini belirtti.

Siyasi hayatının da özel hayatının da sükunetten, müspet hareketten yana olduğunu vurgulayan Arınç, oğlu Mücahit'in doğduğu günlerde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden 5 yıl hapis cezası verildiğini, o zaman bile dağa çıkmayı düşünmediğini dile getirdi. Arınç, ''TBMM Başkanı oldum, iki gün sonra eşimin başörtüsü nedeniyle bizi topa tuttular. Bu kadar masum bir düşünceyi, bu kadar samimi bir ifadeyi, Sayın Cumhurbaşkanı'nın eşiyle seyahate çıktığı zamanda onu eşimle birlikte uğurlamaya gitmişken üzerimize gelen insanları Allah'a havale ettik, o zaman da dağa çıkmayı düşünmedik'' dedi.

''Bu ülkede bir gün kardeşliği bulacağız, ayrımcılık ortadan kalacak ve her şey çok güzel olacak'' ümidiyle yaşadıklarını anlatan Arınç, bu duygunun kendilerine has olduğunu, şiddet gördükten sonra intikam için şiddeti seçenler de olabileceğini anlattı. Arınç, ''Şu anda dağa çıkanların profiline bir baksanız hepsinin mutlaka bir sebebi vardır. Bize düşen hükümet olarak, devlet olarak, bu ülkenin sorumluluk sahibi insanları olarak bu sebeplere tek tek alıcı gözle bakmak, kavramak ve onlara çözüm bulmaktır. Benim yüreğim yanarak söylediğim şey, bir genç kadının işkence görmesinden sonraki haletiruhiyesini ortaya koyabilmektir'' değerlendirmesinde bulundu.

Arınç, bir soru üzerine, 12 Eylül sonrasına ilişkin bir anısını paylaştı. İzmir'de 1985 yılında Refah Partisi'nin İzmir il başkanlığınca düzenlenen bir gecedeki konuşması dolayısıyla yargılandığını belirten Arınç, savcılığa ifade vermeye gittiğinde konuşması sırasında salonda atılan slogana ilişkin soruyla karşılaştığını dile getirdi. Refah Partisi'nin amblemine atıfta bulunularak atılan ''Hilal başak iktidar olacak'' sloganının yanlış anlaşıldığını, savcının ''Bilal Paşa iktidar olacak diye slogan atılıyor. Evren Paşa ve Ankaradakiler de merak etti, Bilal Paşa kim?'' diye sorduğunu anlattı.

Arınç, salonda yapılan konuşmaların görevli polislerce kaydedilmesi ve sonrasında çözümü sırasında ''Hilal başak iktidar olacak'' sloganının ''Bilal Paşa iktidar olacak'' şeklinde kayda geçirildiğinin anlaşıldığını ifade etti.

'Beğenen, beğenir, beğenmeyen beğenmez'

Göktürk-2 uydusunun fırlatılması törenleri sırasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) meydana gelen olaylar ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuyla ilgili açıklamalarının hatırlatılması üzerine Arınç, olayın gerçekleştiği günün Türkiye için çok önemli bir gün olduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan'ın törene gelişi ve çıkışında polisle göstericiler arasında olaylar yaşandığını hatırlatan Arınç, ''Gösterileri, ekranlardan izlediğimiz kadarıyla barışçıl bir protesto gösterisi anlamında kabul etmek çok zor'' dedi.

Üniversitelerin akademik yıl açılış törenlerinden bazılarına katıldığını hatırlatan Arınç, bu açılışlarda az da olsa küçük olaylar yaşandığını belirtti. Protesto etmenin herkesin doğal bir hakkı olduğunu dile getiren Arınç, ''Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Ama bunun başkalarına zarar vermeyecek, fiili bir saldırıya dönüşmeyecek biçimde yapılması gerekir ve belli bir süre ile yapılması gerekir. Siz sürekli bağırıp çağırırsanız o toplantı yapılamaz hale gelirse, o demokratik bir hak gösterisi değildir'' diye konuştu.

Protesto ve gösterilerin kanuna tabi olduğunu ve bu doğrultuda yapılması gerektiğine vurgu yapan Arınç, ''Ama Türkiye'nin en sevinçli gününde hükümetin Başbakanı, sayın Genelkurmay Başkanımız orada, gelebilseydi Cumhurbaşkanımız da orada olacaktı. Siz böyle kötü bir gösteriyle veya fiili bir müdahaleyle Türkiye'nin sevincini gölgelediniz bu bir. İkincisi bu bir öğrenciye yakışmaz. Üçüncüsü üniversitelerdeki disiplin veya işte oranın düzenini bozmak ancak böyle mümkün olabilir. 'Sayın Başbakan tepkisinde aşırı gitmiş midir, gitmemiştir derseniz' o gün bizzat kendisinin yaşadığı olaylar ortada. Bence hem üniversite yönetiminin hem de davet ettikleri takdirde emniyet güçlerinin, bu tür saldırıya dönüşen gösterileri engelleme hakkı var. Bu hakkı yapanlara da 'Sen niye bunlara engel oldun' denemez'' ifadelerini kullandı.

ODTÜ'nün geçmişten bugüne benzer eylemlerin merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Arınç, geçmişte yaşanan olumsuzlukların yeniden yapılmamasını temenni ettiklerini kaydetti. ''Gösterilerde kadrolu elemanlar vardır'' diyen Arınç, ''Şimdi de tahmin ediyorum ki ODTÜ'deki olaylarda da sadece ODTÜ öğrencileri değil, yine böyle seyyar kuvvetler mutlaka gelmiştir'' dedi.

Arınç, şunları söyledi: ''Dolayısıyla ben sayın Başbakanın bu en sevinçli günümüze gölge düşüren ve gerçekten araçlara ve insanlara zarar verebilecek noktadaki gösterileri eleştirmesini doğru buluyorum. Bu mutlaka adalete intikal etmiştir. Adalet veya savcılık veya emniyet de gereken çalışmayı yapacaktır. Benim bütün arzum ve temennim olaylara karışmamış insanlar varsa onların da şüpheli veya zanlı olarak gözaltına alınmaması, öğretim özgürlüklerinin engellenmemesi veya yüksek eğitimle ilgili beklentilerinin zayıflamaması ve son bulacak noktaya gelmemesidir. Ben gerekli tedbirler alındığı takdirde bu tür gösterilerin bundan sonra herhalde yapılmayacağını düşünüyorum.''

Arınç, ODTÜ'nün Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden biri olduğunu ancak bu tür olayların üniversitenin şanına gölge düşürdüğünü dile getirdi.

'Ben bunun suikast girişimi olduğunu da düşünmüyorum'

''Size suikast planı ele geçirildi. O dava hala devam ediyor. O konu hakkında size Emniyet veya adli kurumlar belli bir bilgi verdiler mi'' şeklindeki bir soruya Arınç, ''Bu dava açılmadı bildiğim kadarıyla. Yani zaten sıkıntı veya beklenti bununla ilgili'' karşılığını verdi. Soruşturmayla ilgili savcıyı tanımadığını ve ne olduğunu merak ettiğini ifade eden Bülent Arınç, şöyle devam etti: ''Ama ben bu savcıyı arasam, bulsam, telefon etsem, konuşsam ertesi gün 'Bülent Arınç bu davanın savcısıyla görüştü. Şunu söyledi, bunu söyledi' diye birileri bunu çıkaracaklar. Çıkardıkları zaman da bu, bu davanın veya soruşturmanın seyrini belki olumsuz etkileyecek. Hayatta görmedim, merak da etmedim ama bu soruşturmanın bir şekilde ya takipsizlikle neticelenmesini veya açılacaksa bir dava olarak açılmasını da bekliyorum. Bu sorulardan rahatsız olduğum için. Bize veya ailemize gelince biz rahatız, kuştan korkan darı ekmiyor. Dolayısıyla hayatımız boyunca bu ve buna benzer pek çok şeyle karşılaştık bunların konuşulma yeri burası değil.''

''Ben bunun suikast girişimi olduğunu da düşünmüyorum'' ifadesini kullanan Arınç, olayda iki subayın sivil araba ve sivil elbiseyle evinin çevresinde dolaştığını, bir tanesinin elinde evinin adresinin bulunduğu bir kağıt olduğu iddialarını hatırlattı.
Arınç, şunları kaydetti: ''Niye benim evimi gözetliyorlar ve niye benim evimin adresi onun elinde ve niye yutmaya çalışıyor. Bu senaryo üzerinde gazetelerde çok şeyler yazıldı. Arkasından kozmik odada araştırma yapılacağı söylendi. Önce rıza göstermediler. Sonra hakim nezaretinde ancak belli yerlere girme imkanları verildi. Gazeteciler benden daha çok biliyorlar. Onların öğrenme imkanları daha fazla. Ama ben çatlıyorum, soramıyorum ne Adalet Bakanı'na, ne başsavcıya ne de bu işle ilgili olan insanlara. 'Gördün mü şunu etkiliyor veya bunu etkilemeye çalışıyor' demesinler diye. Bence bu bir gözetlemeydi. Bu gözetlemenin sonucunda ne olacağını bilemeyiz. Ama ceza hukuku bakımından eldeki deliller eğer doğru ise anlatıldığı kadarıyla benim evimin gözetlendiği ama sadece bununla kaldığı, bunun arkasından ne yapılmak istendiğini ben bilmiyorum. Sonra yine soruşturma sırasında zannediyorum 8 tane subayın veya astsubayın sorgulanmak üzere mahkemeye sevk edildiği, bunlardan 3'ü hakkında tutuklama beşi hakkında salıverilme istendiği ama hepsinin salıverildiği. Savcının itirazına rağmen mahkemenin bunu reddettiğini yine gazetelerden okudum. Aradan 3 sene geçti. 3 sene sonra bugün bir dava açılmadığını biliyorum. Açılsa haberim olurdu. Çünkü benimle ilgili vuku, kamu hukuku adına takip ediliyor. Dolayısıyla o kozmik odalarda ne çıktı, çıktı mı çıkmadı mı, ne kadar inceleyebildiler, ne kadar imkan bulabildiler inanın bu konuda hiç bir bilgi sahibi değilim.''

'Aynı partide hizmet ettik'

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ayrı bir ilişkisinin olduğu, partide ''ağabey'' olarak görüldüğü belirtilerek, Erdoğan ve Gül ile tanışma sürecini ve partideki ''ağabey'' pozisyonun sorulması üzerine Arınç, ''Belki yaşım itibarıyla bana 'ağabey' diyorlardır ama güzel bir söz var bizde, 'Ben onlardan yaşlıyım ama onlar benden büyüktür.' Sayın Cumhurbaşkanımız da Sayın Başbakanımız da kişilikleriyle yaptıkları hizmetlerle hem Türk siyasi hayatına hem de ülkemize büyük katkıları olan insanlar olarak bizden çok daha büyük, çok daha kıymetli, çok daha değerli insanlardır'' diye konuştu. Arınç, kendileri için, geleneklerinde ''ağabey kardeş'' ilişkisinin önemli olduğunu da belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül ile 1991'den sonra tanıştığını, Gül'ün parlamentoya kendisinden bir dönem önce girdiğini hatırlatan Arınç, ''Aynı partide hizmet ettik. Her zaman toplantılarda, siyasi çalışmalarda birlikteydik. Birbirimizi de çok sevdik'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan ile 30 seneye yaklaşan dostuluklarının, kardeşliklerinin, siyasette yol arkadaşlıklarının olduğunu belirten Arınç, ailelerinin de birbirlerini tanıdığını ve sevdiğini bildirdi. Arınç, şunları söyledi: ''Siyasette ve davada, eğer 'dava' diyeceksek buna, yani kendimize bir hedef koymuşsak Türkiye için, Türkiye'yi nasıl görmek istiyoruz, Türkiye'yi nasıl büyütmek istiyoruz, onu nasıl güçlü hale getirmek istiyoruz. Bu bizim siyasetteki bir yol çizgimizdir. Orada hep birlikte olduk. O kendi alanında çok başarılı oldu biz de bulunduğumuz yerlerde bir hizmet yapmaya çalıştık. Bu beraberliğimiz bir kader beraberliği, bir siyasi amaç beraberliği, bir hedef, bir amacın birlikte topladığı, bir araya getirdiği insanlar olarak geldik. İkisiyle de iftihar ediyoruz doğrusu. İkisi de çok başarılı oldular.''

'Bu dönemin sonunda yokum'

Gelecek iki senenin ''hassas'' olduğu belirtilerek, ''Siyasi kulislerde Sayın Başbakan'ın cumhurbaşkanı olacağı konuşuluyor. Orada bir ara dönem var ve en çok sizin isminiz geçiyor oradaki geçici başbakanlık için. Siyaseti bırakmayı istediğinizi dile getiriyorsunuz ama o dönemde böyle bir vazife olursa buna nasıl yaklaşırsınız'' sorusuna Arınç, tüzüklerine göre üç dönem üst üste milletvekilliği yapanların aday olmaması veya bir dönem ara vermesi gerektiğini hatırlattı. ''Bu bir realite'' diyen Arınç, şunları kaydetti: ''Tayyip Bey için de benim için de en azından 60-70 arkadaşımız için de böyle bir durum var. Herkes bunu biliyor, herkes buna hazır ama diğerleri bir şey söylemiyor da ben söylüyorsam ben bir gerçeği ifade ediyorum. Ben bu dönemin sonunda yokum. Allah kısmet ederse ara vereceğiz, buna benim ihtiyacım da var. Arkadan gelecek çok değerli arkadaşlarımız var. Esasen AK Parti kendi içinde çok güçlü. Bir yenilenme geçirecek. Biz yine iktidar olmaya devam edeceğiz. AK Parti'nin bayrağı yere düşmeyecek diyoruz. 'Belediye başkanı olur musunuz?' Ona da şahsen niyetim yok. Ona bir mani yok yani istenirse milletvekili olamayacak bir arkadaşımız bir yerden aday olur, seçilebilirse de seçilir. Ama ben onu da arzu etmiyorum çünkü o da bir siyasi çalışmadır.''

''Bir yorgunluk mu var'' denilmesi üzerine Arınç, şu yanıtı verdi: ''Yok. Yani yapacağım her şeyi de yaptım. Böyle bir mola vermeye insan olarak ihtiyacım var. Bir aile reisi olarak ihtiyacım var. Benim daha çok okumaya, daha çok kendimi yetiştirmeye ihtiyacım var. Arkadan gelenlere de yol açmamız lazım. Onların hepsi kıymetli. Ben hamdolsun AK Parti'nin çizgisinde bir geriye gitme söz konusu olmayacak diye düşünüyorum. Sorduğunuz sınırlama 2014 ile 2015 arasıdır. Yani 2014'ün Haziran ayında yeni cumhurbaşkanımız seçilirse ve o kişi Sayın Tayyip Erdoğan olursa partinin başına kim başbakan olarak geçecek ve 2015 seçimlerine hazırlayacak. Çok rahatlıkla söylüyorum, sizin anketlerinizde de benim ismim geçiyor olabilir, böyle bir beklenti içinde değilim, bu ağabeylikle ilgili bir konu değildir, yaşla ilgili bir konu değildir, bu anketlerde şu kadar çıkıyor. Onlara teşekkür ederiz ama bununla da ilgili değilir. Önemli olan, Türkiye'yi yönetme kapasitesine sahip bir hükümetin başbakanı olabilecek bilgiye, birikime, tecrübeye ve parti içinde de siyasi bir kişiliğe sahip olacak birisinin o bir yıllık dönemi geçirmesidir. Benden daha liyakatli ve ehliyetli ben size 10-20 isim sayabilirim. Bu konuda bir beklenti içinde değilim. Bana sorulursa da ben kanaatimi rahatlıkla Sayın Başbakanımıza da ifade ederim. Ama takdir olursa bunlar gelecek, düşünülebilir. Bugünden bunun hesabını yapmak veya buna göre plan yapmak bence doğru değil. O bir yıllık dönemde partiyi başarıya hazırlayacak, hükümeti iyi yöneterek hiçbir işin geride kalmamasına gayret edebilecek bir başbakan aranıyorsa inşallah bunun partimiz içinde çok değerli insanlara nasip olacağını biliyorum.''

'İkisi de çok değerli insanlar'

Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması durumunda Gül'ün başbakanlığa dönmesi gibi bir durum söz konusu olursa bunu kişisel olarak destekleyip desteklemeyeceğinin sorulması üzerine Arınç, bunların bugünden konuşulacak konular olmadığını belirterek, şöyle konuştu: ''Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül çok başarılıdır. Cumhurbaşkanlığında örnek bir insan olmuştur. Türk milleti de onu çok büyük bir sevgiyle bağrına basmıştır. Tekrar aday olur mu, olmaz mı onu bilmem ama Sayın Başbakanımız da bir halk kahramanıdır. Çok başarılı bir başbakanlık dönemi geçirmiştir. O da cumhurbaşkanı adayı olmak isterse onun da yüz defa bu makama hakkı olduğunu düşünüyorum. Ama o mu olacak, bu mu olacak, o olursa ne olur, bu olursa ne olur? Bence bunlara hiç girmemek lazım. İkisi de çok değerli insanlar. Günü geldiğinde bu partinin geleneği vardır. Aramızdaki sevgi vardır. Türkiye gerçeklerine bakarız en doğrusunu yaparız ve karar veririz.''

AKP'nin birliği adına gelecek iki sene içindeki en büyük tehlikenin, kişisel olarak gördüğü en büyük zorluğun sorulması üzerine Arınç, AKP'nin 11 yıldan beri iktidar olduğunu ve her seçimden başarıyla çıktığını hatırlattı. ''Bir kısmı ortaya çıkan bir kısmı henüz ortaya çıkmamış olan çok büyük engellerle AK Parti hükümetlerini yıpratmak, AK Parti'nin gücünü zayıflatmak, AK Parti'yi iktidardan düşürmek için gizli, açık çalışmalar yapılmıştır'' diyen Arınç, bunların hepsinin etkisiz kaldığını ve partisinin başarısına kimsenin engel olamadığını vurguladı.

'Aynı kalıptan, tornadan çıkmış, birbirinin kopyası insanlar değiliz'

Aralarında bir nifak çıkarılmasının, bir fitne olmasının zararlı olacağını dile getiren Arınç, şunları söyledi: ''Ama 11 senedir de bunu yapmak istiyorlar, muvaffak olamadılar. Biz başka partilere, biz başka insanlara benzemeyiz. Hepimiz fedakarlığın, kardeşlik hukukunun ne olduğunu biliriz. Bize verilecek bir imtihanı kardeşimize teslim edecek, onu tercih edecek noktada pek çok sınavlardan da geçtik. Bugüne kadar muvaffak olamadılar bundan sonra da muvaffak olacaklarını düşünmüyorum. Ama hiç usanmadan, yılmadan, üşenmeden bunun üzerinde çalışmalar var. 'O öyle söyledi bu böyle söyledi, o oraya davet edildi bu edilmedi, o ona soğuk baktı, onun danışmanı böyle dedi, bunun danışmanı şöyle dedi.' Çok gülünç şeyler bunlar. Biz aynı kalıptan, aynı tornadan çıkmış birbirinin kopyası olan insanlar değiliz. Hepimizin farklı bir yetişme tarzı, farklı bir üslubu olabilir. Bulunduğumuz görevler de farklı konuşmaya, farklı davranışlara bizi sevk edebilir. Cumhurbaşkanı milletin birliğini temsil ediyor, devletin başı. O sıfatla konuşacağı sözleri, icranın başındaki siyasi kimliği olan bir başbakanın rahatlıkla söylemesi mümkün olmayabilir. Ben başbakan yardımcısıyım, diyelim ki benim o konular hakkındaki görüşlerimi bazen şahsi düşüncem olarak ifade ederim ki hükümetimin bu konulardaki tavrı başka türlü de olabilir. Yani 'Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız eğer dikkate alınarak aralarına bir fitne, aralarına bir kardeşlik hukukunu bozacak bir şeyler koymaya çalışanlar var mı' derseniz, geçmişte vardı bugün de mutlaka var olacaktır. Çünkü bundan bir zafiyet meydana gelmesini isterler, gücün bölünmesini isterler, insanlar arasına soğukluk koymaya çalışırlar bu da kitleleri etkileyebilir. Ama ikisinin de hamdolsun karakteri, yapısı, inancı, ahlakı bu fitnelere hiçbir zaman fırsat vermeyecek düzeyde.''

Yasa dışı dinleme

Başbakan Erdoğan'ın yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklamasını hatırlatarak değerlendirmesini ve kendisinin böyle bir şey yaşayıp yaşamadığının sorulması üzerine Arınç, Başbakan Erdoğan'ın sorulan bir soruya verdiği cevaba yorum getirmesinin doğru olmayacağına dikkati çekti. ''Bir insanın özel hayatına girmek, kişilik haklarını ihlal etmek dünyanın en rezil işidir, çok ayıp bir şeydir'' diyen Arınç, kişisel verilerin korunmasına yönelik hem anayasaya hüküm koyduklarını hem de kanun çıkardıklarını hatırlattı. Telefon dinlemenin yasal olarak yapılabileceğini bu sayede organize suç örgütlerine ulaşılabildiğini, suç delili olarak bilgilerin elde edilebileceğini ifade eden Arınç, bunu düzenleyen kanun olduğunu söyledi.

''Ama mahkeme kararı olmadan, savcının talebi olmadan, süreye bağlı olmadan elektronik aygıtlar o kadar gelişti ki edepsiz adamlar, işi başka şey olmasına rağmen bu rezilliği yapanlar bazen telefonları veya ortamı dinleyerek, alan dinlemesi yaparak insanların özel hayatına girebiliyorlar'' diyen Arınç, konunun bazı davalarda karar verme noktasındaki yargıçları da etkilediğini belirtti.

Hukuka aykırı elde edilen bilgilerin Yargıtay kararınca delil olmadığını ifade eden Arınç, sadece buna dayalı delillerin olması durumunda beraat edildiğini de söyledi. Yargıda rüşvet iddialarına yönelik Yüce Divan'daki davada alınan kararı hatırlatan Arınç, ''Bu, o davada verilen bir karardır. Diğer mahkemeler özellikle ağır cezalar, asliye cezalar yani bu gerekçeyle her olayda beraat kararı verebilir mi? Hayır, böyle bir şey yok. Her davanın delilleri, iddiaları farklı olabilir, bu delillerden sadece bir tanesidir dinleme. Ama onu teyit eden başka maddi delillerin de bulunması icap eder. Başka hiçbir delil yok ve ancak kanunsuz şekilde dinleme yapılmışsa o mahkemelerde davalar mutlaka beraat edecektir'' değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Erdoğan'ın evinin altındaki çalışma ofisinde dinleme cihazı bulunduğu yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Arınç, şu karşılığı verdi: ''O yaşamış bunu. Ben Meclis Başkanı iken bulunduğum ortamlar bizim koruma müdürlüğümüz tarafından zaman zaman aranırdı, kontrol edilirdi. Ben böyle bir şeye rastlandığını duymadım. Zaman zaman cep telefonlarımızda bazı arızalar olduğunda veya zaman zaman kesintiler olduğunda, zaman zaman farklı sesler geldiğinde arkadaşlarımız, birbirimize 'Bizi herhalde dinliyorlar' diyebiliyoruz. Dinlemelerine rağmen, ben şu açıdan şikayetçi değilim, çok rezil bir şey ama biz kötü bir şey yapmıyoruz. Bunu yapan adam bizden bir şey bulamaz. Hatta bazı arkadaşlarımız 'Bak dinleniyoruz, ona göre' diyerek birtakım espriler de yapıyorlar birbirlerine veya 'Bizi dinleyen arkadaş aradan çekil de şunu bir konuşalım' diyenler de oluyor. Ama ne olursa olsun esprinin ötesinde bir insanın özel hayatına girmek ve onun haberi, rızası olmadan onu dinlemek çok kepaze bir iş. Bunun önüne geçmemiz lazım. Türk Ceza Kanunu'nun bazı maddeleri bunlarla ilgilidir. Bunların cezalarının artırılması gündeme geldi. Bunlar gerçekleşir mi bilemiyorum ama bu elektronik cihazlar oldukça bazen bir kesme şeker büyüklüğündeki bir şey bazen bir saksının içine yerleştirilmiş, bazen çok uzaklardan bile olsa alanı tamamen dinleyebilecek aygıtlar piyasada varsa veya Türkiye'ye getirilebiliyorsa veya bazı servisler bu işi yapıyorsa bunu nasıl ortaya çıkarırız, nasıl engelleriz o da ayrı bir dert.''

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.