Yabancı dille eğitim

Dil eğitimi amacından sapıyor. Yabancı dil eğitiminin yetersiz ve sistematik uygulamalardan uzak olması, yabancı dille eğitimi ön plana çıkarmış durumda. Ana dilini yeterince bilmeyen öğrencilerin yabancı dil konusunda başarılı olamayacağı Türkiye gerçeğinden biliniyor. Türkiye bu konuda AB'nin yaptığının tam tersini yapıyor ve tam tersi sonuçlar alıyor.

15 Ağustos 2008 Cuma, 08:05

Eğitime gereken önemi vermeyen, çocuklarına ve gençlerine ulusal ve uluslararası düzeyde eğitim veremeyen toplumların gelişmişlik seviyesine ulaşmalarını düşünmek çok ütopik bir beklenti olur. Bunun içindir ki, Ulu Önder Atatürk Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra, asıl başarıya eğitim alanında verilecek mücadelenin kazanılması ile ulaşılacağını belirtmiştir. Eğitim, ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmasında etkin bir güç olan insan unsurunun yetiştirilerek, ondan sağlanacak faydanın en üst seviyeye ulaşmasını sağlar.

Cumhuriyetin ilk yılları eğitim alanında reform niteliğindeki pek çok yenilik ve değişime tanıklık ve öncülük etmiştir. Eğitim ve öğretim birliği sağlanması amacıyla 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmış, tüm eğitim ve öğretim kurumları Maarif Vekaleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı'na) bağlanmıştır. Bu durum mektep-medrese şeklindeki ikili çarpık yapıya da son vermiştir. Bununla birlikte yabancılar tarafından kurulup işletilen okullar da Maarif Vekaleti'ne bağlanarak Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki eğitim-öğretim kurumları tek çatı altında toplanmıştır. Bu, modern ve laik eğitim sistemine geçişin ilk adımıdır. 1 Kasım 1928'de Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun yürürlüğe girerek Arap harflerinin esaretinden kurtulan dilimiz artık Türkçeleşmiş, Türkçe eğitim ve öğretim Türkiye Cumhuriyeti eğitim kurumlarında resmen uygulanmaya başlamıştır. Ancak özellikle yazı dilinde kullanılan Türkçe'de Arapça ve Farsça'nın etkisi büyük oranda söz konusuydu. Bu etkiyi bertaraf etmek, yazı ve konuşma dilinde Türk dilinin kullanımını sağlamak amacıyla 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur.

Türk eğitim sistemi

Bugün gelinen noktada gelişmiş ülke konumundaki Avrupa devletlerinin ve ABD'nin bilim ve teknoloji alanında Türkiye'den ileride oldukları tartışma götürmez. Onların bilimsel ve teknolojik çalışmalarını takip edebilmek iyi derecede yabancı dil bilgisi ile mümkündür. Bu durum tüm bilim dalları ve her türlü teknolojik gelişme bakımından söz konusudur. Daha gerilere gidersek İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya'da Hitler'in zulmünden kaçan öğretim üyeleri Türkiye'ye getirtilmiş ve bu değerli bilim adamları bilgi ve deneyimlerini Türk üniversitelerindeki öğrencilere aktarmıştır. Ancak derslerin yabancı dil bilen asistanlar eşliğinde yürütülmesi yabancı dil eğitiminin ortaöğretimden itibaren öğretilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda 1928 yılında kurulan Türk Eğitim Derneği'nin kurduğu TED Koleji, 1952 yılından itibaren İngilizce eğitime geçmiştir. Bu tarihlerden, özellikle de 1980'den sonra Türkiye'de yabancı dilde eğitim yapan okullar (ilköğretim-lise) ve üniversiteler açılmaya başlamıştır. Önce yabancı dille eğitim yapan özel lise statüsündeki kolejlerin sayıları hızla arttı. Bu süreçte Anadolu liseleri ve fen liseleri de yabancı dille eğitim yapan okullar arasında yer aldılar. Ardından bazı devlet okullarını süper lise adı altında yabancı dil eğitimi veren okul haline dönüştürecek olan son derece doğru ve fayda sağlayacağı düşünülen bir proje geliştirildi ve uygulamaya kondu. Ancak tüm bu okulların yabancı dil eğitimi konusunda istenilen başarıyı sağladığını söylemek güçtür. Bu okullarda eğitim alarak mezun olanların yabancı dilleri istenilen seviyeye ulaşmamıştır. Burada önemli olan öğrencileri orta öğrenim çağından başlayarak, liseyi bitirene kadar en az bir yabancı dili iyi derecede öğrenebilecekleri seviyeye getirmektir. Bununla anlatılmak istenen söz konusu yabancı dili tüm dilbilgisi kalıpları ve sözcük bilgisi dahilinde öğrenip, okuduğunu anlama, anladığını o yabancı dilde düzgün cümlelerle ifade edebilme, gerek yabancı dilden Türkçe'ye gerekse Türkçe'den yabancı dile çeviri yapabilecek seviyede o dilin öğretilmesidir. Bu aşamada amaç temel dersleri, bilimsel içerik taşıyan dersleri yabancı dilde vermek olmamalıdır. Zira öğrenci bu nitelikteki dersleri en iyi şekilde kendi anadilinde kavrar ve öğrenir. Özel Okullar Birliği'nin yaptığı araştırmaya göre, öğrencilerin tamamına yakını bu eğitim kurumlarını iyi derecede yabancı dil öğrenmek amacıyla seçtiklerini belirtmişlerdir. Anadolu Liselerinde Uygulanan Yabancı Dille Öğretim Programlarının Değerlendirilmesi başlıklı araştırmaya göre de Anadolu Lisesi öğrencilerinin yüzde 82.4'ü fen grubu derslerinin Türkçe okutulmasını tercih etmekte; yüzde 83.9'u İngilizce öğretimde konuların iyi kavranamadığını, ve yabancı dille öğretimin öğrencileri ezbere yönelttiğini belirtmişlerdir.(1) Son değinilen nokta çok önemlidir. Bilimsel içerikli derslerin yabancı dille öğretilmesi dersin temel noktalarının ve içeriğinin iyi kavranamaması sonucunu doğurur. Öğrencilerin ezbere yönlendirilmesi, akıl ve mantığa dayalı, yaratıcılığı ön plana çıkaran, öğrenciye teorik bilgi yanında pratik bilgiyi de veren ve bunun uygulamasını sağlayan eğitim sisteminin tamamen yok edilmesine neden olmuştur.

Ana dil ve yabancı dil

Yabancı dil eğitiminin ortaya çıkmasıyla ana dilin adeta ikinci plana itilmiş olduğu izlenimine kapılmak mümkündür. Oysa yabancı dili en iyi şekilde öğrenmenin yolu ana dili çok iyi bilmek, kavramak ve kullanabilmekten geçmektedir. İyi bir Türkçe bilgisine sahip olmayan kişinin düzgün çeviri yapamayacağı unutulmamalıdır. İlköğretim ve lise dönemlerinde Türkçe dilbilgisi çok iyi derecede ve en ince ayrıntılarıyla öğretilmeli; öğrencilerin kompozisyon yazımını güçlendirmek amacıyla kompozisyon yazma tekniklerini içeren derslere eğitim programlarında ağırlıklı olarak yer verilmelidir. Bununla birlikte devletin kuruluş felsefesi ve dayandığı temel ilkelerin ve ulusal kültürün ana dilde verilmesi zorunluluğu vardır. Nitekim 14.10.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitim ve Öğretimi Kanunu, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Coğrafya ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin yabancı dille okutulamayacağını hükme bağlamıştır.

Türkiye'deki okullarda esasen en önemli sorun yabancı dil öğretiminde iyi bir eğitim sisteminin olmayışıdır. Yabancı dil eğitimi verilen okullarda o dilin iyi öğretilebilmesi için yabancı dil ders saatleri yeterli düzeyde olmalı. Laboratuar çalışması yapılabilmesi için gerekli teknik donanıma sahip olunmalı. Öğrenci ile bire bir iletişim kurulmasının önemi de yadsınamaz. En önemlisi de yabancı dili öğretecek kadronun iyi seçilmiş olması, mümkünse yabancı dil seviyesinin ölçümü için bir seviye sınavına tabi tutulmasıdır. Bu dönemde yabancı dilin iyi bir şekilde öğrenilmesi halinde üniversitede ve üniversite sonrası başlayan mesleki yaşamda kişinin bilimsel ve teknolojik içerikli eğitim alması, araştırma yapması mümkün olur. Burada üniversitelerde de yabancı dil derslerinin yer almasının gerekliliğini vurgulamak gerekmektedir. Bu aşamadan sonra uzmanlık alanına ilişkin olarak mesleki yabancı dil öğrenimi çok kolay olur. Çünkü bu, yabancı bir dil öğrenme süreci olmayıp, mesleki terimlerin öğretildiği, bunların kullanım alanlarının belirtildiği bir aşama olacaktır.

Dipnot:

1- Mustafa Durmuş ÇELEBİ,Türkiye'de 'Anadil Eğitimi ve Yabancı Dil Öğretimi' Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:21, Yıl:2006/2 sayfa 293-294.

Çiğdem Erman (TUSAM Çalışma Hayatı ve Türkiye Araştırmaları Masası)