Taksim Gezi Parkı Direnişi ve CHP

Yayınlanma tarihi: 6 Temmuz 2013 Cumartesi, 06:32

Taksim Gezi Parkı Direnişi ve CHP

CHP, içindeki eski yeni ayrımını derhal terk etmeli; ulusalcısı, sosyal demokratı, demokratik sosyalisti, özgürlükçü liberali; kısacası partinin tüm unsurlarını Gezi Parkı Direnişi’nin baş aktörü gençlerin eylemleri ve yürekli duruşları CHP’yi kendine getirmelidir.

Gezi Parkı Direnişi ve siyasal süreç 68 üniversite gençlik hareketlerini yaşamış bir insan olarak bana heyecan verdi. Bizzat yaşadığım 45 yıllık bir geçmişe ilişkin, toplumsal ve siyasal değişimi ve ülkede gelişen olayları sade bir dille Cumhuriyet okurlarıyla paylaşmak ve buradan hareketle bir gelecek çıkarımı yapmak istedim.

Öncelikle Büyük Önder’in, “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur” (CBT 1193/3; 29 Ocak 2010) sözlerini anımsatmakta yarar görüyorum.
İnsanoğlunun gelişimine bakıldığında da bu sözlerin haklılığı görülür. Kendi mesleğimle ilgili bir örnek vermek gerekirse bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre yüzyıllar önce ağızdaki diş sayısı 42 iken bugün 30-32’ye düşmüş ve dişlerimizin boyutu küçülmüştür. Gelecekte bu sayının 20’ye kadar ineceği öngörülmektedir. Bazı organlar azalıp küçülürken insan beyninin işlevleri hızla artmaktadır. Yaşamakta olduğumuz “bilişim çağı”, kuşkusuz insan aklının bir harikasıdır.
Gezi Parkı, Taksim Meydanı ve Anıt tarihsel bir gençlik hareketine tanıklık etmiştir. “Gazi ve heyeti” gençleri yukarıdan manevi dünyalarından sanki alkışlar gibiydi. Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı, çoğulcu bütünlüğün ifadesi olabilirdi. Hep düşünürüm Anadolu’nun her yanına mahalli kahraman ve önderleri de içine katarak heykel sanatının inceliklerini taşıyan benzerleri yapılsaydı diye.
Atatürk’ün yukarıda alıntılanan sözlerinden siyasetinde de statik değil dinamik bir anlayışı benimsediğini çıkarmak zor değildir. Her dönemin kendine has koşul ve gereksinimlerine göre liderlerin uygulamaları da kendi yetenek ve anlayışlarına göre şekillenmiştir. Atatürk’te kurtuluştan kuruluşa ve toplumun aydınlık bir yapıya kavuşturulmasında yorulmaz bir dinamizm vardır. Hasta yatağından kalkıp Adana’ya yaptığı tren yolculuğu ve ardından Hatay halkının demokratik iradesi ile Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması bugün daha da anlamlı hale gelmiştir.
Kimi gözlemciler, Taksim Gezi Parkı’ndaki insan çeşitliliğinin Hatay’daki yapı ile benzerliğinden söz etmekte. Çeşitli kültürler, inançlar ve etnik kökenler ortak bir paydada birleşti, seküler ve demokrat bir iklim yarattı ve bu iklimde barış ve kardeşlik içinde bir arada var olmayı başardılar.
Hatay’a yakın coğrafyada yaşayan yüz binlerin de böyle aydınlık bir yaşam için gönülleri ve yüzleri bize dönük olabilir. Tam da bu yüzden millimisak seslenişi önemlidir. Hemen, “Lozan”ın CHP için namus olduğunu anımsatmak isterim. Yine unutmamak gerekir ki, bu dünya düzeni içinde bulunduğumuz bölgede yaşamak ve yaşatmak, öncelikle sağlam bir demokrasi ve sonrasında güçlü ekonomi ve morali tam, donanımlı ve halk iradesine saygılı bir savunma gücü ile mümkündür. Bu nitelikleri taşıyan bir ordu hepimizin olmazsa olmazıdır.
Siyaset tarihimizde dinamik siyasetin etkin uygulayıcılarından biri de Bülent Ecevit olmuştur. 70’li yıllarda İsmet İnönü’nün, “Partimiz ortanın solundadır” duruşu, söz konusu dinamik siyasetin önünü açan önemli bir etmendir. Ardılı Ecevit, demokrasiden, emekten, özgürlüklerden yana bir siyaset için CHP’nin altı temel ilkesinden “halkçığı” öne çıkarmış, kurultayca onaylanan programı hızla uygulamaya koymuştur. Bu program ve “Bu düzen değişmelidir”, “Su kullananın; toprak işleyenin”, “Ne ekip biçeceğine Türk halkı karar verir” gibi söylemler, başta gençler olmak üzere tüm halk kesimlerinde büyük bir heyecan yaratmıştı. Dik duruş ve dinamik siyaset tüm engel ve ambargolara rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı ile taçlanmıştır. Uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan haklar kullanılarak bugünkü KKTC temelleri atılmıştır. Kıbrıs’ın ne kadar büyük bir stratejik önem arz ettiği bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır.
Sonrasında halk desteğinin tavan yaptığı bir esnada içeriden ve dışarıdan zorlamalarla koalisyon hükümeti bozulmuş; kısır siyaset kurnazlıkları ve parti içindeki erken seçim talepleri, ne yazık ki Milliyetçi Cephe hükümetleriyle neticelenmiştir. Sonrasında yaşananlar herkesin malumu: 12 Eylül 1980 darbesi ve günümüze dek uzanan etkileri.
70’ler sonrası yaşanan siyasal ve toplumsal süreçte CHP, tamamen statik siyasetin içinde kalmış görünmektedir. Oysaki, gelişen olaylar ve özellikle iktidar uygulamaları dinamik bir siyaseti zorunlu kılmaktadır. CHP, içindeki eski yeni ayrımını derhal terk etmeli; ulusalcısı, sosyal demokratı, demokratik sosyalisti, özgürlükçü liberali; kısacası partinin tüm unsurlarını Gezi Parkı Direnişi’nin baş aktörü gençlerin eylemleri ve yürekli duruşları CHP’yi kendine getirmelidir. Aklın ve bilimin ışığında hızla harekete geçerek CHP’nin temel ilklerinden devrimcilik (inkılapçılık) öne alınarak dinamik bir siyaset derhal uygulamaya geçirilmelidir.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.