Palalı Demokrasi Anlayışı

Yayınlanma tarihi: 13 Temmuz 2013 Cumartesi, 06:41

Demokratik hukuk devletinde, insan onurunu ve yaşamını korumak, hükümetlerin en önemli görevidir. Devlet, her bireyin can güvenliğini korumak için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.

Demokrasi ve hukuk devletinin en belirgin özelliği, toplum bireylerinin kendilerini tam anlamıyla güvende görebilmeleridir. Bu da demokratik yasaların sağladığı ve herhangi bir yasadışılığa ve keyfiliğe asla ödün vermeyen güvencedir. İnsan onurunun dokunulmazlığı, gerçek hukuk devletinde en temel kişisel insan hakkıdır.

Türkiye’de özellikle Gezi Parkı ve Taksim olaylarında yaşananlar demokrasi, insan hak ve özgürlükleri bakımından tam anlamıyla bir yüz karasıdır.
Beş gencin polis gücüyle yaşamını kaybetmesi, 11 kişinin polisin kullandığı silahlar sonucu gözünü kaybetmesi, binden fazla kişinin yaralanması ve yüzlerce kişinin yasalara aykırı olarak tutuklanması, hiçbir demokratik hukuk devletinde benzeri olmayan ölçüsüz devlet şiddetidir. Başbakan meydanlarda ve TV kanallarında halka yanlış bilgi vererek toplanma ve yürüyüş yapma hakkını yerine getirenlere karşı kullanılan biber gazının, gaz bombasının, tazyikli suyun, demokratik ülkelerde de uygulandığını söylemektedir.

Türkiye’nin itibarı

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa Kamuoyu ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin gösterdiği haklı tepki, polisin kullandığı orantısız ve aşırı şiddet ve baskılardan kaynaklanıyor. Başbakan tekrarladığı yanlış bilgilerle Avrupa kamuoyunun olsa olsa artan tepkisine ve eleştirisine neden olmaktadır.
Polisin kullandığı şiddet ve baskının yanı sıra, eli çivili sopalı, sivil giysili polis olduğu söylenenlerin yürüyüş yapanlara saldırmaları, yaralamaları, dövmeleri ve ağır hakaretlerde bulunmaları, ancak faşizm veya dikta ile yönetilen ülkelerde görülebilecek uygulamalardır. Bu da yetmezmiş gibi, eline koskoca palaları almış sivil giysili kişilerin, polisin gözü önünde, yürüyüş yapan kişilere ve hatta kadına saldırmaları, tüyler ürpertici ve tam anlamıyla faşizan bir saldırıdır. Basında yer aldığı gibi, bu saldırganlar AKP’li ise ve polis tarafından da korunuyorlarsa bu, ülkeyi bir iç savaşa taşıyabilecek suçtur ve en büyük sorumsuzluktur. Bu iğrenç ve ortaçağ karanlığı benzeri olayı Türkiye ve dünya kamuoyu televizyonlardan izledi. Öte yandan ağır suç işleyen bu kişiler serbest bırakılırken şiddete başvurmamış kişilerin gözaltına alınmaları ve hatta tutuklanmaları, devletin palalı eşkıyaları cesaretlendirir ve korurken, demokratik hakkını kullananları yıldırma yanlısı bir politika izlediğini sergilemektedir.
Hukuk devletinde hükümetler, kendilerini eleştiren ve bu amaçla toplantı, protesto gösterisi ve yürüyüş yapanları da, bu haklarını özgürce ve engelsiz olarak kullanabilmeyi sağlamakla görevlidir. Hatta devlet güçleri, bu gösterilerde herhangi bir saldırının olmamasını güvence altına almakla sorumludur. Bu yürüyüş ve toplantılarda yaralananlara acil servis ve sağlık hizmetleriyle derhal yardımcı olmak da devletin ana görevidir. Oysa Başbakan ve partisi, yaralıların sığındığı camiyi, otel ve işyerlerini hedef almaktan ve hatta yaralılara bakan doktorlar hakkında kovuşturma yapılması emrini bile vermekten geri kalmamıştır. Gezi Parkı ve Taksim olayları esnasında rapor alan polisler “vatan haini” olarak görülmekte ve sürülmektedirler. Bu anlayış Başbakan’ın ve partisinin, demokrasi ve hukuk devletinin temel ilkelerinden ne denli uzak olduğunun en açık kanıtıdır. Bu durumu Türkiye ve dünya kamuoyu hayret ve şaşkınlıkla izlemektedir.
Sayın Başbakan, işte tam da bu olaylar ve görüntüler sizin ve ne yazık ki Türkiyemizin de itibarını dünya kamuoyunda yerle bir etmiştir.
Bunun tam aksine milyonlarca insanın Gezi Parkı’nda, Taksim’de, Kadıköy’de, Ankara’da, İzmir’de ve Türkiye’nin birçok yerinde kaba kuvvete başvurmadan, müzikleriyle, sanatsal ve kültürel bir dizi etkinlikleriyle, özgürlüğü, demokrasiyi ve insan haklarına saygıyı simgeleyen yürüyüş ve toplantılarıyla, Türkiye’nin saygınlığını ve onurunu büyük ölçüde artırmışlardır. Türkiye’de milyonlarca insanın gösterdiği bu direnişe, birçok sivil toplum kuruluşunun ve bazı sendikaların da aktif destek vermeleri, Türk insanına ve Türkiye’ye sempati duyulmasına neden olmuştur.

AKP’nin demokrasi anlayışı

AKP, 2002 yılında seçimleri kazanarak hükümeti kurduğunda, kendisine duyulan tepkileri aceleci bulmuş, seçimleri kazanarak hükümet olmuş bu partinin denenmesi ve buna göre karar verilmesi gerektiğini savunmuştum. En geç ikinci hükümet dönemlerinde görüldü ki, AKP anayasanın değiştirilemez maddesi olan “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” ilkelerine bağlılığı anlamamış ve de benimsememiştir. Ve son yıllardaki uygulamalar da açıkça kanıtladı ki, Başbakan ve emrindeki AKP, çağdaş demokrasiyi anlayamamış ve de özümseyememiştir.

Başbakan ve partisi, seçimlerde gerekli çoğunluğu almış olmayı demokrasinin tek geçerli ölçütü olarak görmekte, kuvvetler ayrılığının, insan temel hak ve özgürlüklerinin, basın ve fikir özgürlüğünün, demokrasinin vazgeçilemez koşulları olduğunu anlamış ve benimsemiş değildir. Yapılan uygulamalar ve tekrarlanan söylemler bunun çok açık kanıtıdır. Demokrasiyi ve hukuk devletini, bir başka devlet biçiminin aracı olarak görenler, kendi amaçlarına varmak için kullandıkları demokrasiye, Türkiye örneğinde olduğu gibi, en büyük zararı verirler. Ancak Gezi Parkı ve Taksim direnişiyle başlayan ve milyonların sahip çıktığı bu toplumsal direniş, Türk halkının antidemokratik baskılara dur demekte kararlı olduğunu göstermektedir.

Prof. Dr. Hakkı Keskin/Siyasal Bilimci

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.