Her 50 saniyede bir, bir çiftçi iflas ediyor...

Türkiye'de artık çiftçilerin de bir örgütü var. 20 bin üyeli Çiftçi-Sen, çiftçilerin sorunlarını çözmeyi, ekonomik politikaya yön vermeyi amaçlıyor. En büyük müttefiki tüketiciler, yoksullar, işçiler, işsizler...

17 Ağustos 2008 Pazar, 12:22

Türkiye’nin ilk çiftçi sendikası konfederasyonu geçen ay kuruldu: Çiftçi-Sen. Üzüm, Tütün, Fındık Ayçiçek, Hububat, Çay ve Zeytin Üreticileri olmak üzere yedi sendikanın birleşerek kurdukları Çiftçi-Sen’in toplam üye sayısı 20 binden fazla. Çiftçiler artık, tarım politikalarından gıda krizine, Avrupa Birliği’nin ortak tarım politikalarına, tohum yasalarına kadar pek çok konuda söz sahibi olmak istiyor, kendi kararlarını almayı amaçlıyor. Çiftçi-Sen Başkanı Abdullah Aysu anlatıyor...

- Çiftçi-Sen yedi sendikanın birleşmesiyle kuruldu. Bu birleşmenin şimdi olmasının özel bir nedeni var mı? Gıda krizleri, yanlış tarım politikalarının günümüzde daha da vahim hale gelmesi bu birleşmeyi tetikledi diyebilir miyiz?

Yanlış tarım politikaları 24 Ocak Kararları’yla birlikte daha arttı. 1989’dan sonra IMF ile yapılan Yapısal Uyum Programları hem ülkeyi hem de yurttaşları gıdada bağımlı kılıcı ilişkilerin içine çekti, biz çiftçileri de mesleğimizi yapamaz duruma getirdi. Bu yanlış tarım politikaları yüzünden Türkiye’de her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor. 1989’dan sonra tarım politikalarındaki tahribatı arttıran yanlış politikalar bizi haklarımızı savunmak için örgütlenmemiz gerektiği konusunda kuşkusuz tetikledi.

- Çiftçilik ve örgütlülük yıllardır birlikte konuşulmuyordu. Çiftçiler örgütlenmeye açık mı, ne kadarı örgütlü?

Çiftçilerin Cumhuriyet kurulduğundan bu yana hiç gerçek anlamda örgütleri olmadı, hep onların adına kararlar alındı. İktidardakiler bizi örgütsüzken daha kolay yönetebiliyorlardı, kırsaldan sanayiye kaynak aktarımını kolay yapabiliyorlardı. Artık köylüler örgütleniyorlar, sendikaları aracılığıyla hak arama mücadesine giriştiler. Bunu, Manisa Kırkağaç’ta Tütün-Sen’in, Alaşehir’de Üzüm-Sen’in, Fatsa’da Fındık-Sen’in, Rize Pazar’da Çay-Sen’in, Edirne Keşan’da Hububat-Sen ve Ayçiçek-Sen’in, Bursa Orhangazi’de Zeytin-Sen’in henüz girişim komitesiyken düzenledikleri mitinglere katılarak gösterdiler.

- İlk mücadele adımınızı belirlediniz mi?

Çiftçilerin mesleklerini sürdürebilmeleri için gerekli koşulların yerine getirilmesi için mücadele edeceğiz, çünkü biz üretmek, üreterek çevreyi korumak istiyoruz. Bu yüzden doğayla barışık bilge köylü tarımcılığına dönülmesini, tarımın desteklenmesini, ürün fiyatlarının maliyetlerin üstünde belirlenmesini istiyoruz.

- Uzmanlar gıda krizinin artacağını ve bunun yoksulluğu tetikleyeceğini belirtiyorlar. Çiftçi-Sen sadece çiftçiler için mi taleplerde bulunacak?

Evet, gıda krizi derinleşiyor ve bunun baş nedeni IMF ve Dünya Bankası’nın azgelişmiş ülkelere uygulattırdığı “Yapısal Uyum Programları” neticesinde üretimi değil, üretmemeyi destekleyen politikaları. Nedenlerin arasında tabii ki küresel iklim değişikliğini, tarımda uygulanan endüstriyel üretim tarzını, insan ve hayvan gıdası için değil enerji için tarım arazilerinin ayrılmasını sayabiliriz.

- Çözüm?

IMF ve Dünya Bankası politikaları yerine kendi ülke gerçekliğimize uygun bağımsız, demokratik, sosyal bir tarım programına ivedilikle geçmek. Toprakları enerji üretimi için değil gıda sağlamak için ayırmalı, küresel ısınmanın nedenlerini ortadan kaldırmak için uğraşmalıyız. Aslında dünyada gıda sorunu henüz yaşanmıyor, şu anda dünyadaki gıda miktarı yüzde 110. Açlıktan insanların yaşamını yitirmesinde, gıda krizinden çok adil paylaşım sorunu var, ama adım adım gıda krizine doğru da gidiliyor.

- IMF ve Dünya Bankası demişken, AB’nin tohumlarla ilgili standartları da, çeşitliliği azalttığı için eleştiriliyor.

Türkiye’de çıkarılan Tohum Yasası ile çiftçiler tohum üzerindeki egemenliğini yitirdi, kamu tohum konusunda devre dışı bırakıldı, tohumda şirketler egemen duruma getirildi. Bu da yerli tohum çeşidinin yok olmasına neden oluyor. Oysa küresel ısınma koşullarında ancak yerli tohumlar ile üretim yapılabileceği ortada. Tohumculuk yasasının yeniden düzenlenmesi için mücadele ediyoruz, edeceğiz. Çiftçi-Sen, AB’nin Avrupa Ortak Tarım Politikası’na karşı olan Coordination Peysane Euorpe- CPE- Avrupa Köylü Koordinasyonu ve dünya çiftçilerinin en üst örgütü Via Campesina’nın (Çiftçi Yolu) üyesi. Ayrıca yerel tohumların üretimini sürdürmek ve değişen iklim koşullarına uyum göstermelerini sağlamak için üyelerimize yerel tohumla üretmelerini salık veriyoruz.

- Artık neredeyse yediden yetmişe herkesin ağzından duyduğumuz bir eleştiri de en son buğdayda olduğu gibi her yıl tarımsal ürünlere yönelik ithalatın daha da arttığı.

Evet, ne yazık ki yeterlilikten hızla uzaklaştırılıyoruz. Tarım Bakanı üretimin devamını sağlayacak önlemler almak yerine gıda ihtiyacını dışarıdan ithal etme yoluna gidiyor. Tarım Bakanlığı adeta adı konulmamış İthalat Bakanlığı gibi çalışıyor.

- Çiftçi-Sen’in tarım politikalarını ne kadar etkileyebileceğini düşünüyorsunuz?

Çiftçi-Sen tarımdaki tahribatı durdurmak için tüm gücüyle çalışacak. Ne kadar başarılı olacağını yaşayarak göreceğiz, ancak tarımın tahribatı sadece çiftçilerin sorunu değil. Tüketicileri yeterli ve sağlıklı gıdaya erişme haklarından dolayı müttefikimiz olarak görüyoruz. Özellikle de tüketimi ve üretimi belirleme ve yönlendirme pozisyonunda olan kadınlar, ittifaklarımız arasında birinci sırada. Çevre ve doğa dostu örgütler, yoksullar, işçiler, kamu çalışanları ve işsizlerle çıkarlarımız aynı. Bu saydığım kesimlerle birlikte mücadele edebilirsek tarımda tahribatı durdurabilir, gıdada yeterliliği tekrar sağlayabiliriz.