Kapat

Son Haberler

A+ A-

'Kazak orta sınıfı' doğuyor

Zengin ülke kaynaklarının doğru yönetimi. Batılı demokrasilerin orta sınıf üzerine kurulduğu birçok kaynakta dile getirilir. Güçlü orta sınıfı barındıran toplumların demokrasiden ayrılamayacağına inanılır. Orta Asya'nın zengin kaynaklara sahip ülkesi, bu tespitleri kullanarak başarılı olmaya çalışıyor.
Yayınlanma tarihi: 15 Ağustos 2008 Cuma, 08:09

"...bu durum açıkça gösteriyor ki en işlevsel siyasi topluluk orta sınıfın vatandaşları tarafından kurulmuş olandır; orta sınıfın geniş olduğu devletler en iyi yönetimi gerçekleştirenlerdir. Orta sınıfın geniş olduğu yönetimlerde ihtilaf ve bölünme en alt seviyededir."

Aristo, M.Ö.306

Çoğu zaman içinden çıkılmaz olarak görülen sorunların cevapları akla ilk gelenlerdir. "Düz mantık", aslında düşünüldüğünden de çok işlevseldir. Özellikle söz konusu, ülke yönetimi, refah, gelişim stratejileri gibi çetrefilli konular olduğunda aklımız çoğu kez düz mantığı reddetmeye koşullandırılmıştır, görüneni olduğu gibi kabullenmeyi reddeder. Bu yüzden çağlar öncesi bir filozofun söylediğiyle günümüz Dünya Bankası araştırmacısı Easterly'nin sözlerinin birbirinin 2307 sene sonraki tekrarı olması bile çoğu zaman bize "acaba?" dedirtmeye yetmez.

Dünya Bankası uzmanlarından Easterly'nin Temmuz 2001 tarihli raporu "Orta Sınıf Akdi ve Ekonomik Gelişme" adını taşıyor ve 82 referans içeriyor. Uzun soluklu bir derleme rapor olarak adlandırılabilecek olan çalışma, bir sosyo-ekonomik gelişme projesi olarak "orta sınıf"ı irdelemek isteyen araştırmacılara kaynak sağlamak bakımından önemli bir işleve sahip. Easterly'nin bu literatür taramasından faydalanarak ispatlamaya giriştiği gelişme tezinin iki temel ayağı var: geniş orta sınıf ve homojen etnik yapı. Bu iki nitelik pozitif yönde artış gösterdiği oranda, -yani orta sınıfın gelirden aldığı pay arttıkça ve etnik homojenlik sağlanıp milli nitelikli birleştirici, bütünleştirici devlet tipi oturdukça- o ülkede istikrarlı bir ekonomik gelişimden söz edilebiliyor(1). Uzun dönemde izlenen orta sınıfa dayalı gelişme siyaseti ekonominin yanı sıra siyasi istikrar, daha gelişmiş sağlık ve eğitim, daha medeni bir şehir kültürü, azınlıklar için daha yoğun adaptasyon ve yönetime daha çok yönlü halk katılımını beraberinde getiriyor. Ekonomi tarihçilerinden Lendis bu durumu: "Halk için ideal gelişme ve büyüme nispeten geniş olan orta sınıfla mümkündür" diyerek açıklarken "İngiltere'nin güçlü orta sınıfı"nı da Sanayi Devrimi'nin ilk bu coğrafyada ortaya çıkıp yayılmasının sebebi olarak gösteriyor. Yukarıdaki alıntılar asıl konumuz olan Kazakistan'ın güncel durumu açısından anlam taşıyor.

Kazakistan orta sınıfı

John Daly, "Kazakistan'ın Yükselen Orta Sınıfı" isimli Mart 2008 tarihli 100 sayfayı aşan detaylı araştırmasında, ülkede bağımsızlıktan itibaren sadece 17 yıl içerisinde neler yapılarak bugüne gelindiğini detaylandırarak Orta Asya'nın lideri olma yolunda hızla ilerleyen bir ülkenin öyküsünü anlatıyor. Belli başlı duraklar arasında mülk edindirme, ulaşım, eğitim, turizm, iletişim- teknoloji-internet, moda, yaşam biçimi, siyaset, ticaret, ve Ağustos 2007 meclis seçimleri yer alıyor. Her durak başka bir başarı öyküsü ve her birinin temelinde ortak bir amaca yönelik eylemler var: orta sınıfı kalkındırmak. Çünkü orta sınıf demek istikrar demek, ülkenin gelecek garantisi demek; Kazakistan'da orta sınıf her şey demek(2).

Kazakistan bağımsızlığın ertesinde yola hiç de şanslı başlamadı. Bir çok diğer sorunun içerisinde 2 tanesi acil kodu taşıyordu: 1989-2005 arasında 6 milyonun 2 milyonunun yitirilmesiyle son bulacak olan ülkenin kalifiye eleman gücünü oluşturan Rus kökenlilerin kaybı ve bağımsızlığın ilk yılı olan 1992'de yüzde 2960'lara ulaşan enflasyon krizi. Neyse ki Nazarbayev liderliğindeki ülke, çıkışın temel ekonomik reformları gerçekleştirerek kalifiye eleman göçünü durdurmakta ve Batı tipi mali sistemlerin ve hükümet meknizmalarının hızla hayata geçirilmesinde olduğunun farkına varmakta gecikmedi. Ayrıca yanı başındaki Rusya'nın geçirmekte olduğu deneyimi iyi gözlemleyen Kazakistan, Rusya'ya Batılı danışmanlarca uygulanan şok finansal terapilerin yıkıcı etkilerinden uzak durmayı başardı( Daly, 6). Bu doğrultuda Kazakistan Batı'nın sistemini örnek alırken "Hocanın yaptığını yap dediğini yapma" deyimiyle çok güzel açıklanabilecek bir strateji izlemeye başladı. Petrol gelirlerinden elde edilen kaynak bu stratejiyi hayata geçirecek reformlara aktarıldı. Ülkenin gelecek 20-30 yıllık süreçte petrol gelirlerini 27 milyar dolardan 96 milyar dolara çıkarması bekleniyor.

2000 yılında- hesaplanandan 7 yıl önce- IMF ülkeyi terk etti. Kredi derecelendirme kuruluşlarından olumlu not alan ilk Orta Asya ülkesi Kazakistan oldu. Kazakistan kurumlarının Batı ölçütlerinde verimlilik ve güvenilirliği uluslararası düzlemde onay alması yabancı yatırımcının ilgi ve güveninin kazanılmasını sağladı. Resmi olarak Avrupa Birliği Ekim 2000'de, Vaşingtonsa Mart 2002'de Kazakistan'ı Batı tipi serbest piyasa ekonomisi olarak tanıdılar. Gelişmeler önemliydi çünkü ülkenin enerjiye bağımlı ekonomiden kurtulup yatırımlarla güçlendirilmiş üretime dayalı milli bir ekonomi geliştirebilmesi için yatırımlar yaşamsaldı. Demokrasi için de bu yaşamsaldı.

Kazakistan'ın rakamları

Üreten ve kendine yeten bir orta sınıf hayaline ancak bu yolla ulaşılabilirdi. Birleşmiş Milletler raporları bu farkındalıkla atılan adımların başarısını gösterir nitelikte gelişti: yalnızca 5 yıllık bir sürede Kazakistan yoksulluğunu yarı yarıya azalttı, yoksulluk yüzde 39'dan yüzde 20'ye düştü; 2001'de gelirler yüzde 21 artarken, 2002'de bu artış yüzde 12 oranında oldu. 1998'de devrim niteliğinde bir reformla tüm yurttaşları kapsayan bir emeklilik programı devreye sokuldu, 2004'e gelindiğinde nüfusun yüzde 80i bu programın bir parçası haline getirildi. Hala gelir dağılımında eşitsizlik bir problem sayılsa da tüm kaynaklarca altı çizilen gerçek şu ki gelirler yalnızca dengelenmekle kalmayıp özellikle son on yıl içinde her yıl ortalama yüzde 9.5-10 dolaylarında artış göstermeye devam etti. Bu istikrarlı gelişim ulusal ve uluslararası otoritelerce de onay ve destek aldı: ABD, Avrupa Birliği, IMF, Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası bu önemli otoritelerden birkaçı. Onlar ülkede yaşanan refah ortamını Kazakistan hükümetinin serbest piyasa ekonomisine destek vermesine, onu düzenleyici tedbirler almasına ve enerji sektöründeki gelişmelere bağlıyorlar. Ekonomi politikasında izlenen öncelikler de bu yaklaşımı doğrular nitelikte: bu atılımlardan biri devlet teşebbüslerinin özelleştirilmesi oldu. Bu özelleştirmelerin halka dönüşü halkın ev sahibi yapılması doğrultusunda gerçekleşti. Orta sınıftan herkesi bir ev sahibi yapmak öncelik olsa da, özel mülk edinimi teşvik edilerek evin yanı sıra araba sahibi olanların da oranı hızla artıyor; bu oranın 2012 yılında her 1000 kişiye 300 araç düşecek şekilde artacağı öngörülüyor.

Diğer bir reform ise eğitim alanında gerçekleşiyor. Eğitim reformu, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra açığa çıkan kalifiye eleman eksiğini dengelemek gerekliliğinden ötürü aslında bir zorunluluk olarak çıktı bağımsız ülkenin karşısına. 2007 yılı itibariyle, 81 branşı ile 181 yüksek eğitim kurumundan mezun olanlar orta sınıfın bir parçası olarak hayata atılıyorlar. Öğrencilerin yurtdışında eğitim görmeleri devlet eliyle finanse edilip yönlendirilen bir strateji. 2005 yılında 3000 öğrenci bu amaçla, başta ABD üniversiteleri olmak üzere Avrupa ve Asya'nın önemli üniversitelerine eğitim için gönderildi. Bu öğrencilerden yalnızca yüzde 5 ila yüzde 15'i arasındakilerin ülkelerine geri dönmeme kararı alması aslında ülkedeki başarının önemli bir göstergesi. Bu demektir ki öğrencilerin yüzde 85 ila yüzde 95'i eğitim gördükleri ülkelerin tüm avantajlarına karşın ülkelerine dönüp büyüdükleri yerdeki üretim ve gelişime katkıda bulunmayı tercih ediyorlar. Bu demektir ki Kazak gençleri ülkelerine güveniyorlar, kendilerine sağlanan bir gelecek inancı var ve onlar da bunun bir parçası olmayı tercih ediyorlar. Ülkenin en yetkin beyinleri ülkelerine hizmet adına ABD'nin veya Avrupa'nın steril dünyalarını ve o dünyanın nimetlerini reddedip evlerine dönüyorlar, Nazarbayev'in gelecek idealine eklemlenmek için dönüyorlar: "Bizim gündemimiz eğitimle başlamalı. Her şeyin ötesi ve öncesinde, ülkemizin eğitimli ve hevesli insanlarını 21. yüzyılı kurmak için yönlendirme amacını taşımalıyız. Geleceğin savaşları ordularla değil eğitimle; tanklarla değil teknolojiyle; silahlarla değil bilgisayarlarla olacak. Siyasi, ekonomik ve teknolojik yönlerden Orta Asya'nın tarihin doğru safında olduğundan emin olmamız hayatidir." (Daly, 38)

Kazaklar umutlu

Açık olan şu ki, son 15 yıl içinde Kazakistan'da yapılan ekonomik ve eğitimsel reformlarla oldukça genç, profesyonel, eğitimli ve hevesli bir yönetici, yatırımcı ve işadamı sınıfı oluştu. Bu insanlar için zamanı tersine çevirmek kesinlikle yararlı olmayacaktır. Sovyet sonrası dönem bu sınıflar için çok kazançlı oldu ve onlar bu kazançlarını arttırarak yarına taşımak niyetindeler. Bu insanlar belki New York'taki, Londra'daki, Tokyo ya da Şangay'daki benzerleri kadar zengin milyarderler değiller; belki onlar kadar yüksek yaşam lüksüne sahip de değiller. Ama iş çıkışları kendi arabalarıyla huzurla gidebilecekleri kendilerine ait bir evleri, bilgisayar ve cep telefonları var. Internette sınırsız dolaşabiliyorlar, arkadaşlarıyla haftada bir akşam da olsa dışarı çıkabiliyor, kredi kartlarıyla hesabı ödeyebiliyor ve yemekte yaz için yaptıkları tatil planlarından konuşabiliyorlar. En önemlisi kendilerini yönetenlere karşı, -bazı olağan sıkıntıları saymazsak- derin şüpheler beslemiyorlar, hükümet ve devlet kurumlarının meşruiyetlerini tartışmıyorlar. Bir aile kuracak olmak onları endişelendirmiyor, çocuklarının geleceklerini "karanlık" olarak nitelemekten uzaklaşalı çok olmuş. Birilerinin onları tüm tehlikelere karşı koruyacağına dair inançları var, sonraki kuşakların daha da güzel günler göreceklerini düşünüyorlar. İçinde bulundukları coğrafyada ve tüm dünya genelindeki olumsuz gidişatın farkındalar; bu nedenle bir yandan "şükür" ederken bir yandan da sadece ülkeleri için değil dünya için de çözümün bir parçası olmayı dert ediniyorlar.

Teknoloji çağı diye anılan 21. yüzyılın göbeğinde bizler büyük bir paradoksun içerisinde, hala ve inatla yeterince nesnel bilgi ve belge sahibi olamamaktan yakınıp, en açık gerçeklikleri dahi görmeyi reddededuralım; Kazakistan üçüncü bir gözün açılmasını beklemek yerine iki göz ve bir akılla olayları doğru okumaya, yorumlayamaya ve gereğini yapmaya devam ediyor: "Gelişmiş ve huzurlu ülkelerin deneyimleri açıkça gösteriyor ki orta sınıf toplumun istikrarlı kısmını oluşturuyor; bu sınıfın gelişmesi ekonomik gönenci ve devamında da sosyal reformları getiriyor. Orta sınıfın varlığı gücün ve refahın garantisi olurken sosyal ve ekonomik modernleşmenin de motivasyonunu ve enerjisini sağlıyor. Bu yüzden küçük ve orta ölçekli işletmelere devletimizce verilen desteğin artarak sürmesi ülkemizin dönüşüm ve gelişiminin olmazsa olmazıdır. Bu alanda oldukça fazla sorunumuz olduğu doğrudur ama sorunları aşmak için doğru yolda olduğumuzun da bilincindeyiz." (Edilom Mamytbekov, Kazakistan Sosyal ve Ekonomik Analizler Kurulu Başkanı)

Dipnotlar:

1.Easterly, William. "The Middle Class Consensus and Economic Deevelopment", World Bank: July, 2001

2. Daly, C.K. John. "Kazakhistan's Emerging Middle Class", Central Asia- Caucasus Institute& Silk Road Studies Program .Washington D.C.: March 2008.

Ebru Eren ( TUSAM Türkistan Araştırmaları Masası)

Cumhuriyet İMECESİ

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler