'Yaşadıklarımı unutmayacağım'

2011'de Pozantı Cezaevi’nde kalan Mehmet, koğuşta başına bir şey geleceği korkusuyla geceleri uyuyamadığını anlatıyor. Ailesi, skandal raporda sözü edilen olayların kendi çocuğunun başına gelip gelmediğini bilememekten yakınıyor.
Yayınlanma tarihi: 8 Temmuz 2013 Pazartesi, 08:59

Türkiye’deki çocuk cezaevleri, işkence ve kötü muamele iddialarıyla gündeme gelmeye devam ediyor. Pozantı’daki şiddet, taciz ve tecavüz skandalının vicdanlardaki etkisi hala geçmemişken, geçen günlerde Şakran ve Antalya’da patlak veren olaylar, kapalı kapılar ardındaki çocukların nelere maruz kaldığı sorusunu daha da belirginleştirdi.

Biz de bu sorunun peşine düştük, öncelikle cezaevinde yatmış çocukları dinledik. Biri, koğuşta başına bir şey geleceği korkusuyla geceleri uyuyamadığını anlatıyor; bir diğeri “bunaldığında kendini kestiğini” söylüyor. Aileleri, skandal raporlarda sözü edilen olayların kendi çocuklarının da başına gelmiş olabileceğinden kaygılanıyor. Gardiyanlar çocuklardan ziyade kendilerinin tehlike altında olduğunu düşünürken, uzmanlar Türkiye’de cezaevine giren bir çocuğun, çıktıktan sonra “daha suçlu” hale geldiğine dikkat çekiyor.

Şimdi, Türkiye’de cezaevinde çocuk olmanın ne demek olduğunu anlama zamanı. Önce söz, Pozantı’da sözü edilen skandalların yaşandığı koğuşta o dönem yatan -biz ona Mehmet diyelim- Mehmet’te.


‘Müdür ilk gün tehdit etti’


Bugün 18 yaşına basan Mehmet’le, Adana Şakirpaşa Mahallesi’nde buluştuk. Yaşadığı mahalle önemli çünkü buradaki çocukların çoğu “siyasi”. Kamuoyunda “taş atan çocuklar” olarak bilinen ve bu kapsamda cezaevine gönderilen bu çocuklar, yaşadıklarından dolayı devlete kızgın.

Mehmet’in başta babası, amcası, abisi olmak üzere birçok aile üyesi geçmişte siyasi nedenlerle cezaevine girmiş. O da ortabirinci sınıfta okulu bırakmış, “Evde her zaman çok sorun oluyordu. O yüzde ders çalışamıyordum. Bu yüzden okulda başarısız oldum” sözleriyle anlatıyor nedenini. Sokakta arkadaşlarıyla birlikte dergi dağıtmasıyla birlikte ilk gözaltılar da başlamış.

Mehmet, 2010 ve 2011’de iki kez cezaevine girmiş, “İlkinde korkmuştum biraz” diye başladığı hikayesine şöyle devam ediyor:

“İlk gün müdür akıllı davranmazsam beni dövdürtmekle tehdit edip adi suçlularla aynı koğuşa verdi. 10 kişi kaldığımız koğuş mesulü herkese baskı yapıyordu. Zaten sık sık koğuştakileri öldüresiye dövüyordu, hem de ortada hiçbir neden yokken. Gardiyanlar da bunu görmesine rağmen ses çıkarmıyordu.”

45 gün sonra tahliye olan Mehmet, bir süre sonra yeniden tutuklandığını söylüyor. “Neden?” soruma ise, soruya şaşırarak yanıt veriyor: “Burda doğaldır, tutuklanmayan yok ki.”


‘O rapor doğru’


Röportaj sırasında Mehmet’in eli sürekli sağ gözüne gidiyor, yaşadıklarını anlatırken ovduğu gözü bir süre sonra kıpkırmızı oluyor. Biraz duraksayıp, ikinci kez girdiği Pozantı Cezaevi’nde şartların daha da kötüleştiğini anlatıyor:

“Daha gözaltına alınırken bile çok dayak yedim. Kafama yediğim darbelerden sonra bayılmışım, çok fazla şey hatırlamıyorum ama insanlar karakola götürülene kadar yerlerde sürüklendiğimi söylüyor. Tutuklanıp yine Pozantı’ya gönderildim ama bu defa siyasi herhangi bir durum olmaması için daha dikkatli davranıyor, beni sürekli uyarıyorlardı. Zaten bu baskı ve şiddet beni daha beter hırslandırdı, içimdeki öfke iyice büyüdü. Yalnız ben değil tüm arkadaşlarım benim gibi düşünüyordu. Tek hayalimiz cezaevinden çıkıp mücadelemizi daha kararlı bir biçimde yürütmekti.”

Mehmet Pozantı’da kendisini o kadar güvensiz hissediyormuş ki, geceleri herkes uyurken o ranzasında bağdaş kurup sabahı bekliyormuş. “Çünkü” diyor, “gündüz yaşanan en ufak bir tartışma gece ölümle son bulabilirdi. Oluyordu da. Çok büyük olaylar oluyordu ama ne müdür ne gardiyanlar koğuşlara karışmıyordu…”

Dilimin ucuna gelen soruyu sormaya bir türlü cesaret edemiyorum. “O rapor doğru mu?” demeye yelteniyorum birkaç kez, vazgeçiyorum. Sonunda Mehmet, kafamdan geçenleri okumuş gibi:

“O rapor doğru abla. Koğuş mesulü koğuştakileri dövmekle kalmaz, bazılarına başka şeyler de yapardı, taciz gibi. Yaşı büyüktü sonuçta. Diğer koğuşlardan da duyulmuştu hatta bu yaptıkları. Ben birkaç kez konuyu açmaya kalktım, ‘hepimiz kardeşiz burda’ diyerek konuyu değiştirdi.

Neyse tüm bunların dışında binanın, yemeklerin, sağlık ve temizlik koşuları da kötüydü. Ama arkadaşlarımdan duyduğuma göre Türkiye’nin tüm cezaevleri çok kötüymüş, şiddet ve kötü muamele her yerdeymiş…”

Toplam 2 buçuk yıl ve 18 bin TL para cezası alan Mehmet’in dosyası şu an Yargıtay’da bekliyor. Geleceği dair ne mi düşünüyor?: “Evvelsi gün terörle mücadeleden geldiler eve. Barışalım diye. Ben de bana yaptıklarını unutmadığımı söyledim. Unutmayacağım da…”



‘Raporu duyunca ölmek istedim’

Cezaevindeki çocukların durumu yalnızca kendilerini değil, ailelerini de derinden etkiliyor. Biz Mehmet’le konuşurken yan odada uyuyan babası Abdullah Bağıryanık, röportaj bittiğinde bıkkın yüz ifadesiyle yanımıza geldi. Oğlunun koğuşunda patlak veren skandalı duyduğunda o ne düşünmüştü?

“Zaten çok kötü şekilde götürmüşlerdi oğlumu. Bir de üstüne bu rapor ortaya çıktı ve çok korktum. O olayları benim oğlumun da yaşadığını düşündüm. Ölmek istedim. Bundan daha fazla başımıza ne gelebilir diye sordum.”

Geçmişten bu yana cezaevi koşullarında bir iyileşme olmadığına inanıyor:

“Benim cezaevine girdiğim süreç daha farklıydı, 95’te. Koşullar tabii ki çok kötüydü ama en azından kendi içimizde bir birliğimiz vardı. İşkenceler mutlaka vardı ama bir düzelme de olmadı o zamandan bu yana.”


‘Para getiriyorsam iyiydim’

Mehmet gibi çok çocuk var Türkiye’de. Bu kez siyasi değil, hırsızlık, uyuşturucu, gasp, kapkaç, cinayet gibi suçlara sürüklenen çocuklar. Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’na göre ise, Mayıs 2013 itibarıyla Türkiye’de çocuk cezaevlerinde 2000 çocuk kalıyor. Bunların 1400’ü tutuklu, 420’si hükümlü. Kız çocukların sayısı ise 42. Vakıftaki uzmanların sorularını yanıtlayan çocuklar, şu ifadeleri kullanıyor:

“Para getiriyorsa iyi, getirmiyorsa kötü. O gün para kazanamadıysam eve giremezdim. İnsan çocuğuna bu paraları nerden buldun diye sormaz mı? Sadece benden para beklerlerdi, sadece para konusunda konuşurduk.” (Yaş, 20)

“Dışarıda düşüneceğin insan olmasa ceza yatılır ama benim sevdiğim kız, ananem vardı düşündüğüm, merak ettiğim bu yüzden çok bunalıma girdim. Sonra koğuşta insanlar kendini kesip rahatlıyordu, bende de olmaya başladı. Sonra her bunaldığımda kesiyorum kendimi, manda dersine döndü derim kese kese. Kısa kollu bir şeyler giyemiyorum artık.” (Yaş, 17)

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Adli Psikiyatri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Coşkun ise, bugüne kadar yaptığı çalışmalardan edindiği sonuçlara göre, cezaevine giren çocuklarda, geçmişte var olan sorunların daha da derinleştiğini söylüyor.


‘Asıl biz tehlike altındayız’


Şimdi konunun bir başka tarafına, gardiyanlara yöneliyoruz. Cezaevi İnfaz Memurları Derneği Başkanı Levent Preveze, söze, Pozantı ve Şakran skandallarının “tezgah” olduğunu, iddiaların asılsız olduğunu söyleyerek başlıyor:

“Aslına bakarsanız tam tersi olarak, şiddete çocuk ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin maruz kaldığını söyleyebiliriz. Çünkü çocuk tutuklu ve hükümlülerin birçoğunun, gerek fiziksel olarak, gerekse psikolojik olarak diğer yaşıtlarından daha gelişmiş olduğunu tecrübelerimize dayanarak söyleyebiliriz.

Buna bir de ergenlik davranışları eklenince onları cezaevi gibi birçok katı kuralın olduğu kapalı bir ortamda tutmanın zorluğu daha iyi anlaşılabilir. Çalışılması en güç grup her zaman çocuklar olmuştur.”

Preveze, Türkiye’de çocuk infaz kurumlarının büyük eksikleri olduğunu kabul ediyor. Kurumların fiziksel yetersizliği, aşırı doluluk oranları, nitelikli personel azlığı, eğitim ve iyileştirme süreçlerine ailelerin dahil edilememesi ve sivil toplumun konuya ilgisizliği, Preveze’ye göre bu alandaki temel sorunlar.

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.