Acı vatan neresi?

Sevim Yerlikaya, tam 20 sene Türkiye'de tek başına çocuklarına baktı. Almanya'ya eşinin yanına gitti, yaşamı daha da kötüleşti. Boşanmayı kabul etmeyince iftiraya uğradı. Üç torun sahibi bir kadın olarak başlattığı hukuk mücadelesini Almanya'da kazandı, Türkiye'de kaybetti. Yerlikaya'nın mücadelesi Yargıtay'a takıldı.

17 Ağustos 2008 Pazar, 13:49

Boşanma davası sırasında eşinin “zina” suçlamasıyla karşılaşan Sevim Yerlikaya’nın kazandığı tazminat Yargıtay’dan döndü. Yargıtay, “kocanın ‘suçlamasını ‘iddia savunma” sınırları içinde buldu. Çocukları için yıllarca susan, sonrasında hukuk mücadelesine başlayan Yerlikaya, “Onurum ve çocuklarım için mücadele ettim” diyor.

Yerlikaya’nın öyküsü, Hozat’ta başladı. 15 yaşında, âşık olduğu adama, Z.Y.’ye kaçtı... Evlilikleri başta iyi gidiyordu, bir yıl sonra Tunceli’den Malatya’ya taşındılar. Eşi tanıdıkları aracılığıyla iş buldu, tek göz odası olan bir ev tutuldu. Sevim’in mutluluğu, 1968 yılında eşinin işçi olarak Almanya’ya gitmesiyle sona erdi. Çocuklarıyla yalnız kaldığı yıllar boyunca, eşinin zehir zemberek mektuplarıyla başa çıkmaya çalıştı. Z.Y., kıskançlığın ötesinde şüpheci olmuştu, güvenmiyordu. Hakaretleri gitgide arttı. Sevim bir akrabasıyla görüşeceği zaman bile mektupla ya da telefonla eşinden izin alıyordu. Büyükleri bırakıp, yedi yaşındaki dördüncü çocuğu ile o da Almanya’ya gitti. Yıl 1988’di. Gider gitmez hamile kaldı, Gülnaz dünyaya geldi. Almanya’daki ikinci yılında çalışmaya başladı. Kazandığı parayı eşine veriyordu. Birikimlerle İstanbul’da üç ev aldılar. “Benim paradan haberim bile yoktu. İhtiyaçlarımızı karşılıyordu” diyor Sevim Yerlikaya “Beş kuruş bir kenara koymadım. Böyle olacağını bilmiyordum ki... Eşim, çocuklarımın babası ile ayrı gayrı yoktu ki...” Eşinin davranışları eve gelen misafirlerin yanında da değişmiyordu. Zamanla kimse gelmez oldu. O da gitmeyince, kalabalık bir çevrede yalnız kaldı:

“8 yıl da böyle yaşadım. Evin içinde devamlı küs... Araya girenler de oldu ama işe yaramadı. 34 sene bir gün ne karşılık ne bir cevap verdim. Sustum, yuttum ve ağladım. Nedenini bilmiyorum. Korku mu saygı mı?... 1995’te bana ‘ben seni severek almadım, inat olsun diye evlendim’ dedi. Ona olan sevgim, saygım o anda yok oldu. Ben de seni sevmiyorum artık dedim...”

Aralarındaki tartışma, 96’da Sevim’in oturma iznini uzatmasıyla alevlendi. Türkiye’ye dönmeyi kabul etmemesi Z.Y.’yi iyice saldırgan yaptı. “O kavgadan sonra, ‘evde çöpünü dahi görmeyeceğim’ diye haber yolladı” diyor Sevim “Üç hafta bir arkadaşın yanında kaldım kızımla, sonra ev tuttuk. Kimi yatak, kimi yastık verdi...”

Ayrı yaşamaya başladıktan bir süre sonra Sevim nafaka davası açtı ve kazandı. Z.Y., nafakayı ödemediği gibi 2001’de Türkiye’de şiddetli geçimsizlik iddiasıyla boşanma davası açtı. Mahkemede Sevim’in zina yaptığını iddia etti. Davada, çiftin çocukları da tanıklık etti. Babalarının iftira ettiğini, ayrılmalarında annelerinin kusurunun olmadığını söylediler. İstanbul’daki evlerin ikisinin annelerinin parasıyla alındığını bildirdiler. Bağcılar Asliye Hukuk Mahkemesi, kocanın açtığı davayı 2002’de reddetti. Sevim ise kendisi hakkında asılsız bir şekilde “zina yaptığı” suçlamasında bulunan eşi aleyhine 10 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Eşinin, ağır bir şekilde şeref ve onurunu zedelediğini ifade ederek, bu iftiranın mahkeme tutanaklarına da geçtiğini belirtti.

Sevim boşanmayı 2005 yılında kabul etti. Davanın görüldüğü Bağcılar Aile Mahkemesi, Sevim’e 15 bin YTL tazminat ödenmesine hükmetti. Ancak o, bu parayı da alamadı. “Çünkü” diye anlatıyor nedenini “Oğlumu evden çıkarmıştı, benden yana oldular diye. Tazminattan vazgeç, oğlanın evde oturmasına izin vereyim dedi. Çocuğumun sokağa atılmasını göze alamadım.” Sevim’in açtığı manevi tazminat davası ise 2006’da sonuçlandı. Bağcılar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, zina ithamının savunma hakkıyla ilgili olmadığını, Yerlikaya’nın kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirtti. Mahkeme, Borçlar Yasası’nın 49. maddesindeki sosyal ve ekonomik durumları göz önünde bulundurarak, eski eşi, 3 bin YTL manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Mahkeme, ayrıca, çiftin geçimsizlik nedeniyle boşandığını, zina iddiasıyla ilgili açılan bir davanın olmadığını belirtti. Dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne gitti. Şubat 2008’de temyiz incelemesini bitiren Yargıtay, kocanın suçlamasını, boşanma dilekçesinde yer alan dava sebebinin, yani, iddianın kanıtlanması amacıyla söylendiğini belirtti. “İthamın iddia ve savunma sınırları içinde kaldığı anlaşılmış olup, davacının kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir” dedi. Kararın bozulmasına hükmeden Yargıtay, davanın reddinin gerektiğini de ekledi.

Evden çıktım, güçlendim...

Sevim Yerlikaya, şimdi Almanya’nın Bremen kentinde yaşıyor. Sağlık sorunları nedeniyle çalışmayı bırakmış, 2009 yılında emekli olacak. Almanya’da bir kızı ve bir oğlu var. Diğer çocukları ise Türkiye’de. Üç de torunu var. Onca yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönme kararı alsa oturacak bir evinin olmadığını söylüyor. Eşi, birlikte aldıkları evleri de akrabalarının üzerine devretmiş. Bu nedenle boşanırken hiçbir hak iddia edememiş. Son iki yıldır da nafakayı alamıyor. “Çok uğraştım burada da orada da... Almanya’da hakkımı aldım ama Türkiye’de yediler. Bıktım artık” diyor. Mahkeme süresince de zaman zaman borçlanarak Türkiye’ye geldiğini davaları takip ettiğini anlatıyor. En çok da zina iftirasına “Duruşmada şok geçirdim, dondum kaldım” diyor. Eşinin başka biriyle birlikte olmak için bir an önce boşanmak istediğini anlatıyor. “Onu aldattığıma dair yalanlar söyledi... Ama ben ne ailemi ne çocuklarımı utandıracak bir şey yapmadım. Köklü bir ailenin kızıyım. ‘Ben namusumu onurumu senin için değil önce kendim için taşıyorum’ dedim ona da...” diyor. Okuması yazması olmadığını, Almanca da bilmediğini söyleyen Yerlikaya: “Herkes bana hayret ediyor... Nasıl ki evi terk ettim, bir aslana dönüştüm, öyle bir güç geldi bana... Çok üzüldüm, ağladım, perişan oldum, sıkıntılar çektim ama hiç vazgeçmedim. Evi ilk ayırdığımızda 16 yaşındaki küçük oğlum bana ‘önceden neden ayrılmadın’ diye sordu. Ben de ‘beşinizi alıp nere gideyim, almadan nasıl gideyim?’ dedim. Çocuklarım için katlandım, sonrasında da onlar için mücadele verdim. Ama yıllar önce, tek odada yaşarken mutlu olduğum kadar mutlu hiç olmadım. Keşke o günüme dönebilsem.” l