Obama'yı Beklerken...

Yayınlanma tarihi: 27 Mart 2009 Cuma, 07:20

Başkan Obama'nın seçim kampanyası boyunca, özellikle, Ermeni iddiaları ve ayrıca Kıbrıs konularında vermiş olduğu ve çoğu oy kazanma ihtiyacının gereği olabilecek ölçüleri bir hayli aşan sert bir üslup ve önyargılı içerik taşıyan demeçleri, bizim bu konuda iyimser olmamızı engellemektedir.

ABDnin 44. Başkanı Barack H. Obama 20 Ocak 2009 günü yaptığı göreve başlama konuşmasında, bütün dünyaya hitap ederek Biliniz ki Amerika, barış ve haysiyet içinde bir gelecek isteyen her ulusun, her erkek, kadın ve çocuğun dostudur ve buna bir kere daha önderlik etmeye hazırız demiştir. Böylece, ABDnin, öncelikle dünya kamuoyu nezdindeki bozuk görüntüsünü düzeltmeye matuf adımlar atmayı tasarladığının ve dış politika hedeflerine dünya ile barışık biçimde ulaşmaya çalışacağının işaretini vermiştir.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clintonın 7 Martta Ankaraya yaptığı ziyaret, yeni yönetimin imaj düzeltme hareketinin Türkiye boyutunu oluşturmuştur.

Hillary Clinton göreve başladıktan 45 gün sonra Türkiyeyi ziyaret etmiştir. Türkiyeye verilen bu öncelik kuşkusuz rastgele olmamıştır.

ABD yönetiminin önünde duran kabarık dış politika dosyalarından Afganistan, Irak, İran, Ortadoğu, Kafkasya, enerji güvenliği, terörle mücadele gibi doğrudan ABDnin çıkarlarını ilgilendiren konular Türkiye ile işbirliğini gerekli kılmaktadır.

Hillary Clinton’un ziyareti

Bu konularda Türkiye doğrudan söz ve rol sahibidir veya rol üstlenme kabiliyeti vardır. Ayrıca, Türkiye, dünya gündeminin sorunlarla dolu olduğu bir dönemde 2010 yılının sonuna kadar BM Güvenlik Konseyi üyesidir.

ABD, kendi öncelikleri içinde yer alan daha birçok konuda Güvenlik Konseyinde Türkiye ile işbirliği yapma ve desteğini alma ihtiyacındadır.

Üstelik, Türkiye, ABDnin 2000li yıllarda kamuoyu nezdinde önemli ölçüde destek kaybettiği ülkelerden biri olmuştur.

Kanaatimizce, Hillary Clinton, eski bir first ladyve yeni bir dışişleri bakanı olarak Ankaradaki misyonunda rolünü vakar ve zarafet içinde ustalıkla oynamış ve ülkesinin çıkarları açısından bir hayli başarılı olmuştur.

Akıllıca, NTVnin Haydi Gel Bizimle Olprogramına katılarak sempati toplamıştır.

Ankaraya Mısır, İsrail ve Filistini ziyaret ettikten sonra dönüş yolunda uğramamış, Brüksel ve Cenevredeki temaslarından sonra gelmiştir.

Programın bu şekilde yapılmasındaki diplomatik sembolizm, Türkiyenin konumu ve dış politika hedeflerine uygun bir anlam taşımıştır. Başkan Obamanın nisan ayı içinde Türkiyeye geleceğini Ankarada açıklamış olması da ziyareti kamuoyu bakımından daha ilgi çekici ve muhtevalı kılmıştır.

ABD Dışişleri Bakanı Ankaradaki demeçlerinde iki ülke arasındaki ortak değerleri demokrasiye, laik anayasaya (devlet yapısına), din hürriyetine ve serbest pazara bağlılıkşeklinde tarif etmiştir. Bush döneminde Türkiyeye yakıştırılan ılımlı İslam için model olmarolünden söz etmemiştir. Kuşkusuz bu, olumlu bir değişikliktir.

“Ortak düşman”

Ankarada yayımlanan Türkiye-ABD ortak bildirisinde PKKnin ve El Kaidenin ortak düşmanolarak nitelenmesi ve terörle mücadelede işbirliğinin arttırılmasındansöz edilmesi de kamuoyları bakımından önemli mesajlardır.

Yayımlanan ortak bildiri, iki devletin önümüzdeki dönemdeki ortak çalışmalarının gündemi mahiyetindedir. Birbirlerinden olan beklentilerini de açık veya kapalı olarak yansıtmaktadır.

İki Dışişleri Bakanı Türkiye ile ABD arasındaki ilişki ve işbirliğini tanımlarken dostluk, müttefiklik ve ortaklık kavramlarını kullanmışlardır.

Türkiye ile ABD 57 yıldır müttefik sıfatını taşımaktadırlar. Aralarında stratejik ortaklıkvardır. Ortak Vizyon Belgesioluşturmuşlardır. İlişkiler ve işbirliği giderek çeşitlenmiş, derinleşmiş ve yoğunlaşmıştır.

Bununla beraber, bu ilişki ve işbirliği manzumesi bu vakte kadar iki ülkenin kamuoylarına samimi dostluk biçiminde yansıyabilmiş değildir.

Bunun temel sebebi, ABDdeki karar alma mekanizmalarının, özellikle, Kongrenin dış politika konularında ülkedeki fevkalade teşkilatlı Rum-Yunan, Ermeni ve Musevi gibi lobilerinin etkilerine son derece açık olmalarıdır.

Bu durumun, yönetimin de zaman zaman işine geldiği ve Ne yapalım, Kongreyi aşamıyoruzmazeretinin arkasına sığınma ihtiyacına cevap verdiği, ilişkilerimizin akışı içinde görülmüştür.

Başlıca bu yüzdendir ki, Türk-Amerikan ilişkilerinin son 50 yıllık akışı içinde ABD yönetimi ve çoğu kez Kongre, Kıbrıs, Türk-Yunan ilişkileri ve Ermenilerin Türkiye ve Türk ulusu aleyhindeki iddiaları ve talepleri gibi konularda, bırakınız Türkiyeyi açıkça desteklemeyi, tarafsız kalmayı dahi başaramamıştır.

Aksine, ilgili konulara Rumlardan ve Ermenilerden yana taraf olmuşlardır.

Kıbrıstaki 1963-64 olaylarında Başkan Johnsonun Türkiyenin Adaya müdahalesini önlemek için Başbakan İnönüye 5 Haziran 1964 tarihinde ültimatom niteliğinde bir mektup göndermesi; Barış Harekâtımızdan sonra ABDnin Kongrenin kabul ettiği bir kanuna dayanarak 5 Şubat 1975-26 Eylül 1978 tarihleri arasındamüttefikTürkiyeye silah ambargosu uygulaması; Annan Planı hakkındaki 24 Nisan 2004 referandumlarının bilinen sonuçları karşısında Kıbrıslı Türkler üzerindeki ambargoların kaldırılması yolunda ABDde ve BMde yapılmış olan açıklamaların gereğinin geçen 5 yıl içinde henüz yerine getirilmemiş olması; Ermenilerin sözde soykırımve buna ilişkin iddia ve talepleri hakkında Kongrede takınılan tutumlar ve her 24 Nisan öncesinde ABDnin soykırımı tanıması için yasa çıkarılması yolunda yapılan teşebbüsler Türk kamuoyunda müttefikABD ile olan ilişkilerimizin niteliği hakkında olumsuz düşünce ve duygu birikiminin oluşmasına yol açmıştır.

Son yıllarda Türkiyenin rolü hakkında ABD tarafından ortaya atılan ılımlı İslam modeli yakıştırması da Türkiye Cumhuriyetinin temelinde yer alan laiklik ilkesine ters düşmüş ve ABDnin niyetleri hakkında kuşkular meydana getirmiştir.

ABDnin Türkiye ile ilişkiler bakımından işaretlerini vermeye başladığı yeni yaklaşımın yönetimin Türkiyeye hasım lobilerin girişimlerine karşı direnme gösterebildiği ölçüde başarılı olabileceğini düşünüyoruz.

Önyargılı demeçler

Şunu samimi olarak ifade etmemiz gerekir ki, Başkan Obamanın seçim kampanyası boyunca, özellikle, Ermeni iddiaları ve ayrıca Kıbrıs konularında vermiş olduğu ve çoğu oy kazanma ihtiyacının gereği olabilecek ölçüleri bir hayli aşan sert bir üslup ve önyargılı içerik taşıyan demeçleri, bizim bu konuda iyimser olmamızı engellemektedir.

Dışişleri Bakanı Babacan önümüzdeki 24 Nisanda ABD Kongresinde meydana gelebilecek gelişmeler hakkında bu aşamada ihtiyatlı konuşmuş olmakta haklıdır.

Barack Obamanın başkanlığı döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin ve işbirliğinin karşılıklı saygı ve güven duygusu içinde her iki ülkenin çıkarlarına uygun düşen gerçek dostluk niteliği kazanması ve sonuçlar vermesi dileğimizdir.

Tugay ULUÇEVİK Emekli Büyükelçi

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.