Adam Gibi Yaşamak...

Yayınlanma tarihi: 25 Aralık 2012 Salı, 07:34

Karşıt (muhalif) olarak ötelenince, nesnel ve önyargısız olduğunu gösterme kaygısı var ya, insan ister istemez durup düşünüyor. Oysa AKP iktidarının ve yandaş kurumlarının yaptığı her yeni icraatının sonrasında, niyet okumak çabasından vazgeçilmeli. Niyet okumayı bırakalım artık. Her şey çok açık, farkında olalım. Farkındayız da insanın kendisinin farkında olduğunu anlamasından çok, çevresindekilerde farkındalık yaratma becerisini kullanması daha anlamlı şu zamanda.

Bir sabah kalkıyorsunuz, kanun hükmünde kararnameler ile bir anda sosyal güvencenizi aniden yitiriyorsunuz. Ertesi sabah kalktığınızda, kimin hazırladığı, nasıl hazırlandığı bilinmeyen bir yönetmelik ya da bir yasa taslağı önünüze konuyor. Yaşadığımız ülkede, her gün hukuksal müdahaleler ile yaşamın politik genetiği ile oynanıyor. Demokrasi, özgürlük, darbe karşıtlığı gibi, her aydının albenisine karşı duramayacağı sözcükler ile gözler boyanıyor. Ama gerçekte her şey sözde kalıyor. Oysa her değişim, her reform yenilik getirebilmeli, devrimci ve ilerici bir karakter sergilemeli.

Son haftalarda akademik kamuoyu ile paylaşılan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) yasa taslağı, akademik gündemde aslında önemi kadar karşılık bulamıyor. Çünkü bekleneni karşılamıyor, sorunları çözemiyor. YÖK yetkilileri üniversite üniversite dolaşıyor, toplantı yapıyor, kendi deyimleriyle öğretim elemanlarının “gazını” alıyor. Aslında çıkarılması düşünülen bir yasayı; üstelik bu kadar önemli ise daha taslak halinde iken paydaşların değerlendirmesine sunmak, katılımı sağlamak bakımından kulağa hoş geliyor. İyi güzel de toplantılara katılanların sayısını tutanak altına almakta bu kadar ısrar neden? Niyet okumaya gerek yok. “Bakın ne kadar katılımcılıktan yana ve iyi niyetliyiz” diyerek bu taslağı meşru gösterme düşüncesi elbet.

Taslağa gelince… Hayal kırıklığı bile yaşayamıyoruz zaten. Son 10 yılda çıkarılan pek çok yasa ve amaçlar ortada. Aslında bir yasanın içeriğinden daha çok, onun kim tarafından nasıl uygulanacağı daha önemli. Bu nedenle rahat olmak mümkün mü? Bu yasa taslağı, yürürlükte olan YÖK yasasını bile aratabilir. En az onun kadar merkeziyetçi, en az onun kadar siyasi çünkü.

Şeytan detaylarda gizlidir derler. Hukuksal yönü bir tarafa, bu taslağın ruhunda siyaset var. Siyasetin etkisini iliklerimize kadar hissettirecek, yerel bir süper yetkili kurulun oluşturulacak olması, statükoyu koruyucu anlayışın devamı gibi. Özerklik nerede? Bugün üniversitelerde mumla aradığımız hesap verilebilirlik nerede? Ödediği vergiler ile devlet üniversitelerini ayakta tutan vatandaş yerine, en çok vergi veren zatı muhteremin ve de siyaseten atanan zatı muhteremlerin hesap soracağı bir üniversite düzenine doğru gidiyoruz. Böyle bir yasaya bir dizi yasak koymasak ayıp olur. Aman eksik olmasın.

Demokrat üniversiteden anladığınız fırsat eşitliği ise, beklentileriniz bu yönde ise, umudunuz bir başka bahara kaldı. Paran kadar sağlıktan sonra, paran kadar yükseköğretim. Özel hastanelerden sonra, özel üniversiteler de yaşadı. Uluslararası fonlarla beslenen yabancı üniversitelerin de önü açılıyor. Yaşasın (!) neoliberalizm. Kamucu sosyal devlet anlayışı ise mezara.

Yaşamın her alanında, kumaş bu, kalıp bu, elbise de bu. Sorun da burada. Ve son söz: Bizim kalemimizde, bizim sözümüzde kavga, nefret ve ölüme yer yok. Yaşamın her alanında, üniversitede ya da sokakta eşitlikten ve yaşamdan yana olmak gerek. Bu ülkede yaşayacaksak, bırakın adam gibi yaşayalım.

*Prof. Dr. Erdener ÖZER / Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.