Gençler onu böyle arıyor: Yetiş Aylin Abla

Ankara Emniyeti'nin hazırladığı fezlekede 'kara propaganda yapmak ve yargıya psikolojik baskı uygulamak'la suçladığı CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka'yı, 31 Mayıs akşamından beri Kuğulu Park ve Tunalı Hilmi Caddesi'nde ya TOMA'ların önüne bedenini siper ederken ya hastanede yaralıların elini tutarken ya Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı karakollarda gençlerle sabahlarken, ya da eyleme katıldığı için final sınavlarını kaçıran öğrenciler için üniversite hocalarına sınavı yenilemesi için dil dökerken gördük. O artık Kuğulu Park Gençliği'nin 'Nazlı Abla'sıydı. Bunu polisler de içselleştirmiş olmalı ki, her gözaltı furyasından sonra karşılarında gördükleri Nazlıaka'ya 'Nerede kaldınız vekilim biz de neredeyse gelir, diye kulaklarınızı çınlatmıştık az önce' diyerek takılıyorlar. Daha önce kadın sorunları ile ilgilenen Nazlıaka, artık Kuğulu Park gençliğinden sorumlu.
Yayınlanma tarihi: 7 Temmuz 2013 Pazar, 07:33

Aylin Nazlıaka, CHP’nin “genç kuşak” ve en aktif milletvekillerinden. Başbakan Tayyip Erdoğan “kürtaj” tartışmasını başlattığında, “Başbakan vajina bekçiliğini bıraksın!” sözleri nedeniyle Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir” sözleriyle “taciz”ine karşın geri adım atmadığı gibi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’i, bir kadın olarak kendisine sahip çıkmaması nedeniyle epeyce köşeye sıkıştırmışlığı ile de biliniyor. Meclis koridorlarında şık tayyörü, çivi topuk ayakkabıları ve her daim bakımlı-makyajlı haliyle “çıtı pıtı” bir genç kadın olarak alıştığımız Nazlıaka, Gezi direnişi sürecinde, eylem alanlarının, çantasında-yanında her daim gaz maskesi ile limonunu taşıyan tişört-kot pantolonlu, gençlerin 7/24 saat ulaşabildiği “Yetiş Aylin Abla”sına dönüştü. Şimdi “forumlar”a katılarak eylemcilere destek veren Nazlıaka, “Gezi günleri”ni ve “uzmanlık konusu” da olan eylemlerin baş aktörü “Y kuşağı”nı anlattı:

- Gezi eylemlerini Meclis’ten izlemek yerine, doğrudan eylem alanlarında gördük sizi. Sokaklar, meydanlar nasıl bir deneyim oldu sizin için?

- İlk 31 Mayıs sabaha karşı Gezi çadırlarına yapılan müdahale üzerine, çadırlarda kalan bazı sanatçı arkadaşlar, olayı ilettiler. Onun üzerine İstanbul il yönetimimizi aradım. Olayın olduğu andan itibaren sürecin içine dahil oldum. Kimin nereye sığındığını, bütün o süreçleri bire bir yaşadım. Gezi Parkı’yla ilgili Ankara’da eylemler başlayınca, ilk andan itibaren, sahada o direnişçilerin yanında bulundum. Gözaltı otobüsünde, Emniyet Müdürlüğü’nde, karakollarda, hastanelerde, revirlerde, cenazede, gösteri yürüyüşlerinde, son dönemlerde de forumlarda vatandaşımızla beraberim. Kuğulu’ya yapılan müdahaleleri engellemek için orada sabahladığım oldu. Gözaltıların Ankara’da en yoğun olduğu 2 Haziran gecesi de spor salonunda sabahladım. Genellikle gece yarısından sonra gözaltına alınanlarla ilgili gelen bilgiler üzerine, avukatları alıp Emniyet’e gittim. O nedenle Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün girişindeki görevliler beni görünce “Nerede kaldınız Vekilim, biz de şimdi gelir diye kulaklarınızı çınlatmıştık” diyorlar. Kuğulu İnisiyatifi’ndeki gençler son derece bilinçli, kararlı ve ne istediğini bilen “pasif direnişçiler.” Şiddet dilini reddeden bu temiz kalpli ve zeki gençlerle aramızda oldukça sıkı bir bağ oluştu; artık ben onların “Aylin Ablasıyım.” Ne zaman bir sorunları olsa “Aylin Abla Yetiş” diye beni arıyorlar.

Düğünden eyleme!

- Bu diyalog nasıl kuruldu. Size her an ulaşabiliyorlar mı?

- Elbette. Son 24 gündür zamanımın çoğunda sahada olduğum için spor giyiniyorum. Meclis çalışmalarının olduğu günler arabada bulundurduğum topuklu ayakkabıları giyiyorum. Genel Başkan Yardımcımız Haluk Koç’un oğlu Deniz’in düğünü sonrasında “Aylin Abla Yetiş”çiler aradı, hemen arabadaki eylem ayakkabılarımı giyip Dikmen’e gittim ama üzerimde düğün için giydiğim abiye kıyafetle biraz tuhaf bir görüntü oluştu sanırım. Normalde cep telefonlarından yayılan radyasyon konusunda çok hassasımdır, yatak odasına telefon sokmam, ama bu süreçte başucumda iki telefonla yatıyorum. Son 24 gündür uyandırılmadığım hiçbir gece olmadı. 112 ambulans çağırdıkları takdirde, gözaltına alınacakları endişesi nedeniyle, gençler yaralansalar bile ambulans istemiyorlar. Onun için arabamla onları acil servise götürdüm. Yaralarına dikiş atılırken yanlarında kalıyordum. Eylemler sürecinde gözaltı sürecinde en fazla gözaltı olan 2 Haziran gecesiydi. Sabaha kadar spor salonunda gözaltına alınan kişilerle birlikte sabahladım. Gözaltındaki gençleri ziyaret edip kumanya götürdüğümüzde iki cep telefonumu da onlara verdim. Orada olduğumuz süre boyunca hepsi telefonları elden ele geçirip istediği kişiyi aradı. Bazılarının anne babası ile ben de konuşup rahatlatmaya çalıştım. Üniversite öğrencisi olup gözaltına alındığı için final sınavını kaçıranların tek tek hocalarını aradım. Hocalar çok anlayışla yaklaştılar, çocuklara telafi sınavı yapacaklarını söylediler. Sabahladığım oldu. 1 Haziran gecesi çok yoğun gözaltıların olduğu Kızılay AVM’de iki genç kız çok korkmuştu. Onlara sıkı sıkı sarıldım ve polise bunlar benim kardeşlerim, benimle beraberler, onları serbest bırakın deyip, CHP il binasına götürdüm. Polis yine de peşimizden geldi. Kızlar serbest kaldığında ikisi de sevinçle boynuma sarıldı; meğerse biri Mustafa Balbay’ın yeğeniymiş. Örneğin 13 yaşındaki Alperen’i gözaltına altına aldıklarında annesiyle birlikteydim, benim oğlumla yaşıt. Kendisi darp edilmiş. Ancak Adli Tıp raporunda darp edildiğine dair bir ibare yok. Onun için bir başka devlet hastanesine gidip, darp raporu almasını sağladık. Ailesi dava açacak, her türlü desteği vereceğimizi söyledim.

- Evden çıkarken, eşiniz, çocuklar tedirgin olmadılar mı? “Evdekiler” eylem sürecinden nasıl etkilendi?

- Normalde, eşim bana cep telefonunu aldın mı diye sorar, şimdi “Gaz maskesi aldın mı” diye soruyor. Çantamda, arabada gaz maskesi mutlaka bulunduruyorum. Açıkçası normalde bir milletvekilinin çantasında yanında olmaması gereken malzemelerle donanmış durumdayım. Ben bu süreçte en dayanıksız olduğum yönümü yendim. Uykusuzluk en zayıf yanımdır. Ama günde 3-4 saat uykuyla artık idare edebiliyorum. Çocuklarım da farkında. Başbakan, “Yüzde 50’yi zor tutuyorum” dediğinde ben de twit attım, “Ben de evdeki yüzde 50’yi zor tutuyorum” diye... 5 yaşındaki oğlum Demir de benimle birlikte foruma katıldı ve bazı konuşmalarda elini kaldırarak konuşmacıyı onayladı. Konuşmaların içeriğini pek anlamasa da abla ve ağabeylerinden öğreneceği çok şey olduğu için orada olması ve beraber zaman geçirmek beni mutlu ediyor. Tabii bu olaylar nedeniyle uzun süre mutfağa girmeye fırsatım olmamıştı. Ama gençlerle aramızda çok sıcak bir bağ oluştu. Direnişin ilk zamanlarıydı, yine bir pazar sabahı kurabiye yaptım, çocuklar ve eşimle Kuğulu’ya götürdük, beraber çay içtik. O anda kendimi büyük bir aile ile birlikte hissettim.

- Eylemler sırasında esnaf nasıl etkilendi?

- Kuğulu’da olaylar olurken, esnaf da olumsuz etkilenmiş olabilir diye ziyaret ettik. Gördük ki esnaf direnişçilere sahip çıkıyor. Bir kısmının yiyecek, içecek, battaniye yardımı yaptığını biliyorduk. Tunalı Hilmi esnafı ticari olarak etkilendiklerini fakat bu direnişin özgürlükler, demokrasi ve ülkenin geleceği adına çok önemli olduğunu söylediler. “Para kazanılır, özgürlüklerimiz olmazsa paranın da anlamı olmaz” diyorlar, işin ilginci birçoğu saat 19.30’da işyerlerini kapatıp Kuğulu Park’taki direnişe destek olmaya gittiklerini anlattılar. Bence bundan sonra Ankara’ya gelen herkes, “Bir Kuğulu’ya gideyim, Tunalı Hilmi’yi göreyim” diyecektir. Zaten oradan direnişçiler de şiddete başvurmamış, polis müdahalesi nedeniyle esnaf biraz zarar görmüş. Bu süreç bittikten sonra Tunalı ve Kuğulu’nun “markalaşmış” olmasının esnafa da olumlu yansıyacağını düşünüyorum.

Y Kuşağı: Geleceğin mimarı değil, bugünün tasarımcısı

- Gezi eylemleri “Y kuşağı, 90 kuşağının başkaldırısı” olarak değerlendirildi çoğunlukla... Y kuşağının özellikleri nedir? Neden durduk yerde isyan ettiler?

- Uzmanlık alanım insan kaynakları, bu konuda çalışmalarım var. Orada da Y kuşağı ile ilgili saptamalarımız vardı, aslında bunların doğru olduğunu Gezi sürecinde gördüm. Bu arkadaşlarla sohbet ettiğimde, onların daha çok sonuçla değil, süreçle ilgili oldukları görünüyor. Bizim kuşak daha sonuç odaklıdır. Oysa Y kuşağı dediğimiz 90’lı yıllarda doğanlar, bu süreci, şimdiyi yaşamayı önceliklendiriyor. “Geleceğin mimarı değil, bugünün tasarımcısı olmalıyız” diyorlar. Toplumun nesnesi değil öznesi olmak istiyorlar. Bir başka özellikleri, büyütüldükleri ortam. Bu gençler, aileleri tarafından, “Sen özelsin, ailede hepimiz eşitiz, senin tercihin ne? Lütfen 7/24 ulaşılabilir” söylemleriyle büyütülmüş. Aile ve ebeveynlerle ilişkileri arkadaşça, sahici ve birbirlerine açıklar. Örneğin, çadırlar olduğu dönemde, sabaha kadar kalan genç kızlardan birisi, “Aylin abla, annem çağırdı, ‘kokunu özledim’ dedi. Ben de yanına uzanmıştım, uyuyakalmışım, erken gelemedim” dedi. Arkadaşları, “Ama burada kalmalıydın” diye sitem edecek oldular. O, “Ne yapayım yalan mı söyleyeydim” dedi. Yani duygularını gizlemiyorlar, son derece dürüstler. Ayrıca, farklı olmayı seven, farkılıklardan fark yaratmak isteyen bir kuşak. Sadece kendileri gibi düşünen, yaşayanların değil, farklı olanların da kendini ifade etmelerini, özgürlüklerini savunan bir kuşak. Y kuşağı ile ilgili bir de şöyle bir saptama var. Geçmiş kuşaklara göre 30 puan daha fazla IQ’ya sahipler. İnce zekâ ve mizah gücüne sahipler, teknolojiyi çok iyi kullanan, çok yönlü becerileri olan bir kuşak

- Bu gençler apolitik mi gerçekten? Siyaset bu eylemlerden nasıl bir ders çıkarmalı, CHP süreci nasıl okumalı?

- Bu kuşağın, siyasetle buluşmalarını sağlamaya dönük çalışmalar yaptık. Mimarı olduğum “Gence Artı” projesi bu amaçlı. Bu kuşak, politikadan uzak değil. Kürtaj yasağına karşı duruşları da, alkol yasağına tepkileri de politik bir duruşun yansıması. Ama siyasetçi olarak şu özeleştiriyi yapmalıyız. Genel olarak siyaset dünyası, gençlerle kopuk bir dünya oluşturmuş. Önümüzdeki dönemde direnişte yer alan gençlerden, siyasette etkin rol alanlar olabilir. Ancak bu yine bir parti çatısı altında olmalı. Önümüzdeki süreçte birleşeceği ortak çatının CHP olacağını düşünüyorum.

- Hükümet kanadından şöyle eleştiriler var, eylemciler “toplumsal talepler” için değil, sadece “bireysel özgürlük talepleri için alanlara çıktılar” diye...

- Başbakan ve diğer siyasi figürlerin, toplumu, eylemlerin amacını anlayamadığını gösteriyor. Başbakan Donkişot gibi, kendisini halkın karşısında görüp, önce dış mihraklarla ilişkilendirmeye çalışarak gerekçe yaratmaya çalıştı. Oysa bu insanlar sadece kendi özgürlükleri için değil, özgürlükleri kısıtlanan diğer bireyler için de sokaklarda. Bireylerin metroda nasıl davranacağına siyasi iktidarın karar vermesi, o gençlerin annelerini de anneannelerini de rahatsız ediyor. Başbakan’ın okuyamadığı bir dille de tepkilerini gösteriyor. Bu da mizah dili. Başbakan, bu kuşakla nasıl baş edeceğini bilmediği için de toplumu kışkırtacak doğru olmayan bilgilerle süreci yönetmeye çalışyor. Başbakan en baştan süreci doğru okuyup, doğru yönetseydi olaylar bu kadar büyümeyebilirdi. Ama Başbakan, Donkişot’un yeldeğirmeniyle savaşması gibi, neye karşı mücadele ettiğini bilmeden şiddete başvurup, toplumu ayrıştırmaya yönelince, kendilerini mağdur hisseden kesimlerin daha da kenetlenmesini sağladı.

Fotoğraf: Necati Savaş

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.