Beyoğlu'nda 10 yıllık savaş

Taksim, iki aydır kanayan, tam kabuk bağlayacakken üstüne sertçe basılan ve tekrar kan fışkıran bir yara gibi...
Yayınlanma tarihi: 5 Ağustos 2013 Pazartesi, 08:52

Gezi eylemleri, tüm dikkatleri Türkiye’nin bu en ünlü meydanına çekmiş olsa da, aslında Beyoğlu’nda 10 yıldır, usul usul dönüşmekte olan bir kültürel yaşam var. Topçu Kışlası, bir kültürün dönüştürülme sürecinde ne ilk ne de son.

Bir kere, Beyoğlu’nun çiçekçisinden tutun da balıkçısına, meyhanecisine kadar herkes şu konuda hemfikir: “Kültürel alanda bir şeyi Beyoğlu’nda oturtabilirseniz Türkiye’nin her yerinde oturtabilirsiniz.” Ve söylediklerine göre bu nedenle, her şey önce Beyoğlu’nda denenir… Bu anlamda ilk “deneme” de, 2004’te alkol ruhsatları alanında oldu. Ruhsatların Emniyet’ten Belediye’ye geçmesi, başta çok sempatik bir durum gibi algılandı: Daha az bürokrasi, daha çok iş! Evet, kimilerinin kuşkularının aksine, ruhsat almak zor olmadı, muhafazakar bir belediye alkol ruhsatı vermekte sorun çıkarmadı. Tek sorun, -iddiaya göre- Belediyede “Japonca” konuşuluyor olmasıydı. BEYDER Eşbaşkanı Tahir Berrakkarasu, yaşananları şu sözlerle anlatıyor: “Şartsız bağış adı altında bir tür rüşvet mekanizması dönmeye başladı. Böylece Japonca bilmeyenler de öğrenmek zorunda kaldı.”

2 yıl süren yol yapım çalışmaları

Ne olursa olsun ilk badire atlatıldı, esnaf rahat bir nefes aldı. Ama aynı yıl, İstiklal Caddesi ve bağlantı yolları, elektrik hatlarının yerin altına alınması için yapılan kazılar nedeniyle adeta köstebek yuvasına döndü. Çalışmaların ardından bölgede çevre düzenlemesi de yapıldı. Tüm bu işlemlerin tam 2 yıl sürmesi, cadde üzerinde ve paralelinde yer alan tam 7 bin esnafı çok zor durumda bıraktı. Elbette bu süreçte başta turistler olmak üzere birçok kişi Beyoğlu’na gitmeme yolunu seçti.

2005’e gelindiğindeyse Beyoğlu, eğlence vergisinin aylık 6.90 liradan 450 liraya kadar çıkarıldığı haberiyle bir kez daha sarsıldı. Bu haber, bir başka değişle yüzde 6 bin 600 oranındaki bu artış, Beyoğlu’ndaki 700 kadar eğlence vergisi ödeyen esnafta şok etkisi yarattı.

2007’de onaylanan sigara yasağı ile telif haklarına dair yasa da gece hayatına yeni bir darbe olarak algılandı. Mekan sahiplerinin anlattığına göre o dönem müzik meslek birlikleri, polis eşliğinde mekanları “basmaya” başladı. Çalınan şarkıların telif hakları yasasına uygun olup olmadığını kontrol etmekti amaç ama ortaya çıkan görüntü, uyuşturucu baskınlarından farksızdı. Ancak Beyoğlu’ndaki eğlence mekanlarına yönelik en vahşi denetimler 2009’da yaşandı. Çünkü bu dönemde, Belediyenin ruhsat taahhüt etmiş olmasına rağmen kapattığı mekanlar oldu. Müşteri içeride yemek yerken kapatma emrini veren zabıtalar, mekan sahiplerini hayli zor durumda bıraktı. 2010’da ise Beyoğlu için hayati önem taşıyan Tarlabaşı’nın Kentsel Dönüşümü başladı.

Ve öldürücü darbe...

2011’e gelindiğinde, Beyoğlu’nda emlak vergileri ortalama yüzde 1500, kimi mahallelerde ise yüzde 3000 arttı. Ama öldürücü darbe, masa sandalye yasağı şeklinde kendini gösteren “işgaliye yasağı”ydı… Mekan sahipleri, masa- sandalye yasağının sonlarını getireceğini her fırsatta tekrarladıysa da, belediye bu uygulamadan geri adım atmadı. Ancak bir süre sonra, masa sandalye yasağının altından bambaşka bir yapılanma ortaya çıktı. İstiklal Caddesi ve paralelindeki sokakları kapsayan Beyoğlu 1. bölgede, eğlence amaçlı kullanılan çok sayıda mekânın bulunduğu binaya apart otel, butik otel ve hostel tarzı otellere dönüştürülmesi için ruhsat verildiği; geri kalan çok sayıda eğlence mekânının bulunduğu bina sahibine de, otele dönüştürülmesi için teklif götürüldüğü ortaya çıktı. Bir başka değişle, Beyoğlu’nda masa sandalye yasağının altından otel çıkmıştı! 2011’de, çok tartışmalı Demirören AVM açıldı, kimilerine göre burası Beyoğlu’nun kalbine saplanan bir hançerden farksızdı. Aynı yıl, Emek Sineması’nın yıkımı konusunda en hararetli tartışmaların yaşandığı bir dönemdi. Beyoğlu, yalnızca bu konuda bile çok sayıda protesto gösterisine ev sahipliği yaptı.

2011’de bir de, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun yürürlüğe giren yönetmelik gereği, alkol markasının sponsorluğunda gerçekleşen organizasyonlara 24 yaş sınırı getirildi. Bu durum, Beyoğlu’nun en uğrak mekanlarını derinden sarstı.

Mekanların yüzde 70’i el değiştirdi

Tabii tüm bunlar karşısında kendisine yöneltilen eleştirilere Beyoğlu Belediyesi’nin yanıtı hiçbir zaman gecikmedi: “2004’te alkol ruhsatlı mekan sayısı 800’dü, bugün itibariyle 3250’ye ulaştı.” Peki bu doğru bir yol mu? Uzmanlar, İstiklal Caddesi ve paralelinin en fazla 2000 kadar mekana ev sahipliği yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Ve söyledikleri gibi de oluyor, mekanların büyük bir çoğunluğu ayakta duramıyor. Örneğin son 10 yılda Beyoğlu’ndaki mekanların yüzde 70’i el değiştirdi. Büyük bir kısmı yine aynı sektörde içinde kalmış olsa da, otel, hostel, residence’a dönüşen mekanların sayısı giderek arttı. İddiaya göre İstanbul’un eğlence hayatı artık Karaköy’e sıkıştırılıyor. Beyoğlu ise 10 belki de ilk günden hedeflendiği gibi bir oteller bölgesi olmaya doğru hızlı adımlarla ilerliyor…

‘Disneylandlaştırılmış bir tüketim merkezi’

Beyoğlu’nda son 10 yılda hayata geçen uygulamalar böyleydi. Şimdi, söz konusu uygulamaları konunun uzmanları yorumluyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden eğlence sosyoloğu, “İstanbul’da Eğlence” kitabının editörü Volkan Aytar, Beyoğlu’nun son 10 yılda yaşadığı dönüşümü şu sözlerle anlatmaya başlıyor:

“2002’den itibaren AKP’li belediyelerin ve merkezi hükümetin İstanbul’u bir ‘küresel metropol’ ya da ‘marka şehir’ haline getirmeye yönelik politikalarına tanık olmaktayız. Hem binyıllık uygarlıkların merkezi olarak kenti, hem Müslüman-Türk İstanbul’unu, hem de çağdaş sanat-kültür metropolü olarak İstanbul’u öne çıkarmak. Bu aslında doğru bir yaklaşım ancak çok ‘seçici’ bir şekilde bunun gerçekleştirilmesi söz konusu oldu. Örneğin daha çok Müslüman-Türk İstanbul’unun öne çıkarılması gibi... Kültür siyaseti daha kapsayıcı olmalıydı... Ayrıca Tophane’deki gerilimde gördüğümüz üzere, çağdaş sanat metropolü olarak merkezi İstanbul’un, derin İstanbul olan semtlerle çatışması söz konusu oldu... Beyoğlu daha seküler yaşam tarzları ile derin İstanbul”un çok da onaylamadığı bir semt olarak yansıtılabildi...”

Beyoğlu Belediye’sinin “masa sandalye” yasağı ile planlananın ne olduğu hala muğlak olduğuna dikkat çeken Aytar, şöyle devam ediyor:

“Bir taraftan İstanbul’u küresel metropol olarak markalaştırmaya çalışırken diğer taraftan bu küresel çekiciliğin en önemli unsurlarından eğlence hayatına darbe vuracak bu girişim çelişkili bir durum yaratıyor. AVM’lerin İstiklal Caddesi’ne gelmesi de göz önüne alınırsa, aslında belki de çok çelişkili bir durum olmayabilir bu. Beyoğlu, daha “aile dostu”, “turist-dostu,” neredeyse “Disneyland”laştırılmış bir tüketim merkezi haline getirilmek isteniyor olabilir. Talimhane’nin oteller bölgesi olarak dönüşmesi bunun ön aşamasıydı. Şimdi belki de istenen, Cihangir’in daha önceki mutenalaştırılması gibi, Beyoğlu’nun da ucuza içki içilen, öğrenci alt kültürlerinin mekan tuttuğu bir yer yerine, içki ve eğlencenin daha kapalı alanlarda tüketilebildiği ama daha çok AVM-mağaza, kafe tarzı işletmelerle yerli-yabancı ailelere daha çok hizmet eden bir merkez olması. Oysa her ikisini hatta çok daha büyük bir çoğulculuğu içeren bir Beyoğlu hala mümkün. Aileler de gelmeli buraya, sanatçılar da, öğrenciler de. Ama siyasi düzeyde, belediye uygulamalarıyla dayatmalar şeklinde olursa, Beyoğlu’nun hayatiyeti de hasar görebilir... O noktada, küresel bir metropol yerine, renksiz, herhangi bir diğer tüketim metropolünün tekrarı bir kentsel AVM kalır elimizde ki, bunun dönüşü de çok zor olur...”

‘Muhafazakarlar muhafaza edemedi’

İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Kent Sosyoloğu Ferhat Kentel, AKP’nin temsil ettiği yeni kent politikaları ile birlikte, Beyoğlu, Taksim ve İstiklal Caddesi’nin giderek, neo-kapitalizmin kendini yeniden üretme mantığına bağlı olarak tüketim ekonomisinin, mekandan rant elde etmenin her türlü faaliyetine tanık olduğuna dikkat çekiyor. Kentel, şöyle devam ediyor:

“Aslında Bizans’tan beri Pera (karşı yaka) olan Beyoğlu hep biraz dışarısıydı; hep değişen ama hep yerel dinamiklerle beslenen bir mekandı. Artık, paradoksal bir şekilde, kimliğinde muhafazakarlık olan bir hükümetin döneminde yerellik ve içerisi giderek önemini kaybetti. Beyoğlu muhafazakarların muhafaza etmedikleri, edilemeyen bir yer oldu.

Beyoğlu ara sokaklarıyla, lokantalarıyla, kafeleri ve barlarıyla kendine özgü şenlikli bir yerdi; ama belli ki, sokaklara masa koyma yasağıyla birlikte, bütün İstiklal caddesi ve çevresinde bir kere daha sermayede el değiştirilmek isteniyor. Her zaman olduğu gibi... Bir zamanlar Rumlar, Ermeniler kovalandı; şimdi onların yerine oturanlar da kovuluyor.”

‘İlişki anılarla sürüyor’

İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Ersen Gürsel, Beyoğlu’nda yaşanan değişimden söz ederken, insanların binalarla ve merkezle olan ilişkisinin anılarla sürüyor olduğu gerçeğini unutmamak gerektiğine dikkat çekiyor. “Bu tür merkezler; insanların buluşma, sosyalleşme ve paylaşım mekanıdır. Kanımca, mimari unsurlar 2. derecede önemlidir” diyen Gürsel, şöyle devam ediyor: “Kentsel kimliğin oluşmasında mekan tarifi önemlidir. Mesela bir yeri tarif ederken İnci Pastanesi üzerinden tarif ediyor, pastaneyi geçince diyorsunuz… Beyoğlunda gezenlerin çoğu sadece birinci katları bilir. Çünkü bu mekanların hareketli cepheleri ve sürprizli dokusu insanların mekanı tanımasını kolaylaştırır. Ancak İstiklal’da yeni yapılan Demirören AVM’si kocaman ve soğuk bir atmosfer oluşturdu, İstiklal Caddesinin boyutlarını değiştirdi. Ve Emek sineması örneğini ele alalım; projeye göre salonu üst kata taşımayı düşünüyorlar.. İyi de o sinemanın en önemli yeri, herkesin buluştuğu, kaynaştığı ve sokakla bütünleşen fuayesiydi. Onu nasıl geri getireceksin?”

Kamuya değil, rant odaklarına hizmet

Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Akif Burak Atlar ise, süreci şu sözlerle anlatıyor:
“Son 10 yıla bakmak için, biraz daha geriye girmek gerekiyor. 1993’te Kentsel Sit Alanı ilan edilen Beyoğlu için 2009 yılında onaylanan Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’na kadar plan yapılamadı. 16 yıl süren bu plansız süreçte Beyoğlu’nun dönüşümü 90’lı yıllarda kullanıcı profilinin değişmesi ve sokakları yavaş yavaş dönüştürmesiyle başlıyor. İstiklal Caddesi’ni besleyen sokaklarda yaşanan bu soylulaşma süreci günümüze yaklaştıkça üst düzey sermaye gruplarının da Beyoğlu bölgesine yönelmesine sebep oluyor.”
Beyoğlu’nun hem gündüz hem gece kullanımlarındaki merkeziyeti belirginleştikçe, ilçe sınırlarında yer alan konut dokusunun da değer kazandığına dikkat çeken Atlar, sözlerini şu ifadelerle noktalıyor:

“2009’da onaylanan planlar ise bu değişimi hızlandıracak nitelikte: İstiklal Caddesi başta olmak üzere fonksiyonlara ilişkin tercih kullanma inisiyatifini yatırımcılara bırakarak kültürel anlamda çok önemli bir merkez olan Beyoğlu’nun Turizm ve Ticaret Merkezine dönüşümüne zemin hazırlıyor bu plan. Beyoğlu’nda bulunan özel statüdeki alanlar için farklı idareler tarafından hazırlanan projeler ise spekülatif baskıyı arttıracak nitelikte örnekler. Özelleştirme İdaresi’nin yetki alanında bulunan Salı Pazarı bölgesi için hazırlanan Galataport Projesi, bu dönüşümün ivmesini arttıracak projelerden biri. Metrekare değerlerinin giderek yükseldiği bölgede kamusal bir alan olan Gezi Parkı’nda 70 yıl önce yıkılmış bir Topçu Kışlasını yeniden inşa etme fikrinin ise resmin bütününe bakıldığında kamuya değil rant odaklarına hizmet edeceği net olarak görülebilir.”

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.